Sanma lâ'linde olan tebhâledir çeşmânıma
Tek bir organı, gözü, bütün gazelin ölçü birimi yapar. Her beyit dünyadan bir şey alıp "gözlerime göre şudur" diye yeniden tanımlar: dudaktaki uçuk çiy tanesi, gökyüzü halkası ay ağılı olur. Redif her defasında bu öznelliği hatırlatır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Sanma lâ'linde olan tebhâledir çeşmânıma
Gonce-i üzre jâledir çeşmânıma
1Sanma ki dudağındaki şey gözlerime bir uçuktur;
2açılmamış goncanın üstündeki çiy tanesidir gözlerime.
- 2
Ol kadar kıldı beni nâr-ı firâk
Eşk-i hasret âteş-i seyyâledir çeşmânıma
1Ayrılık ateşi beni o kadar yürek yanığı kıldı ki
2hasret gözyaşı gözlerime akan bir ateştir.
Ateş ile su beytin iki dizesinde yer değiştirir: yakan ayrılıktır ama akan da ateş olur. "Seyyâle" akıcı demektir ve gözyaşının sıvı hâlini korurken sıcaklığını da taşımasını sağlar; ağlamak burada rahatlama değil, yangının başka bir biçimde sürmesidir.
- 3
Başına çalsın gül-i hûrşîd beni
Dâg-ı âteş-tâb-ı sînem lâledir çeşmânıma
1Alçak felek güneş gülünü kendi başına çalsın;
2göğsümün ateş parlatan yarası gözlerime laledir.
Beyit iki çiçek karşılaştırır: göğün ortasındaki güneş gülü ile göğüsteki lale. Lalenin ortasındaki siyah leke ile dağlama yarası arasındaki eski benzetme burada bir reddetme gerekçesine dönüşür — âşığın kendi yarası varken göğün süsüne ihtiyacı yoktur. "Gerdûn-ı dûn", yani alçak felek, hakaret sıfatıyla anılır.
- 4
Târ u pûdu rişte-i medd-i nigâh-ı intizâr
Hâk-i pây-ı reh-güzârın kâledir çeşmânıma
1Çözgüsü ve atkısı bekleyiş bakışının uzayan ipliği olan
2yolunun ayak toprağı gözlerime bir kumaştır.
Dokuma mecazı beyti baştan sona tutar: bakış iplik, bekleyiş o ipliğin uzatılması, sonuç ise bir kumaştır. Âşık yolu gözlemekle geçen zamanı somut bir üretime çevirir ve ortaya çıkan şey sevgilinin bastığı topraktır. "Târ u pûd" tezgâhın iki yönünü verir, yani bekleyişte hem dikey hem yatay bir emek vardır.
- 5
Gûş-ı dil cûş u hurûş-ı eşkle oldukça bir
âferin gûya-yı zâr u nâledirçeşmânıma
1Gönül kulağı gözyaşının coşkusuyla bir olunca,
2gözlerim ağlayış ve inleyişi söyleteni yaratandır.
Beyitte duyular yer değiştirir: gönlün kulağı gözyaşının sesine karışınca ağlamayı üreten organ göz olur, yani görme ile işitme aynı yerde toplanır. Kaynak bu dizeyi küçük harfle başlatıp son iki kelimeyi bitiştirerek basmış; dizgi hatası korundu, çünkü düzeltmek metnin ölçülebilirliğini bozardı.
- 6
İn'ikâs-ı mâh cân-efrûz-ı dîdârı ile
Halka-i çarh Ekremâ bir hâledir çeşmânıma
1Ay'ın, can tutuşturan yüzüyle yansıması yüzünden
2ey Ekrem, feleğin halkası gözlerime bir ay ağılıdır.
Gazel gökyüzüne çıkarak kapanır ve ölçek son kez değişir: bütün felek, ayın çevresindeki ışık halkası kadar küçülür. "Hâle" hem ay ağılı hem de bir çevreleme demektir; şair kendi bakışını merkeze koyunca kâinat o bakışın etrafında bir çember hâline gelir. Mahlas seslenme hâliyle, "Ekremâ" diye anılır.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142907 numaralı sürüm esas alındı; on iki dizenin tamamı şiire aittir. Onuncu dizede kaynağın iki dizgi hatası olduğu gibi bırakıldı: dize küçük harfle başlıyor ("âferin") ve son iki kelime bitişik yazılmış ("nâledirçeşmânıma"). Aynı dizedeki "âferin" sözü, öbür beyitlerin diliyle birlikte düşünüldüğünde "yaratan" anlamındaki âferîn olmalıdır; okuma sayfasında bu yorum sadeleştirmeye yansıtıldı ama dize değiştirilmedi. Mahlastaki yıldızlar atıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Ser-te-ser hâkan-ı âlem zir-i fermândadırRecaizade Mahmut Ekrem · Gazel→
Matla beyti bir düzeltme cümlesiyle açılır: gördüğün şey o değil, budur. Aynı nesne — dudaktaki kabarcık — önce hastalık belirtisi, sonra bahçe görüntüsü olarak adlandırılır. Fark nesnede değil bakan gözdedir ve redif "çeşmânıma" bunu her beyitte açıkça söyler; gazel boyunca hiçbir şey nesnel olarak tarif edilmez.