Kîmyâ Buldum Görünce Hâkipâ-yi Dilberi
Gazel baştan sona kuyumcu tezgâhının sözleriyle kuruluyor: pota, kal, halis altın, cevher. Âşığın sarı yüzü altın, gözyaşı inci sayılıyor ve mahlas beytinde bu değer biçme işi iki gerçek sözlüğe havale ediliyor.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
buldum görünce -yi dilberi
İşim altûn eyledim sevdim cevân-ı zergeri
1Sevgilinin ayağının toprağını görünce kimyayı buldum;
2işimi altına çevirdim, kuyumcu delikanlıyı sevdim.
- 2
-i aşk-ı hakikat içre kalbim edüb
ü muhlis o şâh-ı hüsnün oldum çâkeri
1Gerçek aşkın potası içinde kalbimi eritip saflaştırarak
2halis ve içten, o güzellik padişahının kulu kölesi oldum.
Pûte maden eritilen pota, “kal” ise ayarcının ateşle saflaştırma işlemidir. Asıl kelime oyunu “kalb”te: hem yürek hem madencilikte katkılı, sahte para demek. Yürek tam da sahte olmaktan şüphelenildiği için potaya giriyor ve çıktığında “hâlis”, yani katıksız altının sıfatıyla anılıyor.
- 3
Rûy-i zerdimle dür-i eşgim görüb meyi etti yâr
Kadr-i zer şinâsed kadr-i gevher gevheri
1Sevgili sarı yüzümle inci gibi gözyaşımı görünce meyletti;
2altının değerini kuyumcu bilir, cevherin değerini cevherci.
Âşığın solgunluğu altın, gözyaşı inci sayılınca sevgilinin kuyumcu olması bir tesadüf olmaktan çıkıyor: değeri anlayacak ehil kişi odur. İkinci dize Farsça bir atasözünün olduğu gibi alınmasıdır ve benzetmeyi kurala dönüştürür. Kaynaktaki “meyi etti” dizgisi korundu.
- 4
Görünür sana sakın ol öldürür dirler seni
Ben halâk oldum görünmez ol melek sîmâ peri
1“Sana görünür, sakın, seni öldürür” diyorlar;
2ben mahvoldum, o melek yüzlü peri bir türlü görünmüyor.
İlk dize başkalarının uyarısını aktarıyor: peri kime görünürse onu öldürürmüş. Beytin nüktesi, konuşanın o görünmeyi hiç tatmadan zaten mahvolmuş olmasıdır — herkesin sakındığı tehlike, onun yalvardığı şeydir. “Halâk olmak” ile “öldürür” arasındaki fark da bunu söylüyor: ölüm gelmedi, yıkım geldi.
- 5
Husrevâ gördüm lûgatde eşgimin evsâfını
Ahterî kevkeb demiş cevher -ı Cevheri
1Ey Husrev, gözyaşımın niteliklerini sözlükte gördüm:
2Ahterî “yıldız” demiş, Cevherî'nin Sıhâh'ı “cevher”.
Mahlas beyti gazelde başka hiçbir beytin yapmadığını yapıp iki gerçek sözlüğe atıf veriyor: Muslihuddin Ahterî'nin 1545 tarihli Ahterî-i Kebîr'i ve Cevherî'nin Arapça Sıhâh'ı. Nükte derleyicilerin adında: “Ahterî” yıldıza, “Cevherî” cevhere bağlı, yani her sözlük şairin gözyaşını kendi yazarının adıyla tanımlamış oluyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 144563 numaralı sürüm esas alındı; “−2−” sıra numarası alınmadı, on dize kaldı. Üçüncü beytin ilk dizesi “görüb meyi etti yâr” diye dizilmiş; okunuşu “meyl etti” ve ölçü de bunu gerektiriyor, ama dizgi kaynaktaki gibi bırakıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Ey muvahhid gel beru her şeyde Zâtullah’ı görHusrev · Gazel→
Kîmyâ, bayağı madeni altına çevirdiğine inanılan iksirdir; burada o iksirin yerini sevgilinin ayağının tozu alıyor. “İşim altûn eyledim” hem madeni hem “işi altın olmak” deyimini birden çalıştırıyor. Matla, gazelin geri kalanının hangi tezgâhta geçeceğini de duyuruyor: zerger, pûte, kal, hâlis, zer.