Cana Cefa ya da Vefa Kıl
İbrahim Tennurî dert veya deva, gül veya diken, vuslat veya ayrılık, cennet veya ateş arasında ayrım yapmadan Tanrı’dan geleni hoş karşılar. Tekrarlanan nakarat, ağlatılmayı da güldürülmeyi de kulluğun parçası sayan tam teslimiyeti kurar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Câna cefâ ya kıl vefâ
Kahrın da hoş lûtfun da hoş
1Cana ister cefa et ister vefa göster;
2Kahrın da hoş lütfun da hoş.
- 2
Ya derd gönder yahut devâ
Kahrın da hoş lûtfun da hoş
1Ya derd gönder yahut çare.
2Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Dert ile derman iki karşıt seçenek olarak Tanrı’ya bırakılır; nakarat, kulun yalnız şifayı seçmediğini ve kahırla lütfu aynı rıza içinde karşıladığını bildirir.
- 3
Hoştur bana senden gelen
Ya ü yahut kefen
1Hoştur bana senden gelen.
2ister onur giysisi olsun ister kefen.
Tanrı’dan gelenin onur giysisi ya da kefen olması fark etmez; ödül ile ölüm aynı teslimiyet içinde karşılanır. Kefen de sevgiliden gelen armağandır.
- 4
Ya tâze gül yahut diken
Kahrın da hoş lûtfun da hoş
1Ya taze gül yahut diken.
2Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Taze gül ile diken arasında seçim yapılmaz; güzellik ve acı, tekrarlanan nakaratın eşit kabulüne bağlanır. Diken gülün karşıtı sayılmaz. Bu vurgu, “Ya tâze gül yahut diken” sözünde belirginleşir.
- 5
Gelse cefâ
Yahut vefâ
1Görkeminden cefa da gelse,
2güzelliğinden vefa da gelse,
İlahî görkemden gelen cefa ile güzellikten doğan vefa yan yana konur; farklı kaynak yönleri aynı sevgilide birleşir. İki yüz aynı Tanrı’ya aittir.
- 6
İkisi de câna
Kahrın da hoş lûtfun da hoş
1ikisi de cana huzur verir.
2Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Celâl ve cemâl yüzlerinden gelen iki hâlin de cana huzur verdiği söylenir. Nakarat, kahır ile lütfu birlikte hoş karşılayarak seçme talebini tam rızaya dönüştürür.
- 7
Ger bostan ola
Ger zindan ola
1İster bağ ister bostan olsun.
2İster bağlanmak ister zindan olsun.
Bağ ve bostan ile bağlanma ve zindan ses benzerliği içinde karşılaştırılır; özgür bahçe de tutsaklık da kabul edilir. Ses oyunu kaderleri eşitler.
- 8
Ger vasl-u-ger hicran ola
Kahrın da hoş lûtfun da hoş
1İster kavuşma ister ayrılık olsun.
2Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Kavuşma ile ayrılık yan yana anıldığında şiirin teslimiyet ilkesi ilişkinin iki zıt sonucunu da kapsar. Tekrarlanan nakarat, sevgiliye erişmeyi ödül ve hicranı salt ceza saymak yerine ikisini de Tanrı’dan gelen bir sınama olarak kabul eder.
- 9
Ey padişah-ı-lemy ezel
Zât-ı-ebed Hayy-ı-ezel
1Ey ezelî padişah.
2Sen ezelî diri, varlığı sonsuz olansın.
Tanrı ezelî padişah, sonsuz varlık ve başlangıçsız diri olarak anılır; teslimiyet, muhatabın zaman üstü sıfatlarıyla temellendirilir. Bu vurgu, “Ey padişah-ı-lemy ezel” sözünde belirginleşir.
- 10
Ey lûtfu bol kahrı güzel
Kahrın da hoş lûtfun da hoş
1Ey lütfu bol, kahrı güzel olan.
2Kahrın da hoş lütfun da hoş.
“Lütfu bol, kahrı güzel” seslenişi ilahî kudretin yumuşak ve sert yüzlerini tek muhatapta birleştirir. Ardından gelen nakarat, bu iki yüz arasında seçim yapmaz; ikisini de hoş karşılayan rıza tavrını bir kez daha kesinleştirir.
- 11
Ağlatırsan zârı zârı
Verirsen cennet-ü-huri
1Ağlatırsan inleye inleye ağlarım.
2Cenneti ve huriyi verirsen de.
İnleterek ağlatmakla cennet ve huri vermek aynı hitapta buluşur; acı ile ödül kulluğun şartını değiştirmez. Sonuç teslimiyeti değiştirmez. Bu vurgu, “Ağlatırsan zârı zârı” sözünde belirginleşir.
- 12
Lâyık görür isen nârı
Kahrın da hoş lûtfun da hoş
1Lâyık görür isen ateşi.
2Kahrın da hoş lütfun da hoş.
Cehennem ateşinin bile Tanrı uygun görürse kabul edilmesi, teslimiyet iddiasını şiirin en ağır ihtimaline taşır. Nakarat burada rahatlatıcı bir tekrar değildir; kulun cennet beklentisini bırakıp ilahî hükme koşulsuz rıza göstermesini sınar.
- 13
Gerek ağlat gerek güldür
Gerek gerek öldür
1Gerek ağlat gerek güldür.
2Gerek dirilt gerek öldür.
Ağlatmak, güldürmek, diriltmek ve öldürmek art arda Tanrı’ya bırakılır; son birim konuşanın bütün hâller üzerindeki iradesini teslim eder. Bu vurgu, “Gerek ağlat gerek güldür” sözünde belirginleşir.
- 14
Bu ÂŞIK hem sana kuldur
Kahrın da hoş lûfun da hoş
1Bu ÂŞIK hem sana kuldur.
2Kahrın da hoş, lütfun da hoş.
Mahlas yerine “ÂŞIK” adıyla görünen konuşan özne kulluğunu açıkça bildirir ve önceki bütün karşıtlıkları kendi bağlılığıyla mühürler. Son nakarat, ağlama-gülme ve dirilme-ölme seçeneklerinin ardından kahırla lütfu aynı rıza cümlesinde birleştirir.
Metnin kaynağı
İbrahim Tennurî mahlası gövdede görünür ve bağımsız bir okuyucunun kaynakla birebir karşılaştırmasıyla doğrulanmıştır.
Atıf kanıtını aç ↗Halk Edebiyatı Antolojisi, 1938; İbrahim Tennurî, basılı No. 2, PDF 201–202; 14 birim/28 dize. Görsel kanıt kayıt altındadır; tarama yeniden dağıtılmaz. Basılı aparat: dize 28, undefined: görünür yüzey korundu
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Hak bir gönül verdi banaİbrâhim Tennûrî · Gönlün değişken hâllerini sıralayan uzun ilahi→
Konuşan cana cefa da vefa da gelse kabul eder; kahır ile lütuf, Tanrı’dan geldikleri için aynı “hoş” hükmünde birleşir. Kaynak değişse de kabul değişmez.