DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Hüseynî/Bu Gün Bî Cân İdim Ben Câna Erdim
Nefes · 16. yüzyıl

Bu Gün Bî Cân İdim Ben Câna Erdim

On bir beytin hepsi “erdim” redifiyle bitiyor ve her biri şairi başka bir ada bağlıyor: cânân, Şâh-ı Merdân, Mustafâ, devrin Mehdî'si, kâmil insan. Şiir bir varış listesi gibi kuruluyor ve damla-umman benzetmesiyle kapanıyor.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Bu gün idim ben câna erdim

    Ki cânım verüben cânâna erdim

    1Bugün cansızdım, cana ulaştım;

    2canımı vererek cânâna ulaştım.

    Matla bütün şiirin takas kurunu belirliyor: can verilir, cânân alınır. Aynı kökün üç hâli — bî-cân, cân, cânân — iki dizeyi dolduruyor, yani iddia cümleyle değil kelime türetmeyle kuruluyor. On bir kez dönecek “erdim” redifi de her beyitte konuşanı yeni bir ada iliştirecek.

  2. 2

    Muhammed çünki ilmin şehri olmuş

    Kapu olmuş ’e erdim

    1Madem Muhammed ilmin şehri olmuş,

    2kapısı olan Şâh-ı Merdân'a ulaştım.

    Beyit “Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır” hadisini alıntılamadan manzumeleştiriyor ve pratik sonucu çıkarıyor: bir şehre kapısından girilir. “Şâh-ı merdân”, yani yiğitlerin şahı, Alevî-Bektaşî kullanımında Ali'nin sabit sıfatıdır; böylece itikadî önerme ile tören dili aynı dizede buluşuyor.

  3. 3

    Ki bin yıl olmadan durmuş yerinde

    Muhammed Mustafâ sultâna erdim

    1Bin yıl olmadan yerinde durmuş olan

    2Muhammed Mustafâ sultana ulaştım.

    Dize kaynakta gramerce gevşek ve bir öncelik iddiası olarak okunuyor: zaman sayılmaya başlamadan önce yerinde duran şey. Arkasındaki düşünce nûr-ı Muhammedî, yani Peygamber'in hakikatinin tarihsel hayatından önce var olduğu inancıdır; nefes bunu ispatlamaya çalışmadan, dinleyicinin bildiği bir şey gibi anıyor.

  4. 4

    Götürdü zulmu adli kıldı zâhir

    Muhammed Mehdi-i dervrâna erdim

    1Zulmü kaldırdı, adaleti açığa çıkardı;

    2devrin Mehdî'si Muhammed'e ulaştım.

    Beklenen imam adıyla değil işiyle giriyor şiire: zulmü kaldırmak ve adaleti görünür kılmak, Mehdî tasavvurunun standart tarifidir. Fiillerin geçmiş zamanda olması dikkat çekici — beklenen olay olmuş bitmiş gibi anlatılıyor. Kaynaktaki “dervrâna” dizgisi korundu.

  5. 5

    Bana benden değil işbu vazife

    Erenler serveri sırdâne erdim

    1Bu görev bana benden gelmedi;

    2erenlerin başı olan sır sahibine ulaştım.

    Konuşan kendi görevinin sahipliğini reddediyor; nefeslerin iddialarını meşrulaştırma biçimi çoğunlukla budur — söz seçilmiş değil, verilmiştir. “Sırdân” sırrı bilen ve aktarandır; “erenler serveri” ise onu şiirin tırmandığı silsilenin başına yerleştiriyor.

  6. 6

    Cemî’-ül-cem’de cem’ olmuş özü

    Hakikat kâmil-i insâna erdim

    1Özü cem'ül-cem'de toplanmış olan

    2hakikatte kâmil insana ulaştım.

    “Cem'ül-cem'” gören ile görülenin ayrı sayılmadığı son makamın adıdır; ama “cem” aynı zamanda Bektaşî töreninin adı olduğu için terim bir ayağını nefesin okunduğu odada tutuyor. Beyit o makamı bir hâl olarak değil, bir kişi olarak tanımlıyor.

  7. 7

    Yüzü Seb-ul mesânîdir muayyen

    Acâyib sûre-i Kur’ân’a erdim

    1Yüzü besbelli Seb'ul-mesânî'dir;

    2acayip bir Kur'ân sûresine ulaştım.

    Yüzün hurufî okunuşu Husrev'in gazelindeki gibi burada da var, ama şaşkınlıkla karışık: “acâyib” keşfi öğreti hâline getirmeden taze tutuyor. “Muayyen” ise bu özdeşliğin bir yorum değil bir tespit olduğunu söylüyor.

  8. 8

    edüb giymiş âdem sûretini

    Bu imiş sûret-i Rahmân’a erdim

    1İnsan suretini elbise gibi giymiş;

    2meğer Rahmân'ın sureti buymuş, ona ulaştım.

    “Don” hem sade Türkçede giysi hem Alevî-Bektaşî dilinde canın büründüğü beden demek — “don değiştirmek” deyimi buradan gelir. Ağır bir iddiayı bu kadar evcil bir kelimeyle söylemek beytin tavrını belirliyor. “Bu imiş” de sonucu bir ispat değil, bir fark ediş olarak kaydediyor.

  9. 9

    Yüzün gören bulur Hak’dan nedâmet

    -ı rahmet ü gufrâna erdim

    1Yüzünü gören, Hak'tan pişmanlık bulur;

    2rahmet ve bağışlanma bakışına ulaştım.

    Görmek önce pişmanlık, sonra bağışlanma getiriyor; bu, tövbenin affı kazandığı alışıldık sırayı tersine çeviriyor. “Nazar” bakışın kişiye yöneltilmiş hâlidir, dolayısıyla beyit bakışı geri döndürüyor: okunan yüz artık okuyanı okuyor.

  10. 10

    Nefesiyle ölü canlar dirilür

    Görün kim Îsi-i devrâna erdim

    1Nefesiyle ölü canlar dirilir;

    2görün ki devrin Îsâ'sına ulaştım.

    “Nefes” hem soluk hem bu şiirin tür adıdır; beyit Îsâ'nın ölü dirilten soluğunu anarken söylenmekte olan metnin de aynı işi gördüğünü sessizce ima ediyor. “Görün kim” şiirde ilk kez dinleyiciye dönüyor — cemde okunmak üzere yazılmış bir metin için beklenen bir hamle.

  11. 11

    Hüseynî vâsıl-ı Hak’dır hakikat

    Ki bir idim ummâna erdim

    1Hüseynî gerçekten Hakk'a ulaşmıştır;

    2bir damlaydım, ummana ulaştım.

    Mahlas beyti matladaki takası klasik damla-umman imgesiyle kapatıyor; asıl incelik kipte: “idim” damlayı geçmişte bırakıyor, yani şiir konuşanın şimdi ne olduğunu söylemeyi reddederek bitiyor. Tezkire yazarları Hüseynî'yi başkalarının şiirlerini sahiplenmekle suçlar; divan değil tören repertuvarı içinde dolaşan bu tür nefesler o tartışmanın dışında kalır.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 144539 numaralı sürüm esas alındı; “—2—” sıra numarası alınmadı, yirmi iki dize kaldı. Dördüncü beytin ikinci dizesi “Muhammed Mehdi-i dervrâna erdim” diye dizilmiş; kelime “devrâna” olmalı, dizgi kaynaktaki gibi bırakıldı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirTavâf-ı Haccın Ey Dilber Sevâbı Gerçi A’lâdır
Tavâf-ı haccın ey dilber sevâbı gerçi a’lâdır.
Hüseynî · Gazel

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

bî cân

cansız

cânân

sevgili; canın kendisine verildiği kişi

Şeh-i merdân

yiğitlerin şahı; Hz. Ali'nin sıfatı

cem’-ül-cem’

çokluğun birlikte eridiği son makam

Seb-ul mesânî

“yedi tekrarlanan”; Fâtiha sûresi

don

elbise; canın büründüğü beden

nazar

bakış; ilgiyle yönelen bakma

katre

damla