Askerî kimdir?
Askerî, asıl adıyla Mehmed, 16. yüzyılda Edirne'de doğmuş bir şairdir. Kanûnî Sultan Süleyman devrinde yetişti ve 1000/1591'de öldü. Mahlası bir yer adından gelir: Bağdat'ta İmam Hasan el-Askerî'nin türbesinde uzun yıllar kalmış, bu bağlılığın anısına Askerî demiştir.
Tezkireler onu bir divan şairi olarak kaydeder, Bektaşî derlemeleri ise kendi şairleri arasında sayar. İki kaydı birleştiren şey yaşama biçimidir: Latîfî onu “abdâl meşreb ve mevâlî mezheb” diye tanıtır, yani derviş huylu ve Ehl-i beyt yanlısı.
Hayatı ve yaşadığı çevre
Latîfî'nin naklettiğine göre Askerî uzun süre Kerbelâ'da İmam Hüseyin türbesinde kalmış, Seyyid Gazi dergâhına “Şâh-ı Horasan”ın selamını götürmüştür. Bağdat'taki İmam Hasan el-Askerî türbesinde geçirdiği yıllar ise ona mahlasını kazandırdı. Latîfî onun “dervişâne ebyâtı ve fakr u fenâya müteallik kelimâtı” bulunduğunu söyler.
Hayatının öteki yüzü daha dünyevîdir. Yeniçeri oldu, tımar sahibi oldu, sonra zeamet alarak Selanik'e yerleşti. Orada İshak Paşa'nın oğlunun eşiyle evlendi ve büyük bir servet edindi. Bu iki yüz — meyhane köşesini öven şiirlerle zeamet defterindeki adı — biyografisinin en dikkat çekici çelişkisidir.
Hacca gitmesine rağmen hakkındaki Râfizîlik iddiaları hiç kesilmedi ve zındıklık ithamlarından kurtulamadı. Kaynaklar şiirleri konusunda da ayrılır: Âşık Çelebi söyleyişini sade bulur, Kınalızâde Hasan Çelebi beğenmez. Ergun ise onun mecmualarda epeyce şiiri kayıtlı olduğunu, aralarında satirik olanlar da bulunduğunu bildirir.
Şiir anlayışı ve dili
Askerî'nin şiirinin ekseni istiğnâdır: hiçbir şeye muhtaç olmama hâlini bir yoksulluk değil bir mülk sayar. Arşivdeki gazelde bu tutum sistemli biçimde işler — dilenci padişaha baş eğmez, eski şal atlasa değişilmez, yırtık gönül süs olur. Karşıtlıklar tek tek kurulup tek tek tersine çevrilir.
İkinci belirgin özellik redifle çalışmasıdır. “Var imiş” redifi beş beyti de kapatır ve bütün hükümleri duyulmuş geçmiş zamana taşır; şair iddia etmez, aktarır. Bu, hem söyleyişi yumuşatan hem de anlatılanları bir başka âlemin haberi gibi gösteren bir hamledir.
Sözlüğü tekkenin sözlüğüdür: gedâ, istiğnâ, abdâl, fenâ, uşşâk, meyhane. Buna karşılık cümle kuruluşu divan gazelinin ölçülü kuruluşudur ve aruzu düzgün kullanır. Mahlas beytinde kendini istisna değil örnek sayması — “benim gibi binlercesi” — bu iki damarın birleştiği yerdir.
Başlıca eserleri ve şiirleri
- Müstakil eser yokKaynaklar Askerî'ye ait bir kitaptan söz etmez. Şiirleri çeşitli şiir mecmualarında dağınık hâlde bulunur; terci-i bend, muhammes ve müseddes biçimlerinde manzumeleri tespit edilmiştir.
- Mecmua şiirleriErgun mecmualarda epeyce şiirinin kayıtlı olduğunu, bunlar arasında satirik nitelikte olanların da bulunduğunu bildirir. Şiirlerinin genel havası rindâne ve tasavvufîdir.
- Bektaşî Şairleri ve NefesleriArşivdeki tek şiirin kaynağı bu derlemedir: Sadettin Nüzhet Ergun Askerî bölümüne Bektaşîliği terennüm eden tek bir manzume koymuştur ve metin Türkçe Vikikaynak'taki 144553 numaralı sürümden aktarıldı.
Edebiyat tarihindeki yeri
Askerî'nin bugün okunabilen şiirlerinin tamamı başkalarının derlediği mecmualara borçludur; kendi eliyle düzenlenmiş bir divan bırakmadığı için adı tezkirelerdeki birkaç satırla ve antolojilerdeki tek tük manzumelerle yaşıyor. Tezkirecilerin kendi aralarındaki ayrılık da bu dağınıklığı sürdürüyor: Âşık Çelebi sadeliğini över, Hasan Çelebi beğenmez, Latîfî ise şairden çok yaşama biçimini anlatır. Bektaşî geleneği onu bu son tarafından, abdâl meşrepliğinden ve Ehl-i beyt bağlılığından dolayı sahiplenmiştir; Ergun'un derlemesine girmesi de bu yüzdendir. Öte yandan Selanik'teki zeameti ve serveti, kendi şiirlerindeki yoksulluk övgüsüyle bir arada okunduğunda, 16. yüzyıl şairinin hayatıyla mahlası arasındaki mesafeyi hatırlatıyor.
Hayat bilgileri TEİS kaydı temel alınarak özetlendi; kesin olmayan biyografik ayrıntılar kesin hüküm olarak sunulmadı.
TEİS kaydını aç ↗