Bir arıza
Remle'nin bunaltıcı sıcağından Heybeliada'ya gönderilen hayalî bir rüzgâr aracılığıyla, şairin kendisini ve sayfiye hayatını alaya aldığı uzun hiciv.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Ey uğrayacaksın ya ?
Bilmem, bir işim var, sana etsem mi havâle?
Vaktâ ki sekiz yüz mili bir geçtin;
Vaktâ ki bizim yerleri rü'yâ gibi seçtin;
Dikkatle bakın: Marmara'nın göğsüne yatmış,
Sırtındaki örtüyse bütün zümrüde batmış,
Bir, Heybeli, derler - bileceksin - ada vardır.
Etrâfı da az çok ona benzer adalardır...
1Ey sabah rüzgârı, kuzeye uğrayacaksın ya?
2Bilmem, bir işimi sana havale etsem mi?
3Sekiz yüz mili bir solukta geçtiğinde;
4bizim tarafları bir düş gibi seçtiğinde;
5dikkatle bak: Marmara'nın göğsüne uzanmış,
6sırtındaki örtü bütünüyle zümrüde bulanmış,
7Heybeli denen, tanıyacağın bir ada vardır.
8Çevresinde de az çok ona benzeyen adalar bulunur...
- 2
Gördün ya? Evet. Şimdi bu sâhilde biraz dur:
Herkes gibi Abbas Paşa'nın köşküne başvur.
Sen yolcu adamsın, bakan olmaz ki kusûra...
Arz ettirerek ismini, çıktın mı huzura
Hilvanlılann hepsinin ihlâsını, ilkin,
Bir bir sayıver. Bitti mi defter, de ki:
1Gördün, değil mi? Evet. Şimdi bu kıyıda biraz dur:
2herkes gibi Abbas Paşa'nın köşküne başvur.
3Sen yolcusun; kusuruna bakılmaz...
4Adını bildirip huzura çıktığında,
5önce Hilvanlıların bütün içten selamlarını
6bir bir say. Defter bitti mi, şöyle de:
Rüzgâr kıyıda durup Abbas Paşa'nın köşküne başvuracak, yolcu oluşu sayesinde kusuru hoş görülecek ve Hilvanlıların selamlarını tek tek iletecektir. Bu resmî kabul düzeni, biraz sonra söylenecek nükteli şikâyete sahne hazırlar.
- 3
“Lâkin,
düşürür saçmayı bir saçma adam var.
Manzûm sayıklar gibi manzûme sayıklar!
Zannım, mütekâid şuarâdan olacak ki:
Hiçbir yenilik yok herifin her şeyi eski.
Hâlâ ne sakaldan geçebilmiş, ne bıyıktan;
Âsârı da memnun görünür köhne kılıktan.
Hicrî, kamerî ayları ezber sayar amma,
Yirminci asır zihnine sığmaz ne muamma!
Ma'mûre-i dünyâyı dolaştıysa da, yer yer,
Son son, "Hadi sen, kumda biraz oyna!" demişler.
1“Ama,
2ölçülü söz diye saçma döktüren saçma bir adam var.
3Manzum sayıklar gibi şiir sayıklar!
4Sanırım emekli şairlerden olacak:
5adamda hiçbir yenilik yok, her şeyi eski.
6Hâlâ ne sakaldan vazgeçebilmiş ne bıyıktan;
7eserleri de eski görünüşlerinden memnun.
8Hicrî ve kamerî ayları ezbere sayar ama,
9yirminci yüzyıl onun zihnine sığmaz; ne bilmece!
10Dünyanın bayındır yerlerini dolaştıysa da,
11sonunda ona, 'Haydi sen biraz kumda oyna!' demişler.
İletilecek söz, şairin kendisini ölçülü biçimde saçmalayan, manzum sayıklayan ve her şeyi eski kalmış bir emekli şair diye hicvetmesine dönüşür. Yirminci yüzyıla sığmayan zihin ve kumda oynama emri, dışlanmayı öz alayla anlatır.
- 4
Yâhu! Sorunuz bir. Bakalım tâkati var mı?
Kaynarken adam oynamak ister mi? Sarar mı?
1Yahu, bir sorun bakalım: Buna gücü var mı?
2İnsan kaynarken oynamak ister mi, bundan hoşlanır mı?
Konuşan, kaynayan sıcakta bulunan bir insanın oyun isteyip istemeyeceğini sorar. Art arda gelen iki soru cevap beklemez; uzaktan verilen “kumda oyna” öğüdünün Remle şartlarını bilmediğini vurgular.
- 5
Ey Heybeli iklîmine kıştan çekilenler,
Ey Afrika temmûzunu efsâne bilenler.
Ey yağ gibi üç çifte kayıklarla kayanlar,
Ey Maltepe'den Pendik'i bir hamle sayanlar!
Ey çamların altında serilmiş, uzananlar!
Ey her nefes aldıkça ömürler kazananlar!
1Ey kıştan kaçarak Heybeli iklimine çekilenler,
2ey Afrika temmuzunu masal sananlar,
3ey üç çift kürekli kayıklarla yağ gibi kayanlar,
4ey Maltepe'den Pendik'e gidişi tek atılım sayanlar!
5Ey çamların altına serilip uzananlar!
6Ey her solukta ömrünüze ömür katanlar!
Hitap, Heybeli'ye kıştan kaçan, Afrika sıcağını masal sanan ve kayıklarla gezen sayfiyecilere yönelir. Çam altında uzanıp her nefeste ömür kazanma görüntüsü, onların serin rahatlığını konuşanın çöl deneyimine karşı hazırlar.
- 6
Siz, camları örter, sakınırken cereyandan;
Biz, bodruma sarkar da kaçarken !
Siz, mercanın a'lâsını attıkça şişerken;
Biz, kumda çirozlar gibi piştikçe pişerken!
Siz, Marmara dürbünle süzerken;
Biz, poyrazı görsek diye, damlarda gezerken!
Siz, yelkeni açmış, suyun üstünden akarken;
Biz küplere binmiş, size hasretle bakarken!
1Siz camları kapatıp hava akımından korunurken,
2biz sıcaktan kaçmak için bodruma inerken!
3Siz en iyi mercan balıklarını yiyip şişerken,
4biz kumda çiroz gibi pişe pişe kavrulurken!
5Siz Marmara ufuklarını dürbünle süzerken,
6biz poyrazı görsek diye damlarda gezinirken!
7Siz yelken açıp suyun üstünde akarken,
8biz öfkeden küplere binip size özlemle bakarken!
Dört “siz/biz” karşılaştırması, cereyandan sakınanlarla sıcaktan bodruma kaçanları; balık yiyenlerle kumda kavrulanları; ufuk seyredenlerle poyraz arayanları; yelken açanlarla öfkeden küplere binenleri karşı karşıya getirir.
- 7
İnsâf ediniz: Kopmayacak, şey mi kıyâmet?
Elbette kopar. Dinle Paşam, ceddine rahmet:
Ben Heybeli'den vazgeçerim şimdilik, ancak,
Üç beş gün için pek hoş olur Remle'de kalmak.
1İnsaf edin: Kıyamet kopmayacak şey mi?
2Elbette kopar. Dinle Paşam, atalarına rahmet:
3Heybeli'den şimdilik vazgeçerim; ama
4Remle'de üç beş gün kalmak pek hoş olur.
Kıyametin kopacağına dair abartı, Paşa'ya yönelen son ricayı büyütür. Konuşan Heybeli isteğinden şimdilik vazgeçip Paşa'nın Remle'de birkaç gün kalmasını önerir; amaç kesin göç değil sıcağı bizzat tattıran nükteli bir davettir.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'ın 141869 numaralı sabit revizyonundaki tek poem gövdesi bütünüyle esas alındı; 45 dolu dize incipitten kapanışa kadar korundu. Revizyon SHA-1 06a49e9d99a15226dcd13479065a056a25b15280. Kaynak içindeki br etiketi dize içi HTML işaretlemesi olarak çıkarıldı; Hilvanlılann yazımı ve öteki görünen dizgi biçimleri emende edilmedi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Edirne kal'asıdır gördüğün hisâr-ı mehîbMehmet Âkif Ersoy · Manzume→
Konuşan kuzeye gidecek sabah rüzgârına bir iş vermeyi düşünür; sekiz yüz millik yolun ardından Marmara'yı zümrüt örtülü bir göğüs, Heybeli'yi de onun üstündeki ada olarak tarif eder. Emirler rüzgâr için yol haritası kurar.