Âşıklarıñ Ârzûları Hünkâra
Âşıkların hünkâra yönelen arzusunu bülbül, gül bahçesi, mürşide ikrar ve vahdet meyi sahneleriyle bir manevî yol haritasına dönüştürür.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Âşıklarıñ ârzûları hünkâra
Efgân ider bülbülleri gülzâra
1Âşıkların arzuları hünkâra yönelir;
2bülbülleri gül bahçesine karşı feryat eder.
- 2
Nefsin bilen vardır dersinde
İrfân olan hîç kalmadı inkâra
1Nefsini bilen, kendini bilme dersindedir;
2irfan sahibi olan artık inkârda kalmaz.
İkinci beyit nefsi bilmeyi bitmiş bir başarı değil sürmekte olan bir ders sayar: kişi o derse varır, mezun olmaz. İkinci dize sonucu olumsuzla verir; irfan yeni bir şey eklemez, inkâr ihtimalini ortadan kaldırır.
- 3
İster iseñ Rabbim güzel Allâhı
Bir mürşide ikrâra gel ikrâra
1Rabbim, güzel Allah'ı istiyorsan,
2bir mürşide ikrara gel, ikrara.
Üçüncü beyitte istek ilk kez bir işleme bağlanır: mürşide ikrar vermek. Dize sonunda ‘ikrâra’ sözcüğünün yinelenmesi çağrıyı ısrara çevirir; arzunun sesle beyan edilmesi onu iç duygudan bağlayıcı bir taahhüde geçirir.
- 4
Dost illeriniñ yolların göstermek
‘Işkıñ yolın ta‘lîm ider esrâra
1Dost illerinin yollarını göstermek,
2aşkın yolunu sırlara doğru öğretir.
Dördüncü beyit yol göstermeyi öğretmenin kendisi sayar: tarif edilen güzergâh aynı anda bir ders olur. Coğrafî ‘dost illeri’ ile soyut ‘esrâr’ tek cümlede buluşunca yolculuk, gidilecek yer kadar öğrenilecek bir konu hâline gelir.
- 5
Vahdet meyin kandırmaga er ister
Kâmilleriñ erkânları ol yâra
1Vahdet meyine kandırmak için bir er gerekir;
2kâmillerin erkânı o sevgiliye yönelir.
Beşinci beyit şarabı sunanı öne çıkarır: vahdet meyi kendiliğinden kandırmaz, bir er eliyle verilir. Erkân sözü bu sunuşu keyfîlikten alıp düzene bağlar; kâmillerin usulü bir gösteri değil, sevgiliye çevrilmiş bir yön olarak anılır.
- 6
Birbirlerin olmış dillerde
Menzilleri devrân olur envâra
1Gönüllerde birbirlerine yardımcı olmuşlardır;
2menzilleri nurlara doğru devran olur.
Altıncı beyit yolu tekil bir yürüyüş olmaktan çıkarır: yolcular dillerde birbirine muîn, yani destek olmuştur. Menzilin ‘devrân’ diye adlandırılması varış noktasını bile hareket hâlinde bırakır; durak değil, dönen bir halka vardır.
- 7
Gülşane bâgında uçar tûtîler
Şîr dilleri güftâresi sükkâra
1Gül bahçesinde papağanlar uçar;
2aslan dilli söyleyişleri şekere yönelir.
Yedinci beyit sesin niteliğini değiştirir: matladaki bülbül feryadının yerini konuşmayı taklit eden tûtî alır. Aslan gibi güçlü dil ile şekere yönelen söz aynı ağızda toplanır; sözden hem heybet hem tatlılık beklenir.
- 8
Bildiñ Hulûs kalb eyleyen özdendir
Kevser cemâlinden bakıñ dîdâra
1Bildin, Hulûs: gönlü kuran özdendir;
2Kevser güzelliğinden sevgilinin yüzüne bakın.
Makta bilgiyi şaire mal eder ve kaynağı dışarıdan içeriye alır: kalbi kuran şey özün kendisidir. Kapanışta bakış Kevser'in güzelliğinden dîdâra kaydırılır; içilecek olan değil görülecek olan son söz sayılır.
Metnin kaynağı
DEU-AVESIS.6ecdcb51-eb8e-4906-9609-1ecdf1ed3d9a:n505-pdf494-495-printed481-482. Baş neşrinde no. 505, basılı s. 481–482/PDF 494–495; 16 dize, basılı kalıp adı ve sonraki numaralı kayıtla tam sınır pinned görselde sabittir. Ana sekiz beyit korunur. Tanıklardaki ârzûları yazımı, üçüncü beyit tekrarı, yollarını, gülşen ve görüñ varyantları gövdeye taşınmadı. AVESIS profilindeki CC BY bağlantısı dosya ekine komşudur; PDF içinde gömülü lisans yoktur.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Bir bilinmez derde düş kim derdiñi dermân araÖmer Hulûsî · Gazel→
Matla arzuyu iki yöne birden çevirir: âşıklar hünkâra, bülbülleri gülzâra. İkinci dizedeki iyelik eki kuşları âşıkların kendi sesi yapar; böylece istek dilenen bir şey olmaktan çıkıp feryat biçiminde dışa vurulan bir hâle döner.