Derde Düşseñ Dertlere Dermân Olan Bilmez Mi Ya
Bilmez mi ya sorusu, aşk dershanesinden Mûsâ ile Hızır'a ve haşr-terazi imgelerine uzanan bilme sınavını tekrar tekrar kurar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Derde düşseñ dertlere dermân olan bilmez mi ya
Bahş iden cânın ‘aceb cânân olan bilmez mi ya
1Derde düşsen, dertlere deva olan bilmez mi?
2Canı bağışlayan, canan olan bunu bilmez mi?
- 2
‘Işkıñıñ ders-hânesin sorsañ bugün ‘âriflere
Dir dersine sultân olan bilmez mi ya
1Bugün âriflere aşkın dershanesini sorsan,
2ledün dersine sultan olan bilmez mi?
Aşk bir duygu olarak değil, dershanesi bulunan bir öğretim alanı gibi kurulur; soru sorulacak yer de âriflerdir. Ledünnî ders bu okulun en üst basamağı sayıldığı için, bilginin kaynağı çalışmaktan çok bağış olarak gösterilir.
- 3
Sen bu ‘ilmiñ nakşını elvân idelden añla sen
Men ‘arefden okuyup ‘irfân olan bilmez mi ya
1Bu bilginin nakşını renk renk edenden anla;
2‘Men aref’i okuyup irfan sahibi olan bilmez mi?
Bilgi bir metin değil, renklendirilmiş bir nakış olarak resmedilir; anlamak da okumaktan çok bakmayı gerektirir. “Men ‘aref” göndermesi bu bakışın yönünü dışarıdan içeriye çevirir: tanınacak ilk şey kişinin kendisidir.
- 4
Hakk-ile biñ bir kelâm itmiş iken Mûsâ gibi
Hızra yoldâş oldı ol olan bilmez mi ya
1Mûsâ gibi Hakk ile bin bir söz etmişken,
2Hızır'a yoldaş olan İmran oğlu bilmez mi?
Beyit, doğrudan konuşmuş olmanın bile yolculuğu gereksiz kılmadığını söyler: Mûsâ yine de bir yoldaş arar. Böylece bilgi bir kez alınıp bitirilen bir şey değil, birlikte yürünerek sınanan bir şey olarak konumlanır.
- 5
Haşr u neşri bunda görmezseñ sırâtu’l-müstakîm
O kerem fetvâların olan bilmez mi ya
1Haşri ve neşri burada görmezsen, doğru yolun
2o lütuf hükümlerine terazi olan bilmez mi?
“Bunda” sözcüğü mahşeri ileri bir tarihe değil şimdiye çeker; görülmesi istenen şey gelecekteki olay değil, onun buradaki karşılığıdır. Terazi imgesi hükmü ölçmeye bağlarken “kerem” sözcüğü aynı hükmü merhamet tarafına yatırır.
- 6
Gel erenler bir birine bir mukâbil olmağa
Şeyh Hulûsî vahdete mihmân olan bilmez mi ya
1Gel, erenler birbiriyle karşılaşsın;
2ey Şeyh Hulûsî, vahdete konuk olan bilmez mi?
Kapanışta çağrı karşılaşmayadır: erenlerin birbirinin karşısına geçmesi bilgiyi tek kişilik olmaktan çıkarır. Vahdete “mihmân” olmak ise kalıcı bir mülkiyet değil, ağırlanmayı kabul eden geçici bir konumdur.
Metnin kaynağı
DEU-AVESIS.6ecdcb51-eb8e-4906-9609-1ecdf1ed3d9a:pdf483-484-printed470-471-n488. Baş neşrinde no. 488, basılı s. 470–471/PDF 483–484; 12 dize, basılı ölçü adı ve sonraki numaralı kayıtla tam sınır pinned görselde sabittir. B2 derkenardır; ‘ışkıñıñ/‘ışkıñ ol, sorsañ/sor sen ve haşr u neşri/haşr neşriñ varyantları açık tutuldu. AVESIS profilindeki CC BY bağlantısı dosya ekine komşudur; PDF içinde gömülü lisans yoktur.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Şiir bir soruyla açılır ama cevap beklemez; redif her beyitte aynı karşılığı zaten içinde taşır. Canı bağışlayanın canan olarak anılması, dermanın dışarıdan getirilen bir ilaç değil, veren kişinin kendisi olduğunu söyler.