Şehâ tevhidin esrarını
Şeyhî Abdülmecîd Sivasî tevhidin sırrını bilenin söylemeyeceğini, söyleyenin ise bilmediğini nakaratla yineler. Beden ve can perde, varlık saray; lafız, mana ve deryaya dalış farklı idrak dereceleridir. Zât kadehi ve vahdet demi karşısında ibadet, söz ve hayranlık da suskun tecrübeye dönüşür.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Şehâ tevhîdin esrârın
Deyen bilmez bilen demez
1Ey hükümdar, tevhidin sırlarını,
2Söyleyen bilmez, bilen söylemez.
- 2
Hakîkat ehli güftârın
Deyen bilmez bilen demez
1Hakikat ehlinin sözünü,
2Söyleyen bilmez, bilen söylemez.
Hakikat ehlinin güftarı sıradan açıklama değildir; onu tekrar eden kişi anlamını sahiplenmiş olmaz. Nakarat, duyulan sözü ezberlemekle iç tecrübede bilmek arasındaki farkı keskinleştirir.
- 3
Giyenler sevb-i imkânı
etmiş tenü cânı
1İmkân elbisesini giyenlere,
2Beden ve can perde olmuştur.
İmkân elbisesi yaratılmış ve sınırlı varlık hâlidir. Onu giyen kişi beden ve canını bağımsız gerçeklik sayarsa bu iki unsur hakikati gösteren araç değil, görüşü örten hicap olur.
- 4
Kuran kimdir bu eyvânı
Deyen bilmez bilen demez
1Bu büyük sarayı kuran kimdir?
2Söyleyen bilmez, bilen söylemez.
Eyvânın kimin tarafından kurulduğu yaratılışın kaynağına yönelen sorudur. Şair cevabı dogmatik cümleyle kapatmaz; söyleyen-bilen ayrımıyla yaratıcı sırrının dile sığmadığını belirtir.
- 5
Kimisi lâfza üftâde
Kiminin zevki ma’nâde
1Kimi yalnız söze düşkündür.
2Kiminin tadı manadadır.
Lafza düşkün kişi kelimenin yüzeyinde kalır; manadan zevk alan ise içeriye yönelir. İki tavır birbirine yakın görünse de şair idrak derecelerini sözden anlama doğru sıralar.
- 6
Kimisi gark deryâde
Deyen bilmez bilen demez
1Kimi denizde bütünüyle boğulmuştur.
2Söyleyen bilmez, bilen söylemez.
Deryaya gark olan kişi mana zevkini de aşarak tecrübenin içinde benliğini kaybeder. Nakarat, bu dalışı dışarıdan tarif eden sözün yaşanan hâlin yerini tutamayacağını hatırlatır.
- 7
Mezahir ile artmış yüz
Nice görsün anı her göz
1Görünüşlerle yüzler çoğalmıştır.
2Onu her göz nasıl görebilir?
Mazharların çokluğu tek hakikatin sayısız görünüşte belirmesidir. Yüzlerin artması kaynakta çoğalma demek değildir; farklı suretler aynı anlamı kendi kabiliyetleri ölçüsünde gösterir.
- 8
Ne vasf etsün anı her söz
Deyen bilmez bilen demez
1Onu her söz nasıl anlatabilir?
2Söyleyen bilmez, bilen söylemez.
Her gözün onu görememesi görüşün yalnız fiziksel bakışa bağlı olmadığını söyler. Her sözün vasfa yetmemesi de dilin sınırlılığını gösterir; göz ve söz aynı hakikat önünde aciz kalır.
- 9
İçenler câm-ı Zâtından
Fena buldu sıfâtından
1Zât’ın kadehinden içenler,
2Kendi sıfatlarından yokluğa erdi.
Zât kadehinden içmek ilahi özün yakınlığını tatmaktır. Bu içiş maddi sarhoşluk değil kişinin kendi sıfatlarını merkez saymaktan vazgeçip fenâ hâline yaklaşmasıdır.
- 10
Sülûkün yedi katından
Deyen bilmez bilen demez
1Manevi yolculuğun yedi katını,
2Söyleyen bilmez, bilen söylemez.
Sülûkün yedi katı manevi yolun derecelerini temsil eder. Şair sayıyı ayrıntılı bir şema vermek için değil, aşılması gereken çok katmanlı yolun yalnız anlatımla kavranamayacağını belirtmek için kullanır.
- 11
Kimi eyler ibâdâtı
Kimi eyler ibârâtı
1Kimi ibadet eder.
2Kimi ibareler ve sözler kurar.
İbadet eden kişinin eylemi bedensel ve ritüel bağlılığı gösterir. Bunun yanına ibare kuran kişinin konması, uygulama ile söylemin hakikate yaklaşırken farklı fakat henüz sınırlı yollar olduğunu düşündürür.
- 12
Kimi -ı Zâti
Deyen bilmez bilen demez
1Kimi Zât’ta bütünüyle dalmıştır.
2Söyleyen bilmez, bilen söylemez.
Zât’ta müstağrak olmak ibadet ve ibareyi dışlamaz; benliğin onları sahiplenmesini aşar. Nakarat, bu dalmışlığın kendi hakkında iddialı söz üretmek yerine suskunluk doğuracağını söyler.
- 13
Duyan anı olur bîcan
Gehî mest ü gehî hayran
1Onu duyan cansız gibi olur.
2Bazen sarhoş, bazen hayran kalır.
Hakikati duyanın bîcan oluşu bedensel ölüm değil alışılmış irade ve hareketin bir an durmasıdır. İşitilen sır, kişiyi günlük tepkilerinden çıkaracak kadar güçlü manevi sarsıntı yaratır.
- 14
Melek insân sergerdan
Deyen bilmez bilen demez
1Melek de insan da şaşkındır.
2Söyleyen bilmez, bilen söylemez.
Bazen mest bazen hayran kalmak tecrübenin tek ruh hâline indirgenemediğini gösterir. Melek ve insanın birlikte sergerdan olması, sırrın yalnız insan aklını değil bütün bilinçli varlıkları aşan yönünü vurgular.
- 15
Ne sırdır bu dem-i vahdet
Ne demektir Hak’ka vuslat
1Bu birlik anı nasıl bir sırdır?
2Hak’ka kavuşmak ne demektir?
Vahdet deminin ne olduğu sorusu birliğin soyut tanımını değil yaşanan anını arar. Hak’ka vuslatın anlamı da mesafe kapatmak değil, ayrılık vehminin nasıl ortadan kalktığını sorgular.
- 16
Nedir ey ŞEYHÎ bu lezzet
Deyen bilmez bilen demez
1Ey Şeyhî, bu lezzet nedir?
2Söyleyen bilmez, bilen söylemez.
Şeyhî kendi mahlasına dönerek lezzetin adını sorar, fakat nakarat cevap yerine sınır koyar. Şiir, tadılan vahdetin gerçekliğini kabul ederken onu kelimelerle tüketme iddiasını reddederek kapanır.
Metnin kaynağı
Atıf basılı Şeyhî Abdülmecîd Sivasî bölüm başlığına ve kaynak kimlik kanıtına dayanır.
Atıf kanıtını aç ↗Sadettin Nüzhet Ergun’un 1938 Halk Edebiyatı Antolojisi içindeki Şeyhî Abdülmecîd Sivasî bölümü, 1 numaralı metin: 32 özgün dize ve 16 editoryal birim basılı sırayla korunmuştur. Sabit kaynak sürümü ergun1938-abdulmecid-seyhi-n1-E5208038593F.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Bir sâkiden içdik şarap, arşdan yüce meyhânesiYunus Emre · Nefes→
Tevhidin esrarını anlatma isteği daha ilk nakaratta sınırlandırılır. Şair, sır hakkında konuşmanın bilgi kanıtı olmadığını; gerçek bilginin dilin yetmediğini fark eden suskunluk doğurduğunu söyler.