Arzulamış Gelmiş Koca Bağdad’ı
Bağdat'a doğru yürüyen bir ordunun görüntüsü, her dizede yenilenen "yüz bin" sayısıyla kalabalıklaştırılıyor. Son dörtlük bu şişen sayıyı bir anda ters çeviriyor: bunca Süleyman geldi geçti, hani nerede.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Arzulamış gelmiş koca Bağdad’ı
Şah Süleyman başı telli geliyor
Yardımcısı ola on iki imam
Önü sıra Ali geliyor
1Koca Bağdat'ı arzulamış, gelmiş
2Şah Süleyman başı telli geliyor
3yardımcısı on iki imam olsun
4önü sıra komutan Ali geliyor
- 2
Yüz bini birden der Allahım Allah
Yüz bini der Lâilâheillâllah
Yüz bin katarı var yüz bin de
Yüz bini de sallı geliyor
1Yüz bini birden "Allahım Allah" der
2yüz bini "Lâ ilâhe illallah" der
3yüz bin kafilesi var, yüz bin de atlı askeri
4yüz bini de vuruşlu silahlı geliyor
"Yüz bin" burada sayı olmaktan çıkıp bir ölçü birimine dönüşüyor: dört dizede altı kez geçiyor ve her geçişte orduyu bir kat daha büyütüyor. Ses de aynı yönde çalışıyor — önce nidâ, sonra kelime-i tevhid, ardından silah şakırtısı. Dizeler kalabalığı anlatmıyor, tekrarla kalabalığı kuruyor.
- 3
Mü’minler çeker erir
Mü’minin muradın ol Huda verir
Yüz bin de zırh giymiş sipahi gelir
Yüz bini de bahar ballı geliyor
1Müminler "Hû" çeker, iki yüzlü olan erir
2müminin dileğini o Tanrı verir
3yüz bin de zırh giymiş süvari gelir
4yüz bini de bahar ballı geliyor
Ordunun sesi burada silaha değil zikre bağlanıyor: "Hû" çekmek düşmanı kılıçla değil erimeyle yeniyor. "Münafik erir" deyişi, savaş sahnesinin ortasına bir iç ayıklama getiriyor — asıl ayrılan saf, müminle münafığın safıdır. Son dizedeki "bahar ballı" kaynağın en tutarsız yeri; okunuşu kesinleşmediği için olduğu gibi bırakıldı.
- 4
Teslim Abdal der ki hep canlar canı
Bunca Süleymanlar Dünyâda
Yüz bin nutku vardır yüz bin de canı
Yüz bin de kolu kolçaklı geliyor
1Teslim Abdal der ki: hepsi canlar canı
2bunca Süleymanlar hani nerede dünyada
3yüz bin sözü vardır, yüz bin de canı
4yüz bin de kolu kolçaklı geliyor
Mahlas dörtlüğü şiiri tersine çeviriyor: üç dörtlük boyunca büyütülen ordu, tek bir "kani" sorusuyla eriyor. Bu, divan şiirinin de bildiği fânilik sorusudur — bunca Süleyman nerede. Adın çoğullanması ("Süleymanlar") ikinci dizedeki Şah Süleyman'ı da tarihten çıkarıp geçip gidenlerin arasına katıyor; son dize ise yürüyüşü hiçbir şey olmamış gibi sürdürüyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 163208 numaralı sürüm esas alındı; imlâsına dokunulmadı. Sayfa başındaki "— 14 —" antolojinin sıra numarasıdır, metne alınmadı; geriye dört dörtlük kalıyor. "Dünyâda" ve "Mü'min" imlâları, kesme işaretleri ve büyük harfler kaynaktaki gibi. On ikinci dizedeki "bahar ballı" tamlaması bugünkü Türkçede karşılıksızdır ve dörtlüğün öbür "yüz bin" sıralamalarına da benzemez; okuma güçlüğü olduğu gibi bırakıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Bozuk düzen öyle gelme meydanaTeslim Abdal · Nefes→
Dörtlük bir yürüyüşü ortasından yakalıyor: özne daha adlandırılmadan fiil geliyor. "Başı telli" gelinlik süsünden alınma bir deyiş, sefere çıkan orduyu düğün alayına yaklaştırıyor. Ali'nin ordunun önünde serdar olarak yürütülmesi tarihsel bir kayıt değil, Alevî-Bektaşî anlatısının her seferi Ehl-i Beyt'in himayesine bağlayan alışkanlığıdır.