‘Âşıkıñ Hakkdır İmâmı Tevhîd-i Kur’ân Menem
Hakk'ı âşığın imamı, gönlü irfan mektebi sayan gazel, Eflatun-Lokman bilgeliğini ve damladan yükselen Nuh tufanını şöhretten vazgeçişle bağlar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
‘Âşıkıñ Hakkdır imâmı tevhîd-i Kur’ân menem
Dersiñi gör men ‘arefden mekteb-i ‘irfân menem
1Âşığın imamı Hakk'tır; tevhid Kur'an'ı benim.
2Dersini 'kendini bil' sözünden gör; irfan mektebi benim.
- 2
Min ledünnüñ feyz-i mutlak emr-i Hakkdan irmişiz
Menzili kudret kemâli hadd-ı bî-pâyân menem
1Allah katından gelen mutlak feyze Hakk'ın emriyle eriştik.
2Kudret ve olgunluğun menzili, sonsuz sınır benim.
İlk dize çoğuldur — ‘irmişiz’ — ve kazanımı bir topluluğa mal eder; ikinci dize tekile döner. Ulaşılan yerin ‘hadd-ı bî-pâyân’, yani sonu olmayan sınır diye adlandırılması da menzili varılmış bir nokta değil, kapanmayan bir açıklık sayar.
- 3
Sen bu ilde derd-i ‘ışkıñ dermânın hâzıkda sor
Dilde gerekse sen seni Lokmân menem
1Bu ülkede aşk derdinin dermanını uzman hekime sor.
2Gönülde Eflatun gerekse; kendine Lokman olan benim.
Aşk derdi burada hekimlik diliyle ele alınır ve iki ad anılır: akılda Eflâtûn, şifada Lokmân. Şair bunlardan ikincisini üstlenir. ‘Sen seni’ ikilemesi ise hastayı önce kendine bakmaya, dermanı dışarıda aramadan önce içeride sormaya çağırır.
- 4
Coşdı ‘ummân katre katre ‘âleme rahmet saçup
idüp dünyâyı bahra Nûh-ile tûfân menem
1Umman coştu, damla damla âleme rahmet saçtı.
2Dünyayı denize boğan Nuh ve tufan benim.
Beyit ölçeği damladan tufana çıkarır: rahmet katre katre iner, sonra bütün dünyayı boğar. Aynı su hem bağış hem yıkımdır. Şairin kendini hem Nûh hem tûfân sayması da bu ikiliği sürdürür; kurtaranla boğan tek bir ağızda birleşir.
- 5
Fehm idüp gel dost işigin yüzleriñ hâk ide gör
Terk idüp şöhret kabasın yol ile menem
1Anla ve dost eşiğine gel; yüzünü toprağa sür.
2Şöhret giysisini terk eden yol ve erkân benim.
Önceki beyitlerin büyük iddiaları burada tersine çevrilir: yüz toprağa sürülür, şöhret bir giysi gibi çıkarılır. ‘Kaba’ sözcüğü ünü giyilip atılabilen bir şey hâline getirir. Şair kendini bu kez bir güç olarak değil, uyulacak yol ve erkân olarak tanımlar.
- 6
Şeyh Hulûsî noldığın ‘âlem bilür mi âdemiñ
Hatt-ile hâtemde görseñ sadrıña ihsân menem
1Ey Şeyh Hulûsî, dünya insanın ne olduğunu bilir mi?
2Yazıda ve mühürde görürsen göğsüne ihsan benim.
Son beyit bir soruyla açılır ve cevabını vermez: âlem insanın ne olduğunu bilmez. Bilgi yerine iki işaret gösterilir — yazı ve mühür. Görmek için bakmak değil okumak gerekir; şiirin bütün ‘menem’ iddiaları böylece bir imza olarak bırakılır.
Metnin kaynağı
Sabit kaynak DEU-AVESIS.6ecdcb51-eb8e-4906-9609-1ecdf1ed3d9a:pdf391-392-printed378-379-n330. Numara 330, sonraki numaradan önce biten tam 12 dizedir; gerçek görüntü ve basılı ölçü doğrulandı. Profil-bitişik CC BY 4.0 bağlantısı vardır; PDF içinde gömülü lisans yoktur.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Bilmedigim bilmedime bildim efkâr istememÖmer Hulûsî · Gazel→
Beyit önderliği önce Hakk'a verir, hemen ardından şair kendini kitap ve okul olarak koyar. İki dizede de üstlendiği şey aracı olan nesnedir: okunan metin ve girilen mektep. ‘Menem’ redifi de bu iddiayı her dizenin sonuna mühür gibi basar.