Son Bûse
Hasta anne ile kızının yarım kalan öpüşme konuşması, annenin ölümü ve çocuğun naaşa kondurduğu uzun sıcak öpücükle tamamlanır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
— Öpme yavrum, beni sen öpme kızım şimdi.
:::::— Neden?
Bana dargın mısın anne, ne suçum var, söyle!
İşte hiç üzmüyorum ben seni. — Mâşallah sen
Cici kızsın, bilirim. — Yâ cici kızlar böyle
Öpmeden uslu dururlar mı güzel anneleri?
— Pek sokulma yanıma, yavrucuğum, şöyle otur!
— Sevmiyorsun beni sen anneciğim, bak, sen dur!
Başka anne alayım ben de görürdün... diyerek,
Şebnem-âlûde nigâhında zılâl-î kederi,
İncecik boynu bükülmüş, gidiyor yavru melek;
Titreyen bûse-i sevdâ dil-i ma’sûmunda
Dolaşır ağlayarak çehre-i mağmûmunda.
Kadın, gibi bî-tâb ü melül,
Arkasından kızının zâr ü perişan bakıyor.
Ediyor şefkal-i mecruhu cemâlinde ufûl,
Ruhunun zulmet-i giryânı yüzünden akıyor.
Hasta bî-çâre kadın hasta, bilinmez nesi var;
Kim bilir, belki geçer yavrusuna, belki verem...
Nasıl öpsün kızını? Âh o suâl-î mübhem,
O boğuk ses, o derin nağme-i muzlim, her gün
Ninenin parçalıyor göğsünü, bir zıll-ı mezâr
Kaplıyor ruhunu, sordukça etibbâ da bütün
"Çocuğu öpmeyiniz!" re’yini tekrâr ediyor.
"Öksürük müzmin olur çünkü çocuklarda.” diyor.
"Çocuğu öpmeyiniz!" İşte mukadder, ma’lûm;
Ninelik ruhunu mecrûh edecek bir ihtâr!
"Yavrumu öpsem olur mu?” Bu suâl-î meş’ûm
Dökülür gonce-i bî-tâb-ı feminden nâ-çar.
— Âh, bir gün iyi olsam da tutup çeksem ben,
Koklasam yavrumu, sıksam küçücük ellerini,
Öpsem öpsem yüzünün, gözlerinin her yerini...
Sonra düşsem de çekinmem ölümün pençesine.
Âh, öksüz çocuğum, annesini öpmekten
Bile mahrum oluyor...
:::::- Ben geleyim mi anne?
— Gel, kızım koynuma... Yok, dur... kopuyor mu ciğerim?
Sanki koynumda ecel.
:::::- Oh, onu ben pek severim!
Bir seher vakti idi, herkes uyurdu., hâne
Gece yalnızca sükûnunla mezâr olmuştu.
Saklanıp ruhuna bir bûse-i me’yûsâne,
Ninenin gonce-i ömrü ne hazîn olmuştu!
Kızcağız erken uyanmış geliyor: “Oh, artık
“Öperim annemi, oh yâ, öperim işte! Aman
“Duymasın! Yâ, uyanır da darılırsa? O zaman
“Kaçarım... anneciğim, bak ne güzel de yatmış!”
Gözü tâbân, yüzü gül-reng-i sefâ, göğsü açık.
O yürekcik vuruyor... annesine cân atmış;
Geldi, kondurdu - döküp na'şına bir rûh-ı sürûd –
O soğuk alnına bir ü memdûd!
1— Öpme yavrum, şimdi beni öpme kızım.
2— Neden?
3Bana kırgın mısın anne, ne suçum var, söyle!
4Bak, seni hiç üzmüyorum. — Maşallah, sen
5Uslu bir kızsın, biliyorum. — Peki uslu kızlar
6Güzel annelerini öpmeden dururlar mı?
7— Fazla yaklaşma yanıma yavrucuğum, şuraya otur!
8— Sen beni sevmiyorsun anneciğim; bekle gör!
9Ben de başka bir anne bulurum, diyerek
10Çiyli bakışlarında kederin gölgeleriyle,
11İncecik boynunu bükmüş, yavru melek uzaklaşıyor;
12Masum gönlünde titreyen sevgi öpücüğü
13Ağlayarak hüzünlü yüzünde dolaşıyor.
14Kadın, göçe hazır biri gibi güçsüz ve kederli,
15Kızının ardından ağlayıp perişan hâlde bakıyor.
16Yaralı şefkati yüzünde sönüyor,
17Ruhunun ağlayan karanlığı yüzünden akıyor.
18Zavallı kadın hasta; hastalığının ne olduğu bilinmiyor;
19Kim bilir, belki yavrusuna geçer, belki veremdir...
20Kızını nasıl öpsün? Ah, o belirsiz soru,
21O boğuk ses, o karanlık ve derin ezgi, her gün
22Ninenin göğsünü parçalıyor; mezar gölgesi
23Ruhunu kaplıyor. Bütün hekimler de soruldukça
24“Çocuğu öpmeyin!” hükmünü tekrarlıyor.
25“Çünkü öksürük çocuklarda süreğenleşir,” diyorlar.
26“Çocuğu öpmeyin!” İşte kaçınılmaz, belli
27Annelik ruhunu yaralayacak bir uyarı!
28“Yavrumu öpsem olur mu?” Bu uğursuz soru
29Güçsüz dudak goncasından çaresizce dökülüyor.
30— Ah, bir gün iyileşsem de onu tutup kendime çeksem,
31Yavrumu koklasam, küçücük ellerini sıksam,
32Yüzünün ve gözlerinin her yerini tekrar tekrar öpsem...
33Sonra ölümün pençesine düşsem bile korkmam.
34Ah öksüz çocuğum, annesini öpmekten
35Bile yoksun kalıyor...
36— Anne, yanına geleyim mi?
37— Gel kızım, koynuma gir... Hayır, dur... Ciğerim mi kopuyor?
38Sanki koynumda ölüm var.
39— Olsun, ben onu çok severim!
40Bir seher vaktiydi; evde herkes uyuyordu.
41Gece, yalnız sessizliğiyle evi mezara çevirmişti.
42Umutsuz bir öpücük ruhuna saklanmışken,
43Annenin ömür goncası ne kadar hüzünlüydü!
44Küçük kız erken uyanmış, geliyor: “Oh, artık
45Annemi öperim; işte öperim! Aman,
46Duymasın! Ya uyanır da bana kızarsa? O zaman
47Kaçarım... Anneciğim, bak ne güzel yatıyor!”
48Gözü ışıl ışıl, yüzü sevinçten gül renkli, göğsü açık.
49O küçücük yürek çarpıyor; annesine kavuşmak istiyor.
50Geldi ve ölüsüne şarkı gibi bir ruh dökerek
51O soğuk alnına sıcak ve uzun bir öpücük kondurdu!
Metnin kaynağı
Şiir, bağlı kaynakta Ali Ekrem Bolayır adına kayıtlıdır; başlık, gövde ve şair kimliği sabit kaynak zinciriyle eşleştirilmiştir.
Atıf kanıtını aç ↗Metin, Türkçe Vikikaynak'ın 165856 numaralı sabit revizyonuna bağlıdır. Günümüz Türkçesi ve açıklamalar ayrı editoryal katmandır.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Donukça bir fenerin nûr-ı sâye-dârında,Ali Ekrem Bolayır · manzum hikâye→
Hasta annenin sevgisini bastırmasıyla çocuğun masum yakınlık isteği çatışır. Hekimlerin öpme yasağı anneliği bir korunma görevine dönüştürürken, çocuk ölümden habersiz son öpücüğü verir. Soğuk alın ile sıcak öpücük karşıtlığı şiirin trajik düğümüdür.