Çanakkale Şehitlerine
Âsım'dan alınan bölümde şair, ölen askere ne kadar büyük bir mezar kursa yetmeyeceğini anlatır; metin bir ağıttan çok, kurulamayan anıtın itirafıdır.
- 1
Âsım'ın nesli... diyordum ya.. nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.
Günümüz Türkçesi +
1Âsım'ın kuşağı diyordum ya; gerçekten bir kuşakmış:
2İşte onurunu çiğnetmedi, çiğnetmeyecek de.
- 2
Şühedâ göğdesi, bir baksana, dağlar, taşlar..
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Günümüz Türkçesi +
1Şehit gövdeleri, baksana, dağlar taşlar kadar...
2O eğilme namazdaki rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar,
Beyit yorumu +
Ölülerin sayısı coğrafyaya çevriliyor; gövdeler dağ ve taş oluyor. İkinci dize eğilmeyi yeniden tanımlar: başın yere gelmesi teslim değil, ölçüsü belli tek bir hareket sayılır.
- 3
Lekesiz, tertemiz alnından urulmuş yatıyor;
Bir hilâl uğruna yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Günümüz Türkçesi +
1Lekesiz, tertemiz alnından vurulmuş yatıyor;
2Bir hilâl için, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Beyit yorumu +
Sebîlürreşâd'daki ilk neşirde dize "urulmuş" biçimindedir; sonraki baskılar "vurulup" okur. Ay ile güneşin takası, kazanılanı kaybedilenden küçük göstererek beyti övgüden çıkarıp hesaba dönüştürür.
- 4
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Günümüz Türkçesi +
1Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
2Atalar gökten inip o temiz alnı öpse yeridir.
Beyit yorumu +
Şiir anlatmayı bırakıp doğrudan seslenmeye geçiyor. Muhatap ölü olduğu için hitap karşılıksız kalır; bundan sonrası, cevap veremeyecek birine kurulmuş çok uzun bir cümledir.
- 5
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhîdi..
Bedr'in arslanları ancak bu kadar şânlı idi.
Günümüz Türkçesi +
1Ne büyüksün ki kanın tevhidi kurtarıyor...
2Bedir'in aslanları bile ancak bu kadar şanlıydı.
Beyit yorumu +
Karşılaştırma ölçüyü en yükseğe koyar: Bedir. Ama "ancak bu kadar" sözü üstünlük değil eşitlik verir; şair abartmayı sınırda tutarak sonraki dizelerin daha büyük iddialarına yer açar.
- 6
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe." desem, sığmazsın.
Günümüz Türkçesi +
1Sana dar gelmeyecek mezarı kim kazabilir?
2"Gel, seni tarihe gömelim" desem oraya da sığmazsın.
Beyit yorumu +
Mezar sorunu bir ölçü sorununa dönüşür: hangi kap yeter. Tarih bile kap olarak denenip elenince şiir, anıt kurma girişiminin baştan yetersiz olduğunu kabul etmiş olur.
- 7
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb..
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
Günümüz Türkçesi +
1O kitap, alt üst ettiğin çağlara bile yetmez...
2Seni ancak sonsuzluklar içine alabilir.
Beyit yorumu +
Tarih kitabı önce mezar sayılır, sonra sayfası yetmeyen bir defter olur. Ölçü büyüdükçe şairin elindeki araç küçülür; kalan tek birim çoğul yazılmış bir "ebediyyetler"dir.
- 8
"Bu, taşındır." diyerek Ka'be'yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Günümüz Türkçesi +
1"Bu senin mezar taşındır" diyip Kâbe'yi başına dikseydim;
2ruhumdan gelen sözü duyup taşına kazısaydım;
Beyit yorumu +
Buradan itibaren yedi beyit tek bir uzun şart cümlesi kurar. Şair mezar taşı olarak bir yapı seçmeye başlar; her seçim büyüdüğü için cümle bitmeden kendi yükünü taşıyamaz hâle gelir.
- 9
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyla,
Kanayan lahdine çeksem bütün ecrâmıyla;
Günümüz Türkçesi +
1Sonra gök kubbeyi alıp bir örtü diye,
2kanayan mezarının üstüne bütün yıldızlarıyla çekseydim;
Beyit yorumu +
Gök bir kumaş parçası gibi indirilip mezara örtülür. Yıldızlar örtünün deseni olunca evren süse dönüşür; anıtın büyümesi aynı anda kâinatın küçülmesi demektir.
- 10
Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Günümüz Türkçesi +
1Nisan bulutunu açık türbene tavan yapsaydım,
2yedi kandilli Ülker'i oradan aşağı uzatsaydım;
Beyit yorumu +
Türbe tavansız kalmıştı; bulut tavan, Ülker takımyıldızı avize olur. Süreyyâ'nın yedi yıldızını kandil sayması, gökyüzünü ölçülebilir bir eşyaya çeviren tek somut sayıdır.
- 11
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Günümüz Türkçesi +
1Sen bu avizenin altında kanına bürünmüş
2uzanırken, geceleyin ay ışığını yanına getirseydim,
Beyit yorumu +
Kurulan oda tamamlanıyor: avize, örtü, tavan, sonra bir de ay. Ölü hâlâ kanlıdır; şair mekânı döşerken cesedin durumunu değiştiremediğini dizenin içinde saklamaz.
- 12
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvîzeni leb-rîz etsem;
Günümüz Türkçesi +
1ayı, türbe bekçin gibi sabaha kadar başında tutsaydım;
2gündüz olunca avizeni şafakla ağzına kadar doldursaydım;
Beyit yorumu +
Ay bir görevliye, şafak bir sıvıya dönüşür. Şiir gök cisimlerini hizmete koştukça sahne büyür; ama bütün bu emirler hâlâ gerçekleşmemiş bir dilek kipindedir.
- 13
Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Günümüz Türkçesi +
1akşamları tüllenen batıyı yarana sarsaydım...
2Yine de anına bir şey yapabildim diyemem.
Beyit yorumu +
Yedi beyitlik şart cümlesi tek bir olumsuzla çöker. Gün batımı sargı bezi olur, sonra kurulan bütün anıt geçersiz sayılır; itiraf, uzun betimlemenin bedelidir.
- 14
Sen ki son ehl-i salîbin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn'i,
Günümüz Türkçesi +
1Sen ki son Haçlı ordusunun saldırısını kırarak
2Şark'ın en sevilen hükümdarı Selahaddin'i,
Beyit yorumu +
Cümle yeniden başlar, bu kez tarihten ad çağırarak. Ölü asker bir kişi olmaktan çıkıp Selahaddin ile Kılıç Arslan'ın ölçüldüğü sıralamanın en üstüne yerleştirilir.
- 15
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran..
Sen ki İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsrân,
Günümüz Türkçesi +
1ve Kılıç Arslan'ı büyüklüğüne hayran bıraktın...
2Sen ki yenilgi İslâm'ı kuşatıp boğarken,
Beyit yorumu +
İki hükümdar hayran kalan taraf olur; ad taşıyanlar seyirciye düşer. Adı bilinmeyen asker, adı bilinenleri izleyici konumuna indirerek anonimliğini üstünlüğe çevirir.
- 16
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın:
Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;
Günümüz Türkçesi +
1o demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın:
2Sen ki adın, ruhunla birlikte yıldızları dolaşır;
Beyit yorumu +
Kuşatma demir bir çember olarak somutlaşır ve göğüsle kırılır. Ad ise bedenden ayrılıp gökte dolaşmaya başlar; kalıcılık yine mezardan değil yer değiştirmekten çıkarılır.
- 17
Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât..
Günümüz Türkçesi +
1Sen ki asırlara gömülsen bile taşacaksın... Yazık,
2bu ufuklar sana yetmez, bu yönler seni içine almaz...
Beyit yorumu +
Bir kez daha kap denenir: asırlar. "Heyhât" sözü ölçme çabasının bittiğini haber verir; çözüm yer bulmakta değil, yer aramaktan vazgeçmekte aranacaktır.
- 18
Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber;
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.
Günümüz Türkçesi +
1Ey şehit oğlu şehit, benden mezar isteme;
2Peygamber sana kollarını açmış bekliyor.
Beyit yorumu +
Baştaki soru burada cevaplanır: mezarı kuracak olan şair değildir. Uzun uzun anlatılan bütün yapılar reddedilip yerine bir kucak konur; anıtın yerini bir kişi alır.
Metnin kaynağı
Metin Vikikaynak'ın 170087 numaralı revizyonundan alındı. Sayfa, TBMM Basımevi'nin 2021 tarihli belge kitabındaki tıpkıbasımı (s. 164–167) Sayfa:Çanakkale Şehitlerine.pdf/1–2 üzerinden aktarır; buradaki dizeler o tıpkıbasımın 115497 numaralı revizyonundandır. Kaynağın başlığında manzumenin «Âsım»dan bir parça olduğu belirtilir. Manzumenin tamamı 42 beyittir; burada "Âsım'ın nesli" dizesinden sona kadar uzanan 18 beyitlik son bölüm verildi. Kaynaktaki köşeli parantezli tamamlama "Türbedâr[ın]" düz yazıma alındı. 1924 neşrindeki "Lekesiz, tertemiz alnından urulmuş yatıyor" okuyuşu korundu; sonraki baskılarda bu dize "Vurulup tertemiz alnından" biçiminde geçer.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Beyit yorumu +
Şair kitabının başka bir yerinde başlattığı tartışmayı yarıda kesip haberi getiriyor: iddiası doğrulandı. Bölüm bir kanıt sunumuyla açıldığı için sonraki bütün büyütmeler borç ödeme biçimini alır.