Diger
Peygambere seslenen bir na't. Her beytin sonunda dönen "âlemin" kelimesi bir tamlamanın ikinci ucudur, böylece her beyit aynı dünyaya yeni bir sıfat bağlar: önderi, şahı, güneşi. Son beyitte övgü dilekçeye döner.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Şer'i makbûlünle sensin muktedâsı âlemin
Ey Nebî ey -i rûz-ı cezâsı âlemin!
1Makbul şeriatınla âlemin uyulan önderi sensin,
2ey Peygamber, ey âlemin hesap gününde şefaatçisi!
- 2
Mahz-ı cân etti seni ey
İns ü cinne hâlık-ı arz u smeâsı âlemin
1Ey âlemlere rahmet olan, seni katıksız can eyledi
2insanlar ve cinler için âlemin yerini ve göğünü yaratan.
Peygamber ‘âlemlere rahmet’ ve ‘katıksız can’ diye nitelenir. İlk modern satır özgün ilk dizedeki bu nitelemeyi taşır; insanlar ile cinler ve yaratıcı özne ikinci satırda kalır. Böylece yer ile göğün yaratıcısının onu insanlar ve cinler için katıksız can eylediği cümlesi, satır yüklerini değiştirmeden tamamlanır.
- 3
Sensin ol sultân-ı -i risâlet kim bütün
Dergehinde bendedir şâh u gedâsı âlemin
1Peygamberlik tahtının sultanı sensin ki bütün
2âlemin şahı da dilencisi de kapında kuldur.
Saray imgesi beytin iki ucunu tutar: ‘evreng’ taht, ‘dergâh’ kapı eşiğidir. Şah ile dilenci bu eşikte aynı sıfatla, ‘bende’ diye anılır. Eşitlik yalnız beytin şah–gedâ karşıtlığıyla açıklanır; dönem veya öğreti iddiasına genişletilmez.
- 4
Mürtefi'dir ol kadar eyvân-ı kadrin kim ana
Bir kemîn değil arş-ı ulâsı âlemin
1Değerinin köşkü o kadar yüksektir ki ona
2âlemin en yüce arşı alçacık bir merdiven bile değildir.
Abartı ölçüyü tersine çevirerek kurulur: yüksekliğin kanıtı, kâinatın en yüksek katının bile o yüksekliğe çıkan bir basamak sayılmamasıdır. "Süllem" merdiven demektir ve "kemîn", yani alçacık sıfatıyla küçültülür; arş burada bir ölçü birimi olarak kullanılıp yetersiz bulunur.
- 5
-i envâr-ı rûyundan fakat bir zerredir
Âftâb u mâhtâb-ı pür ziyâsı âlemin
1Yüzünün nurlarının parıltısından ancak bir zerredir
2âlemin ışık dolu güneşi ve ay ışığı.
Yüzün nurlarından yayılan parıltının yalnız bir zerresi, âlemin güneşi ve ay ışığı sayılır. Cümle neyin zerre olduğunu ikinci dizeye kadar geciktirir; böylece büyük gök cisimleri sevgilinin ışığının küçük parçaları hâline gelir. Dış inanç tarihi eklenmez.
- 6
Feyz-i aşkınla berî kıl ma'siyetten Ekrem'i
Yâ Resûla'llah sensin Mustafâ'sı âlemin!
1Aşkının feyziyle Ekrem'i günahtan arındır,
2yâ Resûlallah, âlemin Mustafa'sı sensin!
Mahlas beyti övgüyü dilekçeye çevirir: beş beyit boyunca sıralanan sıfatların hepsi, sonunda tek bir istek için gerekçe olur. "Mustafâ" hem Peygamberin adı hem de sözlük anlamıyla seçilmiş demektir; son dize bu çift anlamı kullanarak âlemin içinden seçilmiş olanı gösterir ve redifi kapatır.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 142788 numaralı sürüm esas alındı; sayfa on iki dizeyi arka arkaya veriyor, altı beyte bölme burada yapıldı. Dördüncü dizedeki "smeâsı" kaynağın dizgi hatasıdır ("semâsı" olmalı) ve düzeltilmeden bırakıldı. Mahlas kaynakta "*Ekrem*'i" biçiminde yıldızlıdır; yıldızlar atıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Matla beyti redifi kurarken bir dilbilgisi oyunu yapar: "âlemin" her dizede tamlayan olarak sona atılmıştır, yani cümle bittikten sonra bir kelime daha gelir ve az önce söyleneni bütün dünyaya bağlar. İlk dize dünyevî önderliği, ikinci dize uhrevî şefaati verir; ikisi arasında bir ömür değil bir beyit vardır.