Pâdişah-ı dehre baş eğmez gedâlar var imiş
Beş beytin hepsi “var imiş” redifiyle bitiyor ve şiir baştan sona duyulmuş bir haberi aktarır gibi konuşuyor. Haberin içeriği hep aynı tersine çevirme: dilenci padişaha baş eğmiyor, eski şal atlasa değişilmiyor, yırtık gönül süs sayılıyor. Kapanışta şair kendini bu kalabalığın binde biri olarak sayar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Pâdişah-ı dehre baş eğmez gedâlar var imiş
Mülk-i istiğnâda hoş ehl-i gınâlar var imiş
1Dünyanın padişahına baş eğmeyen dilenciler varmış;
2istiğna ülkesinde gönlü zengin, hoş insanlar varmış.
- 2
Sakınur ersâr-ı aşkullahı her bigâneden
Hamdülillâh sırra mahrem âşinalar var imiş
1Allah aşkının sırlarını her yabancıdan sakınır;
2hamdolsun, sırra mahrem olan dostlar da varmış.
Beyit tekkenin en katı kuralını, sır saklamayı anlatıyor ve bunu bir dostluk ölçütü yapıyor: bigâne ile âşinâ arasındaki sınır sırrı taşıyıp taşıyamamaktır. Kaynakta “esrâr” harfleri yer değişmiş biçimde “ersâr” dizilmiş, dizgi kazası olduğu gibi bırakıldı.
- 3
-ı şâha değişmez köhne şâlın âr eder
Tekye-i dehr içre -ı fenâlar var imiş
1Eski şalını şahın atlasıyla değişmez, bunu ar sayar;
2dünya tekkesinde fenaya ermiş abdallar varmış.
Değiş tokuş reddediliyor, üstelik teklifin kendisi ayıp sayılıyor — “âr eder” beytin ağırlık merkezi. İkinci dize dünyayı han ya da kervansaray değil tekke olarak adlandırır: içinde oturanlar yolcu değil, fenâ makamına yerleşmiş abdallardır.
- 4
Zeyn eder şehbâzlarla bu dil-i sadçâkini
Zümre-i uşşâk içinde bî nevâlar var imiş
1Yüz parça olmuş bu gönlünü şahbazlarla süsler;
2âşıklar topluluğu içinde nevâsız olanlar varmış.
Yara burada onarılmıyor, takılıyor: yüz yerinden yırtık gönül bir süs levhası gibi donatılıyor. “Bî nevâ” hem nasipsiz hem sessiz demek, çünkü nevâ aynı zamanda ezgi ve bir makam adıdır; âşıklar korosunun içinde sesi çıkmayanlar anlatılıyor.
- 5
Aşk derdinden zebundur gûşe-i meyhânede
Askerî gibi hezâran mübtelâlar var imiş
1Meyhanenin bir köşesinde aşk derdinden bitkin düşmüştür;
2Askerî gibi binlerce müptelâ varmış.
Mahlas beyti şairi ayrıcalıklı kılmıyor, aksine kalabalığa katıyor: “benim gibi binlercesi” demek, dört beyittir sayılan istisnaları sıradanlaştırmak demek. Latîfî de Askerî'yi “abdâl-meşreb” diye anar ve yıllarca Kerbelâ'da kaldığını kaydeder.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 144553 numaralı sürüm esas alındı; imlâsına dokunulmadı. Bölüm başlığı (“ASKERΔ), Ergun'un tanıtım paragrafı — içinde Latîfî'den yaptığı uzun iktibas da var — ve gövdenin başındaki sıra işareti (“―1―”) metne alınmadı, geriye on dize kaldı. İkinci beytin ilk dizesinde “esrâr” kelimesi harfleri yer değişmiş biçimde “ersâr” dizilmiş; düzeltilmedi. “Hamdülillâh” ve “bî nevâlar”ın ayrı yazımı da kaynağa ait.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Matla iki kelimeyi birbirine çeviriyor: “gedâ” dilenci, “gınâ” zenginlik. İstiğnâ, hiçbir şeye muhtaç olmama hâlidir; şair onu bir mülk sayıp orada oturanları zengin ilan eder. “Var imiş” redifi hükmü uzaktan duyulmuş bir habere dönüştürüp iddiayı yumuşatır.