DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Kaygusuz Abdal/Tama’ımız ne azadır ne çoğa
Nefes · 14.–15. yüzyıl

Tama’ımız ne azadır ne çoğa

Kanaati bir miktar meselesi olmaktan çıkarıp yön meselesi yapan dokuz beyitlik bir nefes. Az ile çok arasında seçim yapmayı reddedip Hakk'a kanaat etmeyi, hizmeti ve sırrı saklamayı öğüt olarak sıralıyor.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Tama’ımız ne azadır ne çoğa

    Kanâatiz kani’ olmuşuz Hak’a

    1Tamahımız ne aza yöneliktir ne çoğa

    2Kanaat ehliyiz; Hakk'a kanaat etmişiz

    Açılış beyti kanaati bir miktar tartışmasından çıkarıyor: az ile çok arasında ölçülü bir yer seçmek de tamah sayılıyor, çünkü ikisi de mala bakar. İkinci dize "kanâat" ile "kani" kelimelerini aynı kökten yan yana getirip yönü değiştiriyor; kanaat edilen şey bir pay değil, doğrudan Hak.

  2. 2

    Kimsenin hakkına tama’kılmazız

    Bizim dahi hâlimize Hak baka

    1Kimsenin hakkına göz dikmeyiz

    2Bizim hâlimize de Hak baksın

    Birinci dize toplumsal bir söz veriyor, ikinci dize karşılığını insandan değil Hak'tan bekliyor. "Hak" kelimesi beyitte iki anlamıyla birlikte çalışıyor: önce kişinin hakkı, sonra Hak Teâlâ. Böylece kul hakkına dokunmama, doğrudan Tanrı'nın bakışıyla ölçülen bir mesele hâline geliyor.

  3. 3

    ehline hizmet kılmayan

    Ma’nâ boncuğun yanına boş taka

    1Marifet ehline hizmet etmeyen kişi

    2Anlam boncuğunu boşuna yanına takmış olur

    Bilgi burada bir hizmet ilişkisine bağlanıyor: marifet ehline hizmet etmeyenin elindeki anlam, kuşağa asılmış bir süse dönüşüyor. "Boncuk" seçimi ucuz bir takıyı çağırıyor, "boş taka" ise hem boşuna takmak hem de takıp bırakmak demek — anlamın taşınmasıyla yaşanması arasındaki fark bu kelimede duruyor.

  4. 4

    Aşk yolunda tâati temiz değil

    Her kim ol gördüğü nesneye aka

    1Aşk yolunda ibadeti temiz sayılmaz

    2Her kim gördüğü her nesneye akıp gidiyorsa

    Beyit hükmü önce söyleyip şartı sonra veriyor; okur, ibadetin neden temiz sayılmadığını ikinci dizede öğreniyor. "Akmak" fiili dağınıklığı su gibi anlatıyor: her gördüğüne doğru akan biri bir yere varmaz, yayılır. Aynı fiil bir sonraki beyitlerin "suvar" imgesini de hazırlıyor.

  5. 5

    Sırrını sakın ki güstah duymasın

    Cân ü dilden olgıl müştâka

    1Sırrını sakla, saygısız kulak duymasın

    2Can ve gönülden, özleyen kişiye özlem duy

    Tekke ahlâkının iki kuralı bir beyitte: sırrı ehli olmayandan saklamak ve özleyene yakın durmak. İkinci dize "müştâk" kelimesini iki kez, iki ayrı görevle kullanıyor — özleyen özleyeni arıyor, yani sır ancak aynı iştiyakı taşıyan iki kişi arasında dolaşabiliyor.

  6. 6

    Kem akıldır kendüzünü bilmedi

    Ol ki bu aşk sırrını halka çaka

    1Kötü akıllıdır, kendini bilmemiştir

    2Şu kimse ki bu aşkın sırrını halka çakar

    Önceki beytin yasağını çiğneyen kişinin hükmü veriliyor ve suç bilgisizlik değil, kendini bilmemek sayılıyor. "Çakmak" fiili sırrı söylemeyi bir çakma, bir vurma gibi gösteriyor; sır dile geldiği anda kırılan bir şey oluyor. Kafiye de "taka" ile "çaka" arasında bu el hareketini sürdürüyor.

  7. 7

    Suvar aşk suyuna tevhid bağını

    bostanı gelsün revnaka

    1Tevhid bağını aşk suyuyla sula

    2Marifet bostanı tazeliğe, parlaklığa gelsin

    Öğütler sıralanırken şiir birden bahçeye geçiyor ve üç kavramı bir sulama düzenine yerleştiriyor: aşk su, tevhid bağ, marifet bostan. Sıra da anlamlı — marifetin parlaması kendi başına olmuyor, önce tevhidin sulanması gerekiyor. Üçüncü beyitteki "ma’rifet ehli" burada toprağa dönüşmüş oluyor.

  8. 8

    Dünye içün dâma düşmeyen kişi

    ucundan hâşâ dönile Hak’a

    1Dünya için tuzağa düşmemiş kişi

    2Nefsi yüzünden değil — hâşâ — yüzünü Hakk'a döndürür

    Beyit tuzağa düşmeyen kişiyi tanımlıyor ama ikinci dizenin dizilişi birden çok okumaya açık: "hâşâ" hem nefsi hesaptan çıkarıyor hem de bir soru tonu bırakıyor. Bu arşiv dizeyi "dönüşü nefs hesabına dayanmaz" diye okuyor; kaynak metinde noktalama olmadığı için bu bir tercih, bir kesinlik değil.

  9. 9

    Kaygusuz Abdal hâlin ârif bilür

    Veli aşkı nâşi başına kaka

    1Kaygusuz Abdal'ın hâlini ancak ârif bilir

    2Ama aşk, hamın başına kakar

    Mahlas beyti şiirin muhatabını ikiye ayırıyor: ârif hâli bilir, ham kişi ise aşkı bir azar gibi başına yer. "Veli" burada Farsçadaki "ama" bağlacı, ermiş anlamındaki veli değil. "Nâşi" kaynakta bu imlâyla duruyor ve yetişmemiş, ham kişiyi karşılıyor; "kaka" fiili de sırrı halka çakan elin karşılığını veriyor.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 144168 numaralı sürüm esas alındı; nefes, Ergun'un derlemesinde Kaygusuz Abdal faslının birinci metnidir ve iki taranmış yaprağa bölünmüş hâlde durur. Başındaki "— 1 —" sıra işareti ile sayfa üstü künyesi metne alınmadı. "tama’kılmazız" kaynakta bitişik yazılmış, "nâşi" de kaynakta bu imlâyla geçiyor; ikisine de dokunulmadı.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirBu Kimdir ki Bize Konuk Olmuştur
Bu kimdürki bize mihman olubdu.
Kaygusuz Abdal · Vahdet düşüncesini işleyen tasavvufî şiir

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

tama’

aç gözlülük, mala göz dikme

kanâat

elindekine razı olma, gözü tokluk

ma’rifet

tasavvufta Hakk'ı bilme bilgisi

tâat

ibadet, kulluk görevi

müştâk

özleyen, iştiyak duyan

revnak

parlaklık, tazelik

dâm

tuzak

nefs

kişinin arzu ve benlik yönü