Bağlanıp zülfünde bozdum ahdi de peymânı da
Sevgilinin saçına bağlanınca bütün sözleri bozan gazel, göz karşısında dertle dermanı birlikte unutturur; aşk sarhoşluğunu inanç işaretlerinden, harabat pirini zahidin bilgisinden üstün tutup sabır ve imkânı terk eder.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Bağlanıp zülfünde bozdum ahdi de peymânı da
Çeşmini gördüm unutdum derdi de dermânı da
1Saçına bağlanınca verdiğim sözü de antlaşmayı da bozdum;
2gözünü gördüm, derdi de dermanı da unuttum.
- 2
Ey hoş ol mest-i mahabbet kim humâr-ı aşkdan
Bir kadeh meyle değişmiş küfrü de îmânı da
1Ne mutlu o sevgi sarhoşuna ki aşkın mahmurluğuyla
2inkârı da imanı da bir kadeh şarapla değişmiştir.
Sevgi sarhoşu aşk mahmurluğu içinde küfür ile imanı bir kadeh şaraba değişir. Bu tarihsel rindlik mübalağası güncel inançlar hakkında hüküm değildir; dış kimliklerin aşk vecdi karşısında birlikte geride kalışını anlatır. ‘Ne mutlu’ ifadesi değiş tokuşu kayıp değil özgürleşme sayar.
- 3
Merd-i bî-kayda belâ-keşlikdedir ârâm-ı dil
Yohsa çokdan terk ederdim cânı da cânânı da
1Bağsız er için gönül huzuru belâ çekmektedir;
2yoksa canı da sevgiliyi de çoktan bırakırdım.
Bağlardan sıyrılmış kişi için gönül huzuru bela çekmenin içindedir; aksi hâlde şair canı ve sevgiliyi çoktan terk edeceğini söyler. Rahatlıkla acının yeri bilinçli biçimde değiştirilir. Can ve cananın birlikte anılması, aşk yolunda en değerli iki varlığın bile koşulsuz amaç olmadığını gösterir.
- 4
Bende-i pîr-i harâbâtım ki yokdur sıkleti
Zâhid-i zerrâkın olsun ilmi de irfânı da
1Yükü ve ağırlığı olmayan harabat pirinin kuluyum;
2ikiyüzlü zahidin olsun bilgisi de irfanı da.
Şair yükü olmayan harabat pirinin kuludur; bilgi ve irfan ise gösterişçi zahide bırakılsın. ‘Sıklet’ maddi ağırlıkla manevi külfeti birleştirir. Rindlik yolu hafiflik ve içtenlikle, zahidin birikimi dış gösterişle ilişkilendirilir; eleştiri inanca değil riya üreten bilgi iddiasına yönelir.
- 5
Âteş-i cân-sûz-ı dil fikr-i
Âşıkın ma‘lûmudur peydâsı da pinhânı da
1Gönlün can yakan ateşi, gönül çeken sevgilinin ağzını düşünmektir;
2âşık onun açıkta olanını da gizlisini de bilir.
Gönlün can yakan ateşi, gönül çelen sevgilinin görünmez ağzını düşünmektir; âşık onun açık ve gizli taraflarını bilir. Küçüklüğü yüzünden yok sayılan ağız, fikrin yakıcı merkezine dönüşür. Bilgi duyularla sınırlı kalmaz; görünmeyen unsur aşk tecrübesinde görünür kadar etkili olur.
- 6
Çünki derd ehline hep bîgânelerdir çâre ne
Sen dahi yâd etme Gâlib sabrı da sâmânı da
1Çünkü dert ehline herkes yabancıdır; ne çare?
2Ey Gâlib, sen de sabrı da eldeki imkânı da anma.
Dert ehline herkes yabancı olduğundan çare yoktur; şair kendine sabrı ve sâmânı da anmamasını söyler. Makta dış yalnızlıkla iç vazgeçişi birleştirir. Sabır dayanma gücünü, sâmân düzen ve imkânı temsil eder; ikisini anmamak aşk hâlini gündelik çözüm hesaplarının dışına taşır.
Metnin kaynağı
DEU-AVESIS.2ceda48e-bb93-400b-be84-ee90c0346a49:g280-pdf346. Açık lisanslı tez ekinde G.280, basılı 326/PDF 346, 6 beyit; şiir-numarası → vezin bağlantısı PDF 79–80'deki Tablo 3'te açıktır. Kalkışım 1992 neşri yalnız G numarası, tam sınır ve kısa okuma karşılaştırması için yalnızca araştırma amacıyla tanıktır; IA yükleyicisinin PDM etiketi bu çağdaş neşre uygulanmadı. CC BY resmî AVESIS profilindeki dosya-ek ilişkisindedir; PDF içinde gömülü lisans yoktur.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Âşık sevgilinin saçına bağlanınca ahdi ve peymanı bozar; gözünü görünce dert ile dermanı birlikte unutur. ‘Bağlanmak’ yeni esareti, ‘bozmak’ eski sözlerden çözülmeyi anlatır. İkinci dizede karşıt iki kavramın aynı anda silinmesi, bakışın acı ile çare ayrımını geçersiz kıldığını gösterir.