Bu gün ol dilber-i ra’nâyı gördüm hup cemâl olmuş
Şair bugün gördüğü gösterişli sevgilinin şarapla kızaran yakut yanaklarını anlatır; yüzüne dikkatle bakmak güneşe bakmak kadar imkânsızdır. Gökyüzü onun güzelliğiyle süslenir, yüz güneş, benler yıldız, kaş hilâl olur; Ömer başka güzellere bakmazken ince belin hasretiyle güçten düşer.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Bu gün ol gördüm hup cemâl olmuş
Kızarmış lâ’l ruhler bâde çekmiş
1Bugün o gösterişli güzeli gördüm; iyice güzelleşmiş.
2Yakut yanakları kızarmış, şarap içmiş, kıpkırmızı olmuş.
- 2
Yüzüne bakamaz âdem ne denlu itse dikkatler
dönmüş rûyini görmek muhâl olmuş
1İnsan ne kadar dikkat etse de yüzüne bakamaz;
2yüzü güneşe dönmüş, onu görmek imkânsız olmuş.
Yüze bakma girişimi “ne denlu itse dikkatler” denilerek yoğunlaştırılır; ne kadar dikkat edilirse edilsin sonuç değişmez. Çünkü sevgilinin yüzü “ruh-i hurşîd”e, güneşin parlak çehresine dönmüştür. Görmenin imkânsızlaşması yüzün saklı olmasından değil, doğrudan ışığının gözü aşmasından kaynaklanır.
- 3
Cemâli olup zu’mine eflâkin
Ruh-i hurşîd ü kaşı hilâl olmuş
1Güzelliği gökyüzünü süslemiş; feleklerin tasavvurunda
2yüzü güneş, benleri yıldız, kaşı hilâl olmuş.
Sevgilinin cemali yalnız yeryüzünü değil “âsmân”ı süsleyen ziynet olur. İkinci dize bu göksel portreyi parçalarına ayırır: yüz güneş, benler yıldızlar, kavisli kaş hilâldir. “Zu’mine eflâkin” yüzeyi feleklerin tasavvurunu devreye sokar; güzelliği değerlendiren bakış artık tek âşığa değil gök katlarına yayılır.
- 4
Gel ey dîvâne dil bir sen düşme
Hele bir kerre seyr etsen anı görsen ne hâl olmuş
1Gel ey deli gönül, sen başka bir ayın hayaline düşme;
2onu bir kez seyredip görsen ne hâle geldiğini anlarsın.
Konuşan kendi gönlüne “dîvâne dil” diye seslenir ve onu başka bir “mâh”, yani ay yüzlü güzelin hayaline düşmemesi için uyarır. Gerekçe soyut sadakat buyruğu değildir: sevgiliyi bir kez seyretmek yeterlidir. “Ne hâl olmuş” sorusu hem onun eriştiği güzellik hâline hem görenin uğrayacağı şaşkınlığa açılır.
- 5
Ömer dîvânesidir değme mahbûba nazar kılmaz
Miyân-ı hasretinden ki olmuş
1Ömer onun divanesidir, sıradan hiçbir güzele bakmaz;
2ince belinin hasretinden zayıf ve güçsüz olmuş.
Son beyitte Ömer sevgilinin “dîvâne”si olarak anılır; bu bağlılık onu “değme mahbûb”a, sıradan güzellere bakmaktan alıkoyar. Bedel ise “miyân-ı hasret”, ince belin özlemidir. İncelik sevgilinin beden özelliğiyken “zaîf-i bî mecâl” oluşuyla Ömer’in bedenine geçer; hasret âşığı da inceltip güçsüz bırakır.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 şiir No.240 Âşık Ömer bölümündedir ve gövdede Ömer dîvânesidir değme mahbûba nazar kılmaz mahlası açıkça görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n240-8F9BBE82C763. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.240, PDF 207; 5 iki dizelik birim/10 dize. Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Bu gün ol hubların şâhıÂşık Ömer · Şiir→
“Bu gün” sözü güzelliği hatırada değil yeni görülmüş bir karşılaşmada sabitler. “Dilber-i ra’nâ” zaten gösterişli olan sevgilidir, fakat “hup cemâl olmuş” onun daha da güzelleştiğini bildirir. Şarap içmesiyle yakut yanakların “âl âl” kızarması, içilen bâdenin rengini yüzde kat kat görünür kılar.