Tama’ımız ne azadır ne çoğa
Kanaati bir miktar meselesi olmaktan çıkarıp yön meselesi yapan dokuz beyitlik bir nefes. Az ile çok arasında seçim yapmayı reddedip Hakk'a kanaat etmeyi, hizmeti ve sırrı saklamayı öğüt olarak sıralıyor.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Tama’ımız ne azadır ne çoğa
Kanâatiz kani’ olmuşuz Hak’a
1Tamahımız ne aza yöneliktir ne çoğa
2Kanaat ehliyiz; Hakk'a kanaat etmişiz
- 2
Kimsenin hakkına tama’kılmazız
Bizim dahi hâlimize Hak baka
1Kimsenin hakkına göz dikmeyiz
2Bizim hâlimize de Hak baksın
Birinci dize toplumsal bir söz veriyor, ikinci dize karşılığını insandan değil Hak'tan bekliyor. "Hak" kelimesi beyitte iki anlamıyla birlikte çalışıyor: önce kişinin hakkı, sonra Hak Teâlâ. Böylece kul hakkına dokunmama, doğrudan Tanrı'nın bakışıyla ölçülen bir mesele hâline geliyor.
- 3
ehline hizmet kılmayan
Ma’nâ boncuğun yanına boş taka
1Marifet ehline hizmet etmeyen kişi
2Anlam boncuğunu boşuna yanına takmış olur
Bilgi burada bir hizmet ilişkisine bağlanıyor: marifet ehline hizmet etmeyenin elindeki anlam, kuşağa asılmış bir süse dönüşüyor. "Boncuk" seçimi ucuz bir takıyı çağırıyor, "boş taka" ise hem boşuna takmak hem de takıp bırakmak demek — anlamın taşınmasıyla yaşanması arasındaki fark bu kelimede duruyor.
- 4
Aşk yolunda tâati temiz değil
Her kim ol gördüğü nesneye aka
1Aşk yolunda ibadeti temiz sayılmaz
2Her kim gördüğü her nesneye akıp gidiyorsa
Beyit hükmü önce söyleyip şartı sonra veriyor; okur, ibadetin neden temiz sayılmadığını ikinci dizede öğreniyor. "Akmak" fiili dağınıklığı su gibi anlatıyor: her gördüğüne doğru akan biri bir yere varmaz, yayılır. Aynı fiil bir sonraki beyitlerin "suvar" imgesini de hazırlıyor.
- 5
Sırrını sakın ki güstah duymasın
Cân ü dilden olgıl müştâka
1Sırrını sakla, saygısız kulak duymasın
2Can ve gönülden, özleyen kişiye özlem duy
Tekke ahlâkının iki kuralı bir beyitte: sırrı ehli olmayandan saklamak ve özleyene yakın durmak. İkinci dize "müştâk" kelimesini iki kez, iki ayrı görevle kullanıyor — özleyen özleyeni arıyor, yani sır ancak aynı iştiyakı taşıyan iki kişi arasında dolaşabiliyor.
- 6
Kem akıldır kendüzünü bilmedi
Ol ki bu aşk sırrını halka çaka
1Kötü akıllıdır, kendini bilmemiştir
2Şu kimse ki bu aşkın sırrını halka çakar
Önceki beytin yasağını çiğneyen kişinin hükmü veriliyor ve suç bilgisizlik değil, kendini bilmemek sayılıyor. "Çakmak" fiili sırrı söylemeyi bir çakma, bir vurma gibi gösteriyor; sır dile geldiği anda kırılan bir şey oluyor. Kafiye de "taka" ile "çaka" arasında bu el hareketini sürdürüyor.
- 7
Suvar aşk suyuna tevhid bağını
bostanı gelsün revnaka
1Tevhid bağını aşk suyuyla sula
2Marifet bostanı tazeliğe, parlaklığa gelsin
Öğütler sıralanırken şiir birden bahçeye geçiyor ve üç kavramı bir sulama düzenine yerleştiriyor: aşk su, tevhid bağ, marifet bostan. Sıra da anlamlı — marifetin parlaması kendi başına olmuyor, önce tevhidin sulanması gerekiyor. Üçüncü beyitteki "ma’rifet ehli" burada toprağa dönüşmüş oluyor.
- 8
Dünye içün dâma düşmeyen kişi
ucundan hâşâ dönile Hak’a
1Dünya için tuzağa düşmemiş kişi
2Nefsi yüzünden değil — hâşâ — yüzünü Hakk'a döndürür
Beyit tuzağa düşmeyen kişiyi tanımlıyor ama ikinci dizenin dizilişi birden çok okumaya açık: "hâşâ" hem nefsi hesaptan çıkarıyor hem de bir soru tonu bırakıyor. Bu arşiv dizeyi "dönüşü nefs hesabına dayanmaz" diye okuyor; kaynak metinde noktalama olmadığı için bu bir tercih, bir kesinlik değil.
- 9
Kaygusuz Abdal hâlin ârif bilür
Veli aşkı nâşi başına kaka
1Kaygusuz Abdal'ın hâlini ancak ârif bilir
2Ama aşk, hamın başına kakar
Mahlas beyti şiirin muhatabını ikiye ayırıyor: ârif hâli bilir, ham kişi ise aşkı bir azar gibi başına yer. "Veli" burada Farsçadaki "ama" bağlacı, ermiş anlamındaki veli değil. "Nâşi" kaynakta bu imlâyla duruyor ve yetişmemiş, ham kişiyi karşılıyor; "kaka" fiili de sırrı halka çakan elin karşılığını veriyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 144168 numaralı sürüm esas alındı; nefes, Ergun'un derlemesinde Kaygusuz Abdal faslının birinci metnidir ve iki taranmış yaprağa bölünmüş hâlde durur. Başındaki "— 1 —" sıra işareti ile sayfa üstü künyesi metne alınmadı. "tama’kılmazız" kaynakta bitişik yazılmış, "nâşi" de kaynakta bu imlâyla geçiyor; ikisine de dokunulmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Bu kimdürki bize mihman olubdu.Kaygusuz Abdal · Vahdet düşüncesini işleyen tasavvufî şiir→
Açılış beyti kanaati bir miktar tartışmasından çıkarıyor: az ile çok arasında ölçülü bir yer seçmek de tamah sayılıyor, çünkü ikisi de mala bakar. İkinci dize "kanâat" ile "kani" kelimelerini aynı kökten yan yana getirip yönü değiştiriyor; kanaat edilen şey bir pay değil, doğrudan Hak.