DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Âşık Ömer/Derdimi cânâ dil-i mahzûna sor sorma bana
Şiir · 17. yüzyıl

Derdimi cânâ dil-i mahzûna sor sorma bana

Konuşan derdinin hüzünlü gönle, Ceyhun gibi akan gözyaşına ve amber renkli saça sorulmasını ister. Güzellik, Leyla saçı ve aşk tuzağının mihneti Mecnun’a uzanır; sabaha dek ağlayışın tanığı âlemdir. Kavuşma meclisiyle ‘ben garibi bilmeyen mahrem’ arasındaki kapalı bağ kesinleştirilmez; son tanık gam evindeki kanun nağmesidir.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Derdimi cânâ sor sorma bana

    akan Ceyhûn’a sor sorma bana

    1Ey can, derdimi hüzünlü gönle sor, bana sorma;

    2gözümden akan Ceyhun’a sor, bana sorma.

    “Sorma bana” reddi derdi gizlemekten çok doğru tanığa yöneltir: cevap “dil-i mahzûn”dadır. Gözden akan su Ceyhun’a dönünce iç acı dışarıda ölçülebilir nehir olur; konuşan kendi anlatımı yerine gönül ve gözyaşını yetkili kılar.

  2. 2

    Bu perîşânlıklarım ey senden yana

    Hâl-i aşkım sor sorma bana

    1Ey alçak felek, perişanlığım senden geliyor;

    2aşk hâlimi amber renkli saça sor, bana sorma.

    Perişanlığın yönü “çerh-i dûn”a, yani alçak feleğe çevrilir. Aşk hâlinin sorulacağı “zülf-i anber-gûn” sevgilinin kokulu karanlık saçıdır; neden gökte aranırken duygunun bilgisi beden imgesine bırakılır.

  3. 3

    Sende ey cânan bu hüsn ile letâfet çok mudur

    Kıldığım sen zülfü leylâdan şikâyet çok mudur

    1Ey canan, sende bu güzellikle incelik çok mudur?

    2Senin Leyla saçından ettiğim şikâyet çok mudur?

    İlk soru sevgilideki “hüsn ile letâfet”in çokluğunu, ikincisi Leyla saçından edilen şikâyetin aşırılığını tartar. Cevap verilmez; art arda gelen “çok mudur”lar güzellik övgüsüyle saçın doğurduğu sıkıntıyı dengeler.

  4. 4

    Medh-i pâkin kılmağa dilde fesâhat çok mudur

    mihnetin Mecnûn’a sor sorma bana

    1Temiz övgünü söylemeye dilde belagat çok mudur?

    2Aşk tuzağının sıkıntısını Mecnun’a sor, bana sorma.

    “Medh-i pâk” için gerekli fesahat sorulduktan sonra aşk tuzağının mihneti Mecnun’a havale edilir. Dil övgüyü kurabilir, fakat “dâm-ı aşk” deneyimini açıklamak için efsanevi âşığın tanıklığı gerekir; görevler karıştırılmaz.

  5. 5

    Subha dek nâlân ü giryân olduğum âlem bilir

    ben garîbi bilmeyen mahrem bilir

    1Sabaha dek inleyip ağladığımı âlem bilir;

    2kavuşma meclisine ben garibi bilmeyen mahrem bilir [bağ kapalıdır].

    İlk dize sabaha dek süren “nâlân ü giryân” hâline bütün âlemi tanık gösterir. İkinci dizede “bezm-i vasla / ben garîbi / bilmeyen / mahrem” unsurlarının bağı basılı söz diziminde kapalıdır. Mahremi konuşanı meclise almayan kişi diye belirlemek yerine, açık feryat ile mahrem bilgi arasındaki karşıtlık korunur ve ilişki tamamlanmaz.

  6. 6

    Hasret-i lâ’linle kanlar döktüğüm dîdem bilir

    Mâcerâyı sor sorma bana

    1Yakut dudağının hasretiyle kan döktüğümü gözüm bilir;

    2macerayı kan dolu göze sor, bana sorma.

    Yakut dudak hasreti gözden kan döktürür; bunu bilen yine “dîde”dir. “Dîde-i pürhûn” maceranın kendisine sorulunca göz yalnız belirti değil anlatıcı olur; kırmızılık lâl dudaktan âşığın kan dolu gözüne geçer.

  7. 7

    Bu Ömer’e ne aceb yâr olmadı çarh-ı felek

    Âh ü feryâdım niçin gûş eylemezsin ey melek

    1Bu Ömer’e felek neden hiç dost olmadı?

    2Ey melek, ahımı ve feryadımı neden dinlemezsin?

    Mahlaslı beyitte Ömer feleğin kendisine niçin yâr olmadığını sorar, ardından “ey melek” hitabına yönelir. Ah ve feryadın “gûş” edilmemesi iki uzak merciyi birleştirir; muhatap gereksiz kesinleştirilmez.

  8. 8

    Hasretinle zârlıklar kıldığım tâ haşre dek

    sor sorma bana

    1Hasretinle kıyamete dek inlediğimi

    2gam evindeki kanun nağmesine sor, bana sorma.

    Hasretle edilen zârlığın süresi “tâ haşre dek” uzatılır. Son tanık gam evindeki “nağme-i kanûn”dur; sazın sesi konuşanın yerine acıyı anlatır. Dâr, nağme ve kanun, iç sıkıntıyı işitilebilir mekâna dönüştürür.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Ergun 1936 No.274 gövdesinde “Bu Ömer’e ne aceb yâr olmadı çarh-ı felek” mahlası görünür.

Atıf kanıtını aç ↗

Kaynak sürümü ergun1936-n274-E95766316B7B. Ergun 1936, şiir No.274, PDF 230; 8 birim/16 dize. Tahmin yapılmayan yerler: U5’te ‘Bezm-i vasla ben garîbi bilmeyen mahrem bilir’ söz dizimi kapalıdır; fail, nesne ve dışlama ilişkisi tahminle tamamlanmadı. Tarama yeniden dağıtılmadı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirDil ol güzelin kâkülü tuzağına düşmüşÂşık Ömer · Şiir

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

dil-i mahzûna

Hüzünlü gönle.

Âb-ı çeşmimden

Gözümün suyundan, gözyaşımdan.

çerh-i dun

Alçak felek.

zülf-i anber gûna

Amber renkli saça.

Dâm-ı aşkın

Aşk tuzağının.

Bezm-i vasla

Kavuşma meclisine.

dîde-i pürhûna

Kanla dolu göze.

Dâr-ı gamda nağme-i kanûna

Gam evindeki kanun sazı nağmesine.