DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Âşık Ömer/Parlak bir taç giyip meydana çıktı mum
Şiir · 17. yüzyıl

Parlak bir taç giyip meydana çıktı mum

Mum parlak tacıyla meclise giren canlı bir sanatçı gibi anlatılır. Işık verirken makas yarası alır, fitili ve yağı tükenir; güneş ve ay bile ışığını kıskanır. Pervaneleri yakan mumun kendi iradesi de yoktur. Âşık Ömer onun gece boyunca ağlayarak yanmasını feleğin zulmüne bağlar.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Bir urundu girdi çün meydâna mum

    Çok hüner göstermek ister meclis-i yârana mum

    1Mum parlak bir taç giyip meydana çıktı.

    2Dostlar meclisinde çok hüner göstermek ister.

    Parlak alev taç, mum da meydana çıkan hüner sahibi olur. Meclisi aydınlatmak yalnız nesnel işlev değil, dostlar önünde sergilenen bir sanat ve hizmet olarak kişileştirilir.

  2. 2

    Devr elinden çektiği âlâmı istifsâr edüp

    Haylice yanar yakılur bu gice yârâna mum

    1Zamanın elinden çektiği acıları sorup soruşturur;

    2Bu gece dostlar için uzun uzun yanar.

    Mumun acıları zamandan sorulur; cevabı gece boyunca yanışıdır. Dostlar ışık içinde otururken onun bedeni tükenir, böylece meclis zevkinin görünmeyen bedeli ortaya çıkar.

  3. 3

    Ne kadar nûrun verüp şevkile olsa âftâb

    Başına -ı gamdan irişür zahm-ı ikab

    1Güneş ne kadar ışık ve coşkuyla parıldasa da,

    2Mumun başına gam makasından ceza yarası ulaşır.

    Güneş büyük ışığına rağmen mumun başındaki makas yarasını yaşamaz. Fitilin kesilmesi ceza gibi anlatılır; aydınlatma gücü sürekli bir bedensel yaralanmayla birlikte yürür.

  4. 4

    Subha dek işler derûnunda

    Yüreği yağın eridir âteş-i sûzâna mum

    1Sabaha kadar içinde ıstırap fitili çalışır.

    2Yakıcı ateş mumun yüreğindeki yağı eritir.

    Fitil içte çalışan ıstırap, eriyen yağ ise yürektir. Sabaha kadar süren yanış mumun dış alevini iç tüketimin sonucu olarak gösterir; ışık kendi bedenini yiyerek oluşur.

  5. 5

    Aslı dörttür çârı unsurdan mürekkep bir şecer

    Hâsıl oldu başına nûr-i hidâyet verdi fer

    1Aslı dört unsurdan birleşmiş bir ağaçtır.

    2Başında ışık doğar, yol gösteren nur ona parlaklık verir.

    Mumun ağaçtan ve dört unsurdan oluştuğu düşünülür. Başındaki nur yol gösterici sayılınca maddi bileşim manevi aydınlığa yükselir; sıradan nesne rehberlik simgesi olur.

  6. 6

    Reşkeder şevk-ı şuâ’ın göricek

    Divesin dikmiş göke tesbîh okur Sübhân’e mum

    1Güneş ve ay ışığının coşkusunu görünce kıskanır.

    2Basılı “divesin dikmiş göke” bölümü açık değildir; mumun Tanrı’yı anarak tespih okuduğu söylenir.

    Güneşle ay, mumun ışığındaki coşkuyu görünce kıskanır; küçük alev böylece göksel ışıklarla yarışır. İkinci dizede tespih ve Tanrı’yı anma açıktır, fakat “divesin dikmiş göke” yüzeyi kesin bir beden duruşuna çevrilemez.

  7. 7

    Per yakar âşıklara gâhî okur dersi kenâr

    Susamış çekmiş savaşlar sanur inciler kanar

    1Bazen âşıklara kanat yaktırır, bazen kenar dersi okur.

    2Susamış, savaşlar çekmiş; basılı ‘inciler kanar’ sözü kapalıdır.

    Âşık pervanelerin kanadı mumda yanar. İkinci dizedeki basılı yüzey tam açıklık sağlamadığından yorum tahmin yürütmez; susuzluk ve savaş çağrışımlarını yalnız görünen sınırda korur.

  8. 8

    İhtiyârı elde yok başında âteşler yanar

    Hoş bakar pervânenin hâline yane yane mum

    1İradesi elinde değildir, başında ateşler yanar.

    2Yana yana pervanenin hâline dikkatle bakar.

    Mumun başındaki ateş kendi seçimi değildir. Pervanenin yanışına bakarken aslında aynı kaderi paylaşır; biri yaklaşarak, diğeri durduğu yerde tüketilir.

  9. 9

    Lâcerem Âşık Ömer bunun da bir ahvâli var

    Kim ne zulm etmiş aceb bilmem bu çerh-i hîlekâr

    1Elbette Âşık Ömer, bunun da kendine özgü bir hâli var.

    2Bu hileli felek ona nasıl zulmetti, bilmiyorum.

    Mahlasla mumun da bir ahvâli olduğu kabul edilir. Feleğin zulmü sebep gösterilir fakat hangi suçun işlendiği bilinmez; yanış masum ve açıklanamayan bir ceza görünümü kazanır.

  10. 10

    Bir nefes dinlenmeyüp yanar yakılur kârı zâr

    Akıdır gözyaşların yağmur gibi dâmâne mum

    1Bir an dinlenmeden yanıp yakılır; işi inlemektir.

    2Gözyaşlarını eteğine yağmur gibi akıtır.

    Dinlenmeyen mumun işi ağlayıp inlemektir. Eriyen balmumu gözyaşı, aşağı süzülüş etek olur; gece sonundaki fiziksel kalıntı, şiirin diliyle yağmurlu bir yas sahnesine dönüşür.

Kavram sözlüğü (6) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Basılı dizideki görünür Âşık Ömer mahlası ve Ergun koleksiyon yerleşimi birlikte doğrulandı: 17. dize “Lâcerem Âşık Ömer bunun da bir ahvâli var”.

Atıf kanıtını aç ↗

Sadeddin Nüzhet Ergun’un 1936 tarihli Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri baskısındaki 430 numaralı metnin 20 dizesi ve 10 birimi basılı sırayla korunmuştur. Tarama yeniden dağıtılmamıştır.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirBir münevver tâc urundu girdi çün meydâna şem’Âşık Ömer · Şiir

Kavram sözlüğü

6 kavram bulundu.

münevver tâc

Işıklı taç; mum alevi.

mikrâs

Makas.

fitîl-i ıztırâb

Istırap fitili.

çâr unsur

Dört unsur.

pervâne

Mum çevresinde dönüp yanan gece kelebeği.

şems ü kamer

Güneş ve ay.