Cân Gözüñ Aç Gel Göñül Merdânelerden ‘İbret Al
Can gözünü açmayı ve pervane, derviş, virane ile İbrahim Edhem'den ibret almayı öğütleyen gazel, aşk şarabıyla manevî uyanışı anlatır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Cân gözüñ aç gel göñül merdânelerden ‘ibret al
Hoş tecellîden görüp ‘irfânelerden ‘ibret al
1Ey gönül, can gözünü aç; yiğit erlerden ibret al.
2Güzel tecelliyi görüp irfan sahiplerinden ibret al.
- 2
Şol hakîkat güneşin görmiş ne dersin ‘âşıka
Nice yanmaz ‘ışk odın pervânelerden ‘ibret al
1Şu hakikat güneşini görmüş âşığa ne dersin?
2Aşk ateşinde nasıl yandığını pervanelerden öğren.
Beyit bir soruyla açılır ve cevabını başka bir canlıya havale eder: hakikat güneşini görmüş âşığa söylenecek söz yoktur, ona bakmak yerine pervaneye bakılır. Güneş ile mum ateşi arasındaki büyüklük farkına rağmen yanış aynıdır; ders büyük olandan değil küçük ve ölümlü olandan alınır.
- 3
Degme bir dervîş fakîr hâlin bakup hîç gülme sen
-i ‘ışka düşen dîvânelerden ‘ibret al
1Herhangi bir yoksul dervişin hâline bakıp sakın gülme;
2aşk cezbesine düşen divanelerden ibret al.
Şiirin tek yasağı buradadır: yoksul dervişin hâline gülmemek. Gülmek ile ibret almak aynı manzaraya bakan iki ayrı göz olarak karşı karşıya konur. Dışarıdan delilik görünen hâlin ‘cezbe’ diye adlandırılması da eksikliği bakılanda değil bakanda arar.
- 4
Tâc u tahtıñ terk idüp gibi sen yüri var
Her tarafdan yıkılup vîrânelerden ‘ibret al
1İbrahim Edhem gibi tacını ve tahtını terk edip yürü;
2her yandan yıkılmış viranelerden ibret al.
Beyit iki terk edilmişliği yan yana getirir: tacını bırakan hükümdar ile yıkılmış yapı. Edhem'in boşalttığı taht ile virane olmuş duvar aynı dersi verir, biri isteyerek öteki zamanla boşalmıştır. ‘Yüri var’ emri de bu boşalmayı duran bir hâl olmaktan çıkarıp yola çıkmaya çevirir.
- 5
Çün bu ilde mâ-sivâdan soyunup abdâl olan
Baş açık yalın ayak ‘üryânelerden ‘ibret al
1Bu dünyada Hakk dışındakilerden soyunup abdal olan,
2başı açık, yalın ayak ve çıplak kişilerden ibret al.
Soyunma burada mecaz olmaktan çıkıp bedene iner: baş açık, ayak yalın, üst çıplak. Mâ-sivâdan sıyrılmak ile giysiden sıyrılmak aynı fiile bağlandığı için iç ile dış tek bir sadeleşmede birleşir; abdal, inandığı şeyi üstünde taşıyan kişi olarak resmedilir.
- 6
Şeyh Hulûsî tâ ezel nûş eylediñ ‘ışkıñ meyin
-i sâkî kanan mestânelerden ‘ibret al
1Ey Şeyh Hulûsî, ezelden aşk şarabını içtin;
2sakinin yudumuna kanan sarhoşlardan ibret al.
Mahlas beyti bakışı şairin kendisine çevirir ve zamanı ezele kadar geri götürür: içiş yeni değil, başlangıçtandır. Buna rağmen redif hâlâ ‘ibret al’ demeyi sürdürür. Ezelden içmiş olmak bile öğrenmeyi bitirmez; şair kendini son dizede yine öğrenci yerine koyar.
Metnin kaynağı
Sabit kaynak DEU-AVESIS.6ecdcb51-eb8e-4906-9609-1ecdf1ed3d9a:pdf364-printed351-n282. 282 numaralı kayıt, sonraki numaradan önce biten tam 12 dizedir; gerçek PDF görüntüsü ve aynı sınırdaki basılı aruz satırı görsel doğrulandı. AVESİS profili dosyanın yanında CC BY 4.0 bağlantısı verir; PDF içinde ayrıca gömülü lisans cümlesi yoktur.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Derde düşseñ dertlere dermân olan bilmez mi yaÖmer Hulûsî · Gazel→
Şiir bir göz açma emriyle başlar, ama açılması istenen baş gözü değil ‘cân gözü’dür. İki dize de ibretin nereden alınacağını söyler ve ikisi de insan gösterir: önce merdâneler, sonra irfan sahipleri. Görme böylece bir yetenek değil, örnek alarak bakma tutumu olarak tarif edilir.