Han-ı Yağma
Bir ülkenin soyuluşunu ziyafet sofrası eğretilemesiyle anlatan siyasî manzume. Nakarat, yağmaya katılanlarla dışarıda bırakılanlar arasındaki ayrımı her dönüşünde pekiştirir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
1Yiyin efendiler yiyin, bu iştah sofrası sizin;
2doyana, tıksırana, çatlayana kadar yiyin!
- 2
Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say
, şeref, oyun, düğün, konak, saray,
Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay...
1Bu nazlı beylerin ortalıkta ne varsa sayın:
2soy, sop, şeref, oyun, düğün, konak, saray —
3hepsi sizin efendiler; konak, saray, gelin, alay,
4hepsi sizin, hazır hazır, kolay kolay…
Liste uzadıkça soyulan şeyin sınırı kalkıyor: mala mülkle başlayıp şerefe, düğüne, geline kadar gidiyor. “Hazır hazır, kolay kolay” ise emeksiz elde etmenin ritmi.
- 3
Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar
Gurur-ı ihtiıamı var, sürur-ı intikaamı var.
1Büyüklüğün hazmı biraz ağır olsa da zararı yok;
2içinde debdebe gururu ve intikam sevinci var.
Yağma yalnız kazanç değil, keyif de veriyor. “İntikam sevinci” ifadesi çok şey söylüyor: soyanlar kendilerini bir hesap kapatıyor sayıyor. Hazmın ağırlığı bile vazgeçme gerekçesi değil, ihtişamın bedeli gibi sunuluyor.
- 4
Bu sofra iltifatınızdan işte umar.
Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar...
1Bu sofra sizin iltifatınızdan parlaklık bekler.
2Bu baş, beyin, ciğer, bütün bu kanlı lokmalar sizin…
Eğretileme burada kırılıyor: yenen şey artık yemek değil, organ. Şair ziyafeti bir kesim masasına çeviriyor ve okuru midesinden yakalıyor. Sofranın parlaklığı, üzerinde duran kanlı lokmaların dehşetiyle bilinçli biçimde çarpıştırılıyor.
- 5
Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
1Zavallı memleket ne varsa verir: malını,
2bedenini, hayatını, umudunu, hayalini.
Veren tarafın listesi de uzun, ama onun verdikleri maddi olmaktan çıkıp umuda ve hayale kadar iniyor. Yağmanın son aşaması, insanın gelecek tasavvurunu almak.
- 6
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...
1Bütün huzurunu, olanca yükselme isteğini.
2Hemen yutun; haramını helalini düşünmeyin…
“Düşünmeyin” buyruğu şiirin ahlâkî merkezi. Şair yağmacıya değil, yağmacının vicdanına sesleniyor — ve onun çoktan susturulduğunu biliyor. Haram ile helalin birlikte anılması, talanın yalnız siyasî değil ahlâkî sınırları da sildiğini gösteriyor.
- 7
Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!
1Bu harmanın sonu gelir, giderayak kapışın!
2Yarın bakarsınız, bugün çıtırdayan ocak söner.
Tehdit değil, hatırlatma: sofra tükenecek. Şair yağmayı ahlâken değil, süre bakımından da mahkûm ediyor — bu düzenin kendi sonu içinde. Harman, sofra ve ocak imgeleri aynı tükenişi üretimden tüketime uzanan üç ayrı evrede gösteriyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 145253 numaralı sürüm esas alındı; nakarat düzeni korundu. Kaynaktaki iki açık dizgi biçimi özgün metinde aynen bırakıldı: “ihtiıamı” ve “intikaamı”. Bunların beklenen okunuşları günümüz Türkçesi ile yorum bölümünde verildi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Kuşlar uçarTevfik Fikret · Şiir→
Şiir bir davetle açılıyor ama davet küfür yerine geçiyor. “Efendiler” sözü nezaket değil, teşhis: Şair yağmacılara kendi unvanlarıyla sesleniyor.