Lutfı görülmez âh olıcak sîneden cüdâ
Ayrılan ah ile aynadan çıkan cevheri eşleyen gazel, riyanın karanlığını kadeh ışığıyla ayırmak ister; gamı hünerin kıvrımı, şiiri de dostların gönlünü kinden arındıran söz yapar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Lutfı görülmez âh olıcak sîneden cüdâ
Cevher nümâyiş edemez âyîneden cüdâ
1Ah göğüsten ayrılırsa inceliği görünmez;
2cevher de aynadan ayrıyken kendini gösteremez.
- 2
Ey kâş olaydı pertev-i mehtâb-ı câm ile
Târîkî-i riyâ şeb-i âzîneden cüdâ
1Keşke kadehin ay ışığı gibi parıltısıyla
2ikiyüzlülüğün karanlığı süslü geceden ayrılmış olsaydı.
Kadehin ay ışığına benzeyen parıltısıyla ikiyüzlülüğün karanlığının süslü geceden ayrılması dilenir. Meclis ışığı dış süsün içindeki riyayı teşhir edecek araç olur. Keşke sözü bunun gerçekleşmiş hüküm değil, karanlıkla bezemeyi birbirinden ayırma arzusu olduğunu korur.
- 3
Dil penbe-pûş-ı dâğ u olan
Olmuş gurûr-ı hırka-i peşmîneden cüdâ
1Gönül, yara pamuğuna bürünüp kakum kürkünü omzuna almışken
2yün hırkanın gururundan uzaklaşmıştır.
Gönül yara pamuğuna bürünüp omzuna kakum kürkü almışken yün hırkanın gururundan uzaklaşır. Beyaz pamuk ve kakum gösterişli giysi gibi görünse de kaynakları acı ve yaradır. Tarihsel zâhid hırkası eleştirisi inancı değil, dış kıyafet üzerinden üstünlük taslamayı hedefler.
- 4
Tab‘a şarâb-ı köhne bilen fikr-i pûhtesin
Bir dem değildir işret-i dîrîneden cüdâ
1Yaradılışa yıllanmış şarabı uygun bilen olgun düşüncesin;
2kadim içki meclisinden bir an bile ayrı değilsin.
Yaradılışa yıllanmış şarabı uygun bilen olgun düşünce, kadim içki meclisinden bir an ayrılmaz. İki dize doğrudan ‘sen’ diye nitelenen düşünceyi taşır. Eski şarap ile pişmiş fikir zaman içinde olgunlaşmayı aynı tatta birleştirir; meclis sürekliliğin mekânı olur.
- 5
Bî-pîç ü tâb-ı gam olamaz tab‘-ı pür-hüner
olur mu hîç der-i gencîneden cüdâ
1Yetenekli yaradılış, gamın kıvrılıp bükülüşü olmadan var olamaz;
2yılan hiç hazinenin kapısından ayrılır mı?
Hünerli yaratılış gamın kıvrılıp bükülüşünden ayrı olamaz; yılanın hazine kapısından ayrılmaması buna örnektir. Gam yalnız yük değil yeteneği koruyan ve biçimlendiren tehlikeli bekçidir. Hazine-hüner ilişkisi, acıyı bütünüyle atmanın yaratıcı değeri de azaltacağını düşündürür.
- 6
Ol söz ki pür-nikât ü ola
Anda tahayyül-i hat ü hâl-i neden cüdâ
1Nükteler ve güzel anlamlarla dolu olan o sözde
2ayva tüyü ile benin hayali nasıl ayrı kalabilir?
Nükteler ve güzellik anlamlarıyla dolu söz, sevgilinin ayva tüyü ile beninin hayalinden ayrı kalamaz. Şiir kendi malzemesini tarif eder: soyut anlam yüz ayrıntılarıyla görünürlük kazanır. Hat ve hâl süs değil, güzel mazmunların dilde beden bulduğu iki odaktır.
- 7
Gâlib bu şi‘r-i sâfını ahbâba eyle ‘arz
Etsin zamîr-i pâkların kîneden cüdâ
1Gâlib, bu arı şiirini dostlara sun;
2o şiir, onların temiz gönüllerini kinden ayırsın.
Gâlib arı şiirini dostlara sunmalı; şiir onların temiz gönüllerini kinden ayırmalıdır. Redif son kez estetik bağdan ahlaki etkiye taşınır. Söz yalnız şairin hünerini göstermeyecek, okurun içinde bir ayrıştırma yaparak temiz olanı düşmanlık duygusundan koruyacaktır.
Metnin kaynağı
DEU-AVESIS.2ceda48e-bb93-400b-be84-ee90c0346a49:g8-pdf326-327. Açık lisanslı tez ekinde G.8, basılı 306–307/PDF 326–327, 7 beyit; G.8'in mahlaslı son beyti PDF 327'de tamamlanır ve ardından G.24 başlığı gelir. Şiir numarası ile basılı aruz kalıbı ana PDF 79, Tablo 3'te bağlıdır. Kalkışım 1992 neşri numara, sınır ve kısa okuma karşılaştırmasında kullanılmıştır. CC BY resmî AVESIS profilindeki dosya-ek ilişkisindedir.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Ah göğüsten ayrılırsa inceliği görünmez; cevher de aynadan ayrı kaldığında kendini gösteremez. Nitelik taşıyıcısıyla birlikte algılanır. ‘Cüdâ’ redifi ayrılığı yalnız sevgiliden kopuş olarak değil, anlamın belirdiği bağın çözülmesi olarak ilk beyitte tanımlar.