Bu Gün Bî Cân İdim Ben Câna Erdim
On bir beytin hepsi “erdim” redifiyle bitiyor ve her biri şairi başka bir ada bağlıyor: cânân, Şâh-ı Merdân, Mustafâ, devrin Mehdî'si, kâmil insan. Şiir bir varış listesi gibi kuruluyor ve damla-umman benzetmesiyle kapanıyor.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Bu gün idim ben câna erdim
Ki cânım verüben cânâna erdim
1Bugün cansızdım, cana ulaştım;
2canımı vererek cânâna ulaştım.
- 2
Muhammed çünki ilmin şehri olmuş
Kapu olmuş ’e erdim
1Madem Muhammed ilmin şehri olmuş,
2kapısı olan Şâh-ı Merdân'a ulaştım.
Beyit “Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır” hadisini alıntılamadan manzumeleştiriyor ve pratik sonucu çıkarıyor: bir şehre kapısından girilir. “Şâh-ı merdân”, yani yiğitlerin şahı, Alevî-Bektaşî kullanımında Ali'nin sabit sıfatıdır; böylece itikadî önerme ile tören dili aynı dizede buluşuyor.
- 3
Ki bin yıl olmadan durmuş yerinde
Muhammed Mustafâ sultâna erdim
1Bin yıl olmadan yerinde durmuş olan
2Muhammed Mustafâ sultana ulaştım.
Dize kaynakta gramerce gevşek ve bir öncelik iddiası olarak okunuyor: zaman sayılmaya başlamadan önce yerinde duran şey. Arkasındaki düşünce nûr-ı Muhammedî, yani Peygamber'in hakikatinin tarihsel hayatından önce var olduğu inancıdır; nefes bunu ispatlamaya çalışmadan, dinleyicinin bildiği bir şey gibi anıyor.
- 4
Götürdü zulmu adli kıldı zâhir
Muhammed Mehdi-i dervrâna erdim
1Zulmü kaldırdı, adaleti açığa çıkardı;
2devrin Mehdî'si Muhammed'e ulaştım.
Beklenen imam adıyla değil işiyle giriyor şiire: zulmü kaldırmak ve adaleti görünür kılmak, Mehdî tasavvurunun standart tarifidir. Fiillerin geçmiş zamanda olması dikkat çekici — beklenen olay olmuş bitmiş gibi anlatılıyor. Kaynaktaki “dervrâna” dizgisi korundu.
- 5
Bana benden değil işbu vazife
Erenler serveri sırdâne erdim
1Bu görev bana benden gelmedi;
2erenlerin başı olan sır sahibine ulaştım.
Konuşan kendi görevinin sahipliğini reddediyor; nefeslerin iddialarını meşrulaştırma biçimi çoğunlukla budur — söz seçilmiş değil, verilmiştir. “Sırdân” sırrı bilen ve aktarandır; “erenler serveri” ise onu şiirin tırmandığı silsilenin başına yerleştiriyor.
- 6
Cemî’-ül-cem’de cem’ olmuş özü
Hakikat kâmil-i insâna erdim
1Özü cem'ül-cem'de toplanmış olan
2hakikatte kâmil insana ulaştım.
“Cem'ül-cem'” gören ile görülenin ayrı sayılmadığı son makamın adıdır; ama “cem” aynı zamanda Bektaşî töreninin adı olduğu için terim bir ayağını nefesin okunduğu odada tutuyor. Beyit o makamı bir hâl olarak değil, bir kişi olarak tanımlıyor.
- 7
Yüzü Seb-ul mesânîdir muayyen
Acâyib sûre-i Kur’ân’a erdim
1Yüzü besbelli Seb'ul-mesânî'dir;
2acayip bir Kur'ân sûresine ulaştım.
Yüzün hurufî okunuşu Husrev'in gazelindeki gibi burada da var, ama şaşkınlıkla karışık: “acâyib” keşfi öğreti hâline getirmeden taze tutuyor. “Muayyen” ise bu özdeşliğin bir yorum değil bir tespit olduğunu söylüyor.
- 8
edüb giymiş âdem sûretini
Bu imiş sûret-i Rahmân’a erdim
1İnsan suretini elbise gibi giymiş;
2meğer Rahmân'ın sureti buymuş, ona ulaştım.
“Don” hem sade Türkçede giysi hem Alevî-Bektaşî dilinde canın büründüğü beden demek — “don değiştirmek” deyimi buradan gelir. Ağır bir iddiayı bu kadar evcil bir kelimeyle söylemek beytin tavrını belirliyor. “Bu imiş” de sonucu bir ispat değil, bir fark ediş olarak kaydediyor.
- 9
Yüzün gören bulur Hak’dan nedâmet
-ı rahmet ü gufrâna erdim
1Yüzünü gören, Hak'tan pişmanlık bulur;
2rahmet ve bağışlanma bakışına ulaştım.
Görmek önce pişmanlık, sonra bağışlanma getiriyor; bu, tövbenin affı kazandığı alışıldık sırayı tersine çeviriyor. “Nazar” bakışın kişiye yöneltilmiş hâlidir, dolayısıyla beyit bakışı geri döndürüyor: okunan yüz artık okuyanı okuyor.
- 10
Nefesiyle ölü canlar dirilür
Görün kim Îsi-i devrâna erdim
1Nefesiyle ölü canlar dirilir;
2görün ki devrin Îsâ'sına ulaştım.
“Nefes” hem soluk hem bu şiirin tür adıdır; beyit Îsâ'nın ölü dirilten soluğunu anarken söylenmekte olan metnin de aynı işi gördüğünü sessizce ima ediyor. “Görün kim” şiirde ilk kez dinleyiciye dönüyor — cemde okunmak üzere yazılmış bir metin için beklenen bir hamle.
- 11
Hüseynî vâsıl-ı Hak’dır hakikat
Ki bir idim ummâna erdim
1Hüseynî gerçekten Hakk'a ulaşmıştır;
2bir damlaydım, ummana ulaştım.
Mahlas beyti matladaki takası klasik damla-umman imgesiyle kapatıyor; asıl incelik kipte: “idim” damlayı geçmişte bırakıyor, yani şiir konuşanın şimdi ne olduğunu söylemeyi reddederek bitiyor. Tezkire yazarları Hüseynî'yi başkalarının şiirlerini sahiplenmekle suçlar; divan değil tören repertuvarı içinde dolaşan bu tür nefesler o tartışmanın dışında kalır.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 144539 numaralı sürüm esas alındı; “—2—” sıra numarası alınmadı, yirmi iki dize kaldı. Dördüncü beytin ikinci dizesi “Muhammed Mehdi-i dervrâna erdim” diye dizilmiş; kelime “devrâna” olmalı, dizgi kaynaktaki gibi bırakıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Tavâf-ı haccın ey dilber sevâbı gerçi a’lâdır.Hüseynî · Gazel→
Matla bütün şiirin takas kurunu belirliyor: can verilir, cânân alınır. Aynı kökün üç hâli — bî-cân, cân, cânân — iki dizeyi dolduruyor, yani iddia cümleyle değil kelime türetmeyle kuruluyor. On bir kez dönecek “erdim” redifi de her beyitte konuşanı yeni bir ada iliştirecek.