Biz cevâhir kânıyız mercânı anlar tanırız
Konuşanlar kendilerini cevher madeni sayar ve olgun kişiden öğrendikleri erkân sayesinde insanı söz söylemeden anlayabildiklerini ileri sürer. Dünya malından vazgeçen sadık âşık, gece feryat edip yoktan var eden Tanrı’yı tanır. Şiir; aşk kitabı, büyük fıkıh ve dört kutsal kitap üzerinden bilgi iddiasını büyütür; son iki dizede Âşık Ömer ve Vehbî adları açıkça belirtilir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Biz cevâhir kânıyız mercânı anlar tanırız
Kâmilinden ders okur erkânı anlar tanırız
1Biz cevher madeniyiz; mercanın değerini anlayıp tanırız.
2Olgun kişiden ders alır, yolun erkânını anlayıp tanırız.
- 2
Bârekâllâh der güzeller şimdi bizler üstüne
Müşkilin arz etmeden her cânı anlar tanırız
1Güzeller şimdi bizim için ‘Allah bereket versin’ der.
2Sıkıntısını anlatmadan her insanı anlayıp tanırız.
Güzellerin takdiri dışarıdan gelen bir onaydır; asıl üstünlük, kişinin derdini söylemesine gerek kalmadan onu anlayabilmektir. Böylece övgü, görünüşten sezgi ve insan bilgisine taşınır.
- 3
olan bilmez cihânın varını
Âşık-ı sâdık olanlar sildi elden varını
1Allah bilgisine eren kişi dünyanın malını önemsemez.
2Sadık âşıklar ellerindeki bütün varlığı bıraktı.
Allah bilgisine erişen kişi dünya malına değer vermez; sadık âşık da elindekini silip bırakır. İki dize, bilme ile vazgeçmeyi aynı manevi olgunluğun birbirini tamamlayan belirtileri yapar.
- 4
Tâ giceler âh ederiz subholunca zârını
Bizi yoktan var eden Sübhânı anlar tanırız
1Geceler boyu ah eder, sabah olunca inleriz.
2Bizi yoktan var eden Tanrı’yı anlayıp tanırız.
Gece boyunca ah etme ve sabah inleme, kesintisiz bir ibadet ve acı ritmi kurar. Yoktan var eden Tanrı’yı tanıma iddiası, bu bedensel seslerin sonunda ulaşılan teolojik bilgidir.
- 5
Biz dahi aşkın kitâbın okuruz subh ile şâm
Çok şükür elhamdülillâh kâmil olduk
1Biz de aşk kitabını sabah akşam okuruz.
2Çok şükür, Allah’a hamdolsun; ‘bîlicâm’ ile olgun olduk [terim açık].
Aşk kitabını sabah akşam okumak süreklilik bildiren bir öğrenme eylemidir. “Bîlicâm” basılı biçimi çözülemediği için olgunlaşmanın aracını uydurmadan açık bırakmak, dizedeki belirsizliği korur.
- 6
şerhini biz okuduk bir bir tamâm
İncil ü Tevrat Zebur Kur’ân’ı okur tanırız
1Büyük fıkhın açıklamasını baştan sona okuduk.
2İncil’i, Tevrat’ı, Zebur’u ve Kur’an’ı okuyup tanırız.
Büyük fıkhın şerhini tamamlamakla dört kutsal kitabı tanımak yan yana konur. Birimin art arda sıraladığı kitap adları, konuşanların dinî bilgi alanındaki kuşatıcı iddiasını büyütür.
- 7
Tâ ezelden böyle eyledi üstâdımız
Kimsenin yoktur cevâbı kendüden îcâdımız
1Ustamız bize ezelden beri böyle öğretti.
2Kendi ortaya koyduğumuza kimsenin verecek cevabı yoktur.
Öğretinin ezelden beri ustadan gelmesi, bilginin silsileyle aktarıldığını belirtir. İkinci dizedeki meydan okuma ise bu devralınmış öğretiden üretilen söze kimsenin cevap veremeyeceğini savunur.
- 8
Mahlasım Âşık Ömer’dir Vehbî’dir çün adımız
Bu mahalde biz de anlayanı anlar tanırız
1Mahlasım Âşık Ömer’dir; adımız da Vehbî’dir.
2Bu yerde biz de anlayan kişiyi anlayıp tanırız.
Âşık Ömer ve Vehbî adlarının birlikte söylenmesi atfı doğrudan gövdeye bağlar. Son dize, şiir boyunca tekrarlanan “anlar tanırız” sözünü bu kez anlayanı tanıma yetisine yöneltir.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 No.591 gövdesinde “Mahlasım Âşık Ömer’dir Vehbî’dir çün adımız” mahlası görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n591-C239267117D4. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.591, PDF 452; 8 birim/16 dize. Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Konuşan topluluk kendisini cevher madeni sayarak bilgiyi değerli taşları ayırt etme yetisine benzetir. Olgun kişiden ders alma vurgusu, bu iddianın kişisel böbürlenmeden çok bir yol terbiyesine dayandığını söyler.