Cennetülme’vâ Yüzündür Leblerin Mâ-i Tahûr
Nesîmî'nin bir gazeline yazılmış tahmis: her bendin son iki dizesi Nesîmî'nin beyti, ilk üçü Kelâmî'nin eklemesi. Yüz okuma, yirmi sekiz ve otuz iki harf hesabı, uyku-uyanıklık uyarısı ve Nesîmî'ye yapılan doğrudan hitap dokuz bend boyunca birbirini kovalar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
yüzündür leblerin
Mûs-i candır sözün nâzik vücûdun
Fazl-ı Yezdân’ın, cemâli senden olmuştur zuhûr
Ey saçın zıll-i İlâhî vey ruhin Allahü nûr
Ravzanın servi boyundur indehâ cennât-ı hûr
1Yüzün Cennetülme'vâ, dudakların tertemiz sudur;
2sözün canın Mûsâ'sı, ince bedenin Tûr dağıdır.
3Tanrı lütfunun güzelliği senden görünmüştür.
4Ey saçı ilâhî gölge, ey yanağı “Allah nurdur”;
5cennet bahçesinin servisi senin boyundur, huri cennetleri onun yanındadır.
- 2
Ey cemâlin cümle eşyânın cemâlinde cemîl
Anber efşan sünbülün kim iki böldü çün Halîl
Birisidir kâf-ı mübhem biridir nûra delîl
İstivâsıdır saçın İnnâ hedeynâh-üs-sebîl
Cennet anındır ki kıldı şol sırât üzre ubûr
1Ey güzelliği bütün nesnelerin güzelliğinde görünen güzel!
2Anber saçan sümbül saçını İbrahim gibi ikiye böldün;
3biri kapalı bir kâf harfidir, öteki nura delildir.
4Saçının düzgün ayrımı “Biz ona yolu gösterdik” âyetidir;
5sırat üzerinden geçen kimseye cennet onundur.
Ortadan ayrılmış saç, Hurûfî okumada iki harfe ve iki yola dönüşüyor; “İnnâ hedeynâhü's-sebîl” âyeti de tam bu ayrımın adı oluyor. Halîl'in kuşları bölmesine yapılan gönderme ayırma fiilini kutsal bir örneğe bağlıyor. Nesîmî'nin beyti ise ayrımı sırat köprüsüne taşıyıp bendi bir hükümle kapatıyor.
- 3
Mushaf-ı hüsnün kim olmuşdur cihâna vâzıha
Şerhine kasırdürür nutk-ı zebân-ı şâriha
Oldu nûr-i mâ-i rûyin burc-i dilde lâyıha
Ey sıfâtın kul hüvallah vey cemâlin Fâtiha
Üşte Fürkan üşte Tevrât üşte İncil ü zebûr
1Güzelliğinin mushafı dünyaya apaçık olmuştur;
2onu şerh etmeye açıklayıcının dili yetmez.
3Yüzünün su gibi nuru gönül burcunda parladı.
4Ey sıfatı “De ki: O Allah'tır”, ey güzelliği Fâtiha olan;
5işte Furkan, işte Tevrat, işte İncil ve Zebur.
Yüz bir mushaf sayılınca sıradaki adım kaçınılmaz: şerh edilemez olduğunu söylemek. İkinci dize bu imkânsızlığı dile bağlıyor, üçüncüsü ışığa. Nesîmî'nin beyti ise dört kitabı arka arkaya sayarak iddiayı en uca götürüyor — “üşte” eski Türkçenin “işte”sidir ve tekrar edildikçe sayım bir gösterme jestine dönüşüyor.
- 4
Dest-i Kudret eyleyelden tâ muhammer tiynetin
Altı kerre ü sî vü düdür hilkatin
Cümle âfâkın hemen mâhiyyetidir sûretin
On sekiz bin âlemin âyînesidir sîretin
Kim ki şol mir’âtı buldu oldu min ehl-i sürûr
1Kudret eli mayanı yoğurduğundan beri
2yaratılışın altı kere yirmi sekiz ve otuz ikidir.
3Suretin bütün ufukların mahiyetidir;
4huyun on sekiz bin âlemin aynasıdır.
5O aynayı bulan kimse sevinç ehlinden oldu.
Yirmi sekiz Kur'an alfabesinin, otuz iki ise Farsça harflerin sayısıdır; Hurûfî hesabın iki temel rakamı burada çarpma işlemine sokuluyor. İnsan böylece harflerden kurulmuş bir toplam sayılıyor. Ayna imgesi Nesîmî'nin beytiyle geliyor ve bulmayı bir sevinç şartına bağlıyor.
- 5
Ârif-i nefs olmayan bilmez Hak’ı dedi Ali
Sûretâ eşyayı gör mir’ât-ı dilde müncelî
Bas ayak vahdet yoluna çek bu kesretten eli
Kahr ü lütfun illeti ma’nîde vâhiddir velî
Bilmedi şeytan bu tevhîdi Ahad’den düşdü dûr
1Ali, kendini bilmeyen Hakk'ı bilmez, dedi.
2Nesneleri suret olarak gör, gönül aynasında görünürler;
3birlik yoluna ayak bas, bu çokluktan elini çek.
4Kahır ile lütfun sebebi manada birdir;
5şeytan bu birliği bilemedi, Ahad'den uzağa düştü.
“Men arefe nefsehû” sözü Ali'ye isnat edilerek bendin başına konuyor ve bütün bend bu tek şarta bağlanıyor. Üçüncü dize emir kipiyle okuru işin içine sokuyor: kesretten el çekmek bir düşünce değil bir hareket. Nesîmî'nin beyti karşı örneği veriyor — şeytanın hatası bilgi eksikliği değil, ayrım yapmak.
- 6
ü sî vü düdür cümle-i ekvanda gör
nîk ü bed ser defter-i dîvanda gör
Lîk ayn-ı ma’ni ile sûret-i insanda gör
Ayn ü şûn ü kafa bak yârin cemâlin anda gör
Kıl Tebârek yâ Musavvir leyse fîhâ min fütûr
1Yirmi sekiz ile otuz ikiyi bütün varlıklarda gör;
2yaşı kuruyu, iyiyi kötüyü divan defterinin başında gör.
3Ama mana gözüyle insan suretinde gör;
4ayn, şın ve kaf harflerine bak, sevgilinin güzelliğini onlarda gör.
5“Yücedir” de ey suret veren; onun yaratışında hiçbir çatlak yoktur.
Beş dizenin dördü “gör” ile bitiyor ve her seferinde bakılacak yer daralıyor: önce bütün varlık, sonra defter, sonra insan, en sonunda üç harf. Ayn-şın-kaf “aşk” kelimesinin harfleridir; kaynak ortadaki harfi “şûn” diye dizmiş, TEİS ise “şîn” basıyor. Vikikaynak'taki yazım korundu.
- 7
Ey Yemînîden yemînullah kitâbın yanılan
Sâil-i ma’nâ yanında her cevâbın yanılan
Hâb-ı gaflette varub mebde’ maâdın yanılan
Koptu hüsnünden kıyâmet ey hisâbın yanılan
Uykudan dur kim erişti va’de-i men fil-kubûr
1Ey sağ elden gelen Allah yemini olan kitabını şaşıran;
2mana soranın karşısında her cevabı şaşıran;
3gaflet uykusuna dalıp başlangıcını ve sonunu şaşıran;
4ey hesabını şaşıran, güzelliğinden kıyamet koptu.
5Uykudan kalk, kabirdekilere verilen söz erişti.
Dört dize boyunca aynı kelime tekrarlanıyor: yanılan. Muhatap her seferinde başka bir şeyi şaşırıyor ve liste kitaptan hesaba doğru daralıyor. İlk dizedeki “Yemînî” hem “sağ el” hem Hurûfî şair Yemînî'nin adı olarak okunabiliyor; iki okuma da metinde açık bırakılmış.
- 8
Kim ki ma’şûkun gamın cân ile kılmasa gıdî
Hayy-i fid-dâreyn olub bulmadı ömr-i sermedi
Ol îmâdüdîn-i sırr-ı Murtezâ böyle dedi
Kim ki Eyyûb’un belâsın sevdiğinden çekmedi
Giymedi mahbûb elinden -i abden şekûr
1Sevgilinin gamını canına gıda etmeyen kimse
2iki dünyada diri olup sonsuz ömrü bulamadı.
3Murtazâ sırrının direği olan o kişi böyle dedi:
4Eyyûb'un belasını sevdiğinden çekmeyen kimse
5sevgilinin elinden şükreden kulun hil'atini giymedi.
Üçüncü dize tahmisin kimin üzerine yazıldığını söylüyor: İmâdüddîn, Nesîmî'nin adının başındaki unvandır. Kelâmî böylece tahmis edilen şairi bendin ortasında bir kaynak gibi anıyor. Bela burada ceza değil bir giysi — Eyyûb'un sabrı hil'ate, yani makam elbisesine çevriliyor.
- 9
Ey Kelâmî Fazl-ı Yezdan dergehine secde kıl
Olmayasn çün nesîmî Hak katında münfeil
Rûh bahşî çün ana mîsakdan oldu sicil
Rûh-i kuds oldu Nesîmî’nin sözü ey zinde dil
Ger Mesîhâ tek diriysen yatma kim çalındı sûr
1Ey Kelâmî, Tanrı lütfunun dergâhına secde et;
2Nesîmî gibi Hak katında utanmış olmayasın.
3Çünkü ona can bağışlamak, misaktan beri yazılıydı.
4Nesîmî'nin sözü Ruhu'l-kudüs oldu, ey diri gönül;
5Mesih gibi diriysen yatma, sûr çalındı.
Son bend iki adı yan yana koyuyor: Kelâmî kendine sesleniyor, sonra tahmis ettiği şaire. Kaynak ikinci dizede Nesîmî'yi küçük harfle, dördüncüde büyük harfle dizmiş ve “olmayasın” kelimesini “Olmayasn” diye eksik basmış; ikisi de düzeltilmedi. Kapanış uyarısı uykuyu değil ölümü hedef alıyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 144110 numaralı sürüm esas alındı; sıra numarası (“―2―”) ile derlemenin koyduğu tür başlığı (“— Nesîmî'nin gazelini tahmis —”) dize olmadıkları için alınmadı, geriye kırk beş dize kaldı. Kaynaktaki dizgi hataları korundu: son bendde “Olmayasn” (olmayasın) ve küçük harfli “nesîmî”, altıncı bendde “Ayn ü şûn ü kafa” (TEİS “şîn” basıyor), birinci bendde “Fazl-ı Yezdân'ın, cemâli” içindeki yersiz virgül ve “Mûs-i candır” (TEİS “Mûsi-i candır”).
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Nigârâ Allem-el-esmâ-i Fazlullah’dır vechinKelâmî · Gazel→
Tahmisin çalışma biçimi ilk bendde görülüyor: dördüncü ve beşinci dizeler Nesîmî'nin matlaıdır, ilk üçü Kelâmî ekler. Ekleme Nesîmî'nin kurduğu denklemi genişletiyor — beden Tûr dağı, söz o dağda konuşan Mûsâ. Kaynakta üçüncü dizeye bir virgül düşmüş; yazım korundu.