Gece Gündüz Âşık Olup İsteyen
Sekiz dörtlüğün hepsi “-ebilürsen” ile biter, yani nefes baştan sona bir şart cümlesidir: hüküm hiç verilmez, karşılık hep okurun yapabileceğine bağlanır. Sayılan şartlar meydana çıkmaktan sermayeyi tartıya koymaya, oradan Mansûr ile Nesîmî'nin ödediği bedele kadar ağırlaşır. Deri yüzme ve darağacı imgeleri tarihsel menkıbe dilindeki sınanmayı anlatır; kendine zarar verme çağrısı değildir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Gece gündüz âşık olup isteyen
İstediğin sende görebilürsen
Hakkın hikmetine bir nazar eyle
Ger tesellî bulup durabilürsen
1Gece gündüz âşık olup isteyen kişi,
2istediğini kendinde görebilirsen —
3Hakk'ın hikmetine bir bak,
4eğer teselli bulup durabilirsen.
- 2
Baş ü canı alup meydana gelmek
Aşkla olup ummâna dalmak
Sermâyen ne ise kantara koymak
Şâhının yoluna virebilürsen
1Başı ve canı alıp meydana gelmek,
2aşkla dalgıç kuşu olup ummana dalmak,
3sermayen ne ise tartıya koymak —
4şahının yoluna verebilirsen.
Üç mastar art arda sıralanır ve dördüncü dizeye kadar yüklemsiz bekler; cümle ancak “virebilürsen” ile tamamlanır. Meydana “baş ü can” ile gelmek erkânın diliyle can vermeye razı olmaktır. Kantar mecazı ise hesabı somutlaştırır: sermaye ne kadar azsa da tartıya konmalıdır, çünkü ölçülen miktar değil verilip verilmediğidir.
- 3
Okumaktan murad hemen tutmaktır
Fâniliğe kandırup teselli itmektir
Dervişlik sofîlik ottan gömlektir
Hakikat donudur giyebilürsen
1Okumaktan maksat, okuduğunu hemen tutmaktır;
2geçiciliğe kandırıp teselli etmektir.
3Dervişlik, sofuluk ateşten gömlektir —
4hakikatin giysisidir, giyebilirsen.
İlk dize bilgiyi bir birikim değil bir tutum sayar: okumak, tutmadıkça işe yaramaz. Asıl güç üçüncü dizede: “ottan gömlek” hem ateşten bir elbise hem giyildiğinde yakan bir yüktür, yani dervişlik bir rahatlık değil bir yanma biçimidir. Dördüncü dize aynı gömleği “hakikat donu” diye adlandırıp bedeli ödül yapar. İkinci dize kaynakta on üç hece; Ergun'un ölçü dipnotu buraya düşüyor.
- 4
Her insanda yetmiş ikidir melek
Feleğin misâli hemen bir elek
Dört kapusu vardır on iki
Delilü bürhandır uyabilürsen
1Her insanda yetmiş iki melek vardır;
2feleğin benzeri de bir elektir.
3Dört kapısı vardır, on iki çırağı;
4delildir, kesin kanıttır — uyabilirsen.
Bend baştan sona sayı üzerine kurulu: yetmiş iki, dört, on iki. Dört kapı Bektaşî erkânının şeriat-tarikat-marifet-hakikat basamakları, on iki çırağ da on iki imamdır; felek ise bir eleğe benzetilerek insanı ayıklayan bir düzenek sayılır. Üçüncü dize bendin -ek kafiyesini tutmaz ve kaynakta böyledir; ölçü on bir hecede kalır.
- 5
Güzeller de güzel haslardır gayet
Bulunmak gerektir hep bînihâyet
Doksan bin gizlüsü otuz bin âyet
Üstadsın ey can bilebilürsen
1Güzeller arasında da pek güzel, seçkin olanlar vardır;
2hepsinde sonsuzca bulunmak gerekir.
3Doksan bin gizlisi, otuz bin âyeti var —
4ey can, bilebilirsen üstatsın.
Üçüncü dizedeki sayılar Hurûfî-Bektaşî çevresinde dolaşan gizli bilgi ölçüleridir; buradaki işlevleri bir hesap vermek değil, bilinmesi gerekenin sonu olmadığını göstermektir. Dördüncü dize de bu yüzden ustalığı bir unvan değil bir şart yapar: “bilebilürsen” diyen redif, üstatlığı hep bir adım öteye koyar.
- 6
Ali Muhammed’dir Muhammed Ali
Kahrına lûtfuna dimişüz belî
Anlayasın bu erkânı bu yolu
meclisine varabilürsen
1Ali Muhammed'dir, Muhammed Ali;
2kahrına da lütfuna da “evet” demişiz.
3Bu erkânı, bu yolu anlarsın —
4Kırklar meclisine varabilirsen.
İlk dize iki adı birbirinin yerine koyarak Alevî-Bektaşî inancının temel özdeşliğini tek satıra sığdırır. İkinci dize ise ikrarın asıl anlamını verir: “belî” demek yalnız lütfu değil kahrı da kabul etmektir. Kırklar meclisi bu bendde bir hedef değil bir şart olarak durur; anlamak, oraya varabilmiş olmaya bağlanır.
- 7
Mansur gibi gelüp diyüp
Abdürrazzak gibi gök donlar giyüp
Nesîmî gibi derini yüzdürüp
Gerçek âşık olup durabilürsen
1Mansûr gibi gelip “Enelhak” diyerek,
2Abdürrazzâk gibi gök giysiler giyerek,
3Nesîmî gibi derini yüzdürerek —
4gerçek âşık olup durabilirsen.
Nefesin en sert bendi: üç ad da sözünün bedelini bedeniyle ödemiş kişilerdir. Hallâc-ı Mansûr darağacına, Nesîmî derisi yüzülerek ölüme gitti; Abdürrazzâk ise sevgilisi uğruna zünnar kuşanmış Şeyh San'ân hikâyesinin adıyla anılır, “gök donlar” o kılık değiştirmeyi imler. Üç örnek de aynı şeyi söyler: âşıklık bir duygu değil, göze alınan bir sonuçtur.
- 8
Tecellidir dost yüzüne bakması
Göz görmek iledir gönül akması
Kul Âdil ider bu kudret lokması
Kudret hânıdır yiyebilürsen
1Dostun yüzüne bakmak bir tecellidir;
2gönlün akması gözün görmesiyle olur.
3Kul Âdil bu kudret lokmasını sunar —
4kudret sofrasıdır, yiyebilirsen.
Son bend yolun bütün şartlarını bir yemek mecazında toplar: cemde dağıtılan lokma, burada doğrudan “kudret lokması” olur. İlk iki dize bunun önünü hazırlar — görmek ile sevmek arasındaki bağ, yüze bakmayı bir ibadet hâline getirir. Mahlas dizesi de şairi bir hüküm verici değil sofrayı kuran kişi yapar; yemek yine okura kalır.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 144600 numaralı sürüm esas alındı; otuz iki dizenin tamamı alındı, gövdedeki sıra numarası (“—1—”) dize sayılmadı. Kaynakta bir dizeye “Bu mısrada vezin hatası vardır” dipnotu düşülmüş; üçüncü bendin “Fâniliğe kandırup teselli itmektir” dizesi on üç, beşinci bendin “Üstadsın ey can bilebilürsen” dizesi on hecedir. Dördüncü bendin üçüncü dizesi (“Dört kapusu vardır on iki çırağ”) bendin -ek kafiyesini tutmaz. Son bend kaynakta sayfa geçişinden sonra gelir. İmlâ olduğu gibi bırakıldı: “bilürsen” redifinin her yerdeki yazımı, “Abdürrazzak”, “sofîlik”, “gizlüsü”, “dimişüz”.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Nefes daha ilk bendde aramanın yönünü çevirir: aranan şey dışarıda değil isteyenin kendindedir. Redif olan “-ebilürsen” burada kurulur ve sekiz bend boyunca hiç bırakılmaz; her bendi bir vaat değil bir şart hâline getirir. “Nazar eyle” ise bakmayı bir göz işi olmaktan çıkarıp bir yöntem hâline getiriyor.