Târîh Berâ-yı Kasr-ı Ali-zâde Subhî Mustafâ Efendi
Ali-zâde Subhî Mustafâ Efendi'nin dostlara neşe vermek için yaptırdığı yüksek ve süslü köşk, Edirne'yi cennet gibi gösteren eser olarak övülür.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
ǾAli-zāde Efendi bezm-i Ǿālemde Ǿināyetle
Hemįşe mažhar-ı ola zįrā
1Ali-zâde Efendi dünya meclisinde inayetle,
2daima ilahî lütuflara erişsin.
- 2
Maĥalline seħāsın görse reşk ider
Olurlar şübhesiz oldukda śadāķat ile gūyā
1Bermekîler onun yerindeki cömertliği görse imrenir;
2sadakatle konuşsalar kuşkusuz böyle derler.
Cömertliğin ölçüsü tarihe havale edilir: Bermekîler, adı cömertlikle anılan bir aile olarak tanık yerine konur. Beytin inceliği ikinci dizededir — imrenmeleri ancak ‘sadâkat ile’ konuştukları takdirde geçerlidir; övgü bir dürüstlük şartına bağlanmıştır.
- 3
Hemįşe Ǿömr ü devlet Ǿizz ü rifǾatle saǾādetle
Vücūdın ĥıfž ide Bārį bi-ĥaķķın sūre-i Tā-hā
1Ömrü ve talihi hep şeref, yücelik ve mutlulukla sürsün;
2Yaradan, Tâhâ suresi hakkı için bedenini korusun.
Dört soyut iyilik tek dizede üst üste yığılır; uzun kalıp bu yığılmayı taşıyacak genişliktedir. İkinci dize duayı belirli bir dayanağa oturtur: Tâhâ suresi hakkı için. Korunması istenen de soyut talih değil ‘vücûd’, yani bedenin kendisidir.
- 4
Kemāl-i ĥüsn-i ħulķ u lûŧf-ı ŧabǾın kıl temāşā kim
Bu idüp himmet ile iĥyā
1Güzel ahlakının ve hoş yaratılışının olgunluğuna bak:
2bu İrem gibi gül bahçesini gayretle canlandırdı.
Okur ilk kez bir şeye bakmaya çağrılır: ‘kıl temâşâ’. Bakılacak şey ahlâk ile yaratılış inceliğidir, ama kanıtı somuttur — İrem'e benzeyen bahçe. ‘İhyâ’ fiili yapının yeni kurulmadığını, canlandırıldığını söyler; iyilik burada diriltme işidir.
- 5
Bu ķaśr-ı dil-küşāyı rūĥ-efzāyı dilārāyı
Aĥibbāya śafā-baħş olmak-içün eyledi peydā
1Bu gönül açan, ruh artıran, güzel köşkü,
2dostlara huzur vermek için ortaya çıkardı.
Köşk üç sıfatla arka arkaya nitelenir ve üçü de iç dünyaya bakar: gönül açan, ruh artıran, gönül süsleyen. İkinci dize amacı açıklayarak yapıyı sahibinden uzaklaştırır — köşk kendisi için değil ‘ahibbâ’, yani dostlar için ortaya çıkarılmıştır.
- 6
Bunuñ ŧarĥını görse reşk eyler
ħūb u raǾnā nüzhet-efzā vü neşāŧ-ārā
1Havernak'ın mimarı planını görse imrenirdi;
2işlemeli, güzel, hoş, gezinti ve neşe artırıcıdır.
Karşılaştırma bu kez mimarlık alanından gelir: Havernak'ın ustası planı görse imrenecektir. Övülen şey binanın kendisi değil ‘tarh’ı, yani çizimidir. İkinci dize beş sıfatı arka arkaya sıralayarak etkiyi işçilikten neşeye doğru genişletir.
- 7
Müzeyyen tāze güllerle cemāl-i ĥūba beñzer kim
Anı her heft ile naķķāşı tezyįn eyledi gūyā
1Taze güllerle süslü, güzel bir yüze benzer;
2sanki nakkaşı onu her hafta yeniden süsler.
Bina bir yüze benzetilince süsleme de bir bezenmeye yaklaşır; taze güller o yüzün rengi olur. İkinci dize benzetmeyi zamana bağlar: nakkaş sanki her hafta yeniden süsler. Güzellik böylece kalıcı bir nitelik değil, sürekli yenilenen bir emek sayılır.
- 8
Binā-yı dil-keşįyle bir şeref buldı ki lāyıķdur
Ki dirlerse Edirne şehrine Ǿālem
1Gönül çeken yapısıyla öyle bir şeref buldu ki,
2dünya Edirne şehrine cennet gibi dese yeridir.
Beyit ölçeği tek yapıdan bütün şehre büyütür: köşkün kazandırdığı şeref Edirne'ye mal edilir. Cennet benzetmesi doğrudan söylenmez, bir şart cümlesine sokulur — ‘dirlerse… lâyıkdur’. Övgü böylece iddia değil, başkalarının olası sözünün onaylanmasıdır.
- 9
Śafā-yı ħāŧır u şevķ ü neşāŧ-ı ķalb-ile dā’im
Mübārek ola bu ķaśr-ı u rūĥ-efzā
1Gönül huzuru, şevk ve kalp neşesiyle daima,
2bu yüksek gövdeli, ruh artıran köşk uğurlu olsun.
Tasvir biter, dua başlar. Köşk bu kez gövdesiyle anılır: ‘bülend-ebdân’, yani yüksek bedenli. Yapıya beden yakıştırılınca uğur dileği bir canlıya söylenmiş gibi olur; sürekliliği istenen şey de gönül huzuru, şevk ve kalp neşesidir.
- 10
N’ola bir cevherį tārįħi daħį olsa aĥsendür
Zihį Ǿālį-binā-yı rūĥ-efzā-yı feraĥ-baħşā
1Noktalı harfli bir tarih daha olsa ne çıkar; daha güzeldir:
2ne yüce, ruh artıran ve ferahlık veren yapı!
Şair fazladan bir tarih düşürmeyi gerekçelendirir: bir tane daha olsa ne çıkar, daha güzeldir. Bu, manzumenin iki tarih dizesi taşıdığını açıkça bildirir. Ardından gelen ‘zihî’ ünlemi hesaptan çıkıp beğeniye geçer; sayı ile hayranlık aynı beyitte durur.
- 11
Feraĥ-ı źevķ ü sürūr ile Nažįr oldı tārįħi
Bu nev ķaśr-ı feraĥ-zāyı mübārek eyleye Mevlā
1Nazîr neşe, zevk ve sevinçle tarih oldu:
2Tanrı bu yeni, ferahlatıcı köşkü uğurlu etsin.
İkinci tarih dizesi baştaki sıfatları toplayıp tek sözcükte yoğunlaştırır: ‘ferah-zâ’, yani ferah doğuran. Köşk artık ‘nev’dir ve yenilik tarihin kendisi olur. Kapanış hükmü Mevlâ'ya bırakır; dilek konusu yapının değeri değil uğurudur.
Metnin kaynağı
DEU-AVESIS.e8807444-8be2-473b-8401-17fe7c7cc29b:tarih66-pdf1010; Târihler no.66, basılı 965/gerçek PDF 1010, basılı yıl 1169; ayrı numaralı tam kayıt. CC BY profile-adjacent, PDF içine gömülü değil.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Alup bir noķŧasın emr-i ķıyāmuñNazîr İbrahim · Muammâ/Lugaz→
Manzume övüleni doğrudan dünya meclisine yerleştirir ve ona sıfat değil dilek yakıştırır: ilahî lütuflara mazhar olmak. Dize sonundaki ‘zîrâ’ cümleyi tamamlamadan bırakır; gerekçe bir sonraki beyte sarkar, övgü baştan bir zincir olarak kurulur.