Cihan Var Olmadan Ketm-i Ademde
Şirî, yaratılış öncesinden dört unsura, peygamberlerden Ehl-i Beyt ve Kırklar meydanına uzanan bir devir anlatır. Hacı Bektaş suretinden Şirî mahlasına gelir; değişen bütün biçimlerin sonunda yaratılmışlara kardeş olduğunu söyler.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Cihan varolmadan ademde
Hak ile birlikte yekdaş idim ben
Yarattı bu mülkü çünkü o demde
Yaptım tasvirini nakkaş idim ben
1Dünya var olmadan, yokluğun gizliliğinde,
2Hak ile birlikte bir ve yoldaştım.
3O bu mülkü yarattığı zaman,
4tasvirini yaptım; nakkaştım.
- 2
bir libasa büründüm,
Nârü badü hâkü âptan göründüm
Hayrülbeşer ile dünyaya geldim
Âdem ile bile bir yaş idim ben
1Dört unsurdan bir giysiye büründüm;
2ateş, yel, toprak ve sudan görünür oldum.
3İnsanların en hayırlısıyla dünyaya geldim;
4Âdem ile yaşıttım.
Beden dört unsurdan yapılmış libastır; ateş, hava, toprak ve su görünüşün maddesini kurar. Ses kendisini Âdem ve seçkin insanla aynı başlangıca bağlayarak varlığını insanlık tarihi kadar eski sayar.
- 3
Âdemin sulbünden Şit olup geldim
Nuhu nebi olup Tufana girdim
Bir zaman bu mülke İbrahim oldum
Yaptım taş taşıdım ben
1Âdem’in soyundan Şit olarak geldim;
2Nuh peygamber olup tufana girdim.
3Bir zaman bu ülkede İbrahim oldum;
4Beytullah’ı yaptım, taş taşıdım.
Şit, Nuh ve İbrahim biçimleri tek benliğin peygamberler tarihi içindeki dolaşımını gösterir. Tufana girmekten Kâbe için taş taşımaya geçiş, sınanma ile kurucu emeği birleştirir.
- 4
İsmail göründüm bir zaman ey can
İshak Yâkup Yusuf oldum bir zaman
Eyyub geldim çok çağırdım el’aman
Kurt yedi vücudum kan yaş idim ben
1Bir zaman İsmail olarak göründüm, ey can;
2bir zaman İshak, Yakup ve Yusuf oldum.
3Eyüp olarak geldim, çok kez aman diledim;
4bedenimi kurt yedi, kanlı gözyaşı döktüm.
Peygamberler dizisi İsmail’den Yusuf’a ve Eyüp’e uzanır. Eyüp kıtası sabrın beden üzerindeki ağır sınavını taşır; kurt ve kanlı yaş imgeleri acıyı sessiz bir soy çizgisinden somut yaraya dönüştürür.
- 5
Zekeriyya ile beni biçtiler
Yahya ile kanım yere saçtılar
Davut geldim çok peşime düştüler
Mührü Süleymanı çok taşıdım ben
1Zekeriya ile beni biçtiler;
2Yahya ile kanımı yere saçtılar.
3Davut olarak geldim, çok peşime düştüler;
4Süleyman’ın mührünü uzun süre taşıdım.
Zekeriya ve Yahya şehadetle, Davut takip edilmekle anılır; Süleyman’ın mührü ise hüküm ve bilgi işaretidir. Tek ses, zulüm görme ile ilahî yetkiyi aynı tarih zincirinde taşır.
- 6
Mübarek asâyı Musaya verdim
olup Meryeme erdim
Cümle evliyaya ben rehber oldum
Cibrili Emine sırdaş idim ben
1Mübarek asayı Musa’ya verdim;
2Kutsal Ruh olup Meryem’e ulaştım.
3Bütün velilere rehber oldum;
4Güvenilir Cebrail’e sırdaştım ben.
Asa Musa’nın mucize aracıdır; Ruhulkudüs ile Meryem bağı vahiy ve doğum çizgisini açar. Konuşan bütün velilere rehber olduğunu söyler ve son dizede Cibrîl-i Emîn’e sırdaşlığını bildirir; Âmine adı veya Cebrail’le özdeşlik eklenmez.
- 7
Sulbü pederinden Ahmedi Muhtar
Rehnümalarından erdi zülfikar
Cihan varolmadan Ehlibeyte yâr
Kul iken zat ile sırdaş idim ben
1Babası soyundan seçilmiş Ahmed geldi;
2rehberlerinden Zülfikar ulaştı.
3Dünya var olmadan Ehl-i Beyt’e dosttum;
4kulken bile zatla sırdaştım.
Ahmed-i Muhtar ile Zülfikar, Muhammed ve Ali çizgisini aynı kıtada buluşturur. Ehl-i Beyt dostluğunun dünya öncesine götürülmesi, bağlılığın sonradan seçilmiş değil ezelî bir ahit olduğunu söyler.
- 8
Tefekkür eyledim ben kendi kendim
Mucize görmeden imana geldim
Şahımerdan ile Düldüle bindim
Zülfikar bağladım tiğ taşıdım ben
1Kendi kendime derin düşünceye daldım;
2mucize görmeden iman ettim.
3Şah-ı Merdan ile Düldül’e bindim;
4Zülfikar kuşandım, kılıç taşıdım.
İman dış mucizeye değil tefekküre dayanır. Ardından Ali’nin Düldül’üne binip Zülfikar taşımak, içsel kabulü eylem ve mücadeleye çevirir; düşünce ile yol hizmeti birbirini tamamlar.
- 9
hamrinden içildi şerbet
Kuruldu aynıcem, ettik mahabbet
Meydana açıldı sırrı hakikat
Aldığım esrarı çok taşıdım ben
1“Sekâhüm” şarabından şerbet içildi;
2Aynü’l-cem kuruldu, muhabbet ettik.
3Meydanda hakikat sırrı açıldı;
4aldığım sırları uzun süre taşıdım.
Kur’anî “sekâhüm” içkisi manevî ikramı, aynü’l-cem ise birlik meclisini anlatır. Hakikat sırrı meydanda açılır; ancak alınan esrarın taşınması, bilginin sorumluluk ve gizlilik gerektirdiğini gösterir.
- 10
Hidayet irişti bize Allahtan
Biat ettik cümle Resulûllahtan
Haber verdi bize seyrifillâhtan
Şahımerdan ile sırdaş idim ben
1Bize Allah’tan doğru yol ulaştı;
2hepimiz Resulullah’a bağlılık sözü verdik.
3Bize Allah yolculuğundan haber verdi;
4Şah-ı Merdan ile sırdaştım.
Hidayet yukarıdan gelir, biat ise topluluğun verdiği karşılıktır. Seyr-i fillah haberi manevi hareketin yönünü belirler; Ali ile sırdaşlık bu yolculuğun güvenilir yakınlık bağını kurar.
- 11
Bu cihan mülkünü devredip geldim
Kırklar meydanında erkâna girdim
Şahı velâyetten oldum
Selmanı Pâk ile yoldaş idim ben
1Bu dünya ülkesini dolaşıp geldim;
2Kırklar meydanında erkâna girdim.
3Velayet şahının kemerini kuşandım;
4Selman-ı Pak ile yoldaştım.
Dünya devri Kırklar meydanında düzenli erkâna dönüşür. Kemerbest olmak hizmete bağlanmayı, Selman ile yoldaşlık ise yol bilgisini taşıyan topluluk bağını anlatır.
- 12
Şükür matlabımı getirdim ele
Gül oldum feryadı verdim bülbüle
Cemolduk bir yere Ehlibeyt ile
Kırklar meydanında idim ben
1Şükür, isteğimi elde ettim;
2gül oldum, feryadı bülbüle verdim.
3Ehl-i Beyt ile bir yerde toplandık;
4Kırklar meydanında süpürgeciydim.
Maksada erişmek üstün makam değil hizmet getirir. Gül ve bülbül ses ile güzelliği paylaşırken ferraşlık meydanı temizleyen görevdir; Ehl-i Beyt meclisinde tevazu öne çıkar.
- 13
İkrar verdik cümle düzüldük yola
Sırrı fâşetmedik asla bir kula
Kerbelâda İmam Hüseynle bile
Pâkettim dâmeni gül taşıdım ben
1Hepimiz ikrar verdik ve yola dizildik;
2sırrı hiçbir kula açmadık.
3Kerbela’da İmam Hüseyin ile birlikte,
4eteğimi temizledim, gül taşıdım.
İkrar toplu yürüyüşün başlangıcı, sır saklamak onun ahlakıdır. Kerbela ve Hüseyin bağı fedakârlığı hatırlatır; eteği temizlemek ile gül taşımak yasın içinde arınmış hizmeti simgeler.
- 14
Şu fenâ mülküne çok geldim gittim
Yağmur olup yağdım ot olup bittim
diyarını ben irşat ettim
Horasandan gelen Bektaş idim ben
1Bu geçici dünyaya çok kez gelip gittim;
2yağmur olup yağdım, ot olup bittim.
3Rum ülkesini doğru yola çağırdım;
4Horasan’dan gelen Bektaş’tım.
Geliş gidiş yalnız insan bedenleriyle sınırlı değildir; yağmur ve ot doğadaki dönüşümü gösterir. Horasan’dan Rum’a gelen Bektaş kimliği, devri coğrafi irşat ve Hacı Bektaş anlatısına bağlar.
- 15
Gâhi nebi gâhi veli göründüm
Gâhi uslu gâhi deli göründüm
Gâhi Ahmed gâhi Ali göründüm
Kimse bilmez sırrım kallâş idim ben
1Bazen peygamber, bazen veli göründüm;
2bazen akıllı, bazen deli göründüm.
3Bazen Ahmed, bazen Ali göründüm;
4kimse sırrımı bilmez; aldatıcı görünürdüm.
Karşıt görünümler aynı özün farklı suretlerini taşır. Ahmed ve Ali adları da bu devrin içinde birleşir; “kallâş” sözü dışarıdan aldatıcı görünen, özü çözülemeyen sırrın maskesini anlatır.
- 16
Şimdi hamdülillâh Şirî dediler
Geldim gittim zatım hiç bilmediler
Sırrımı kimseler fehmetmediler
Hep mahlûk kuluna kardaş idim ben
1Şimdi Tanrı’ya şükür bana Şirî dediler;
2gelip gittim, özümü hiç bilmediler.
3Sırrımı kimse anlayamadı;
4yaratılmış bütün kullara kardeştim.
Son kıta güncel mahlası Şirî olarak koyar, fakat özün önceki suretlerden ibaret olmadığını söyler. Kimsenin anlayamadığı sır, ayrılık üretmez; bütün yaratılmışlara kardeşlikte sonuçlanır.
Metnin kaynağı
Şirî / Hacı Bektaş (kaynak-bağlı, ihtilaflı) atfı basılı bölüm ve görünür mahlasla sınırlıdır; kanonik profil, bağımsız kimlik incelemesi tamamlanana kadar bekletilmektedir.
Atıf kanıtını aç ↗Ergun 1955; tarama s. 361–363; 16 birim/64 dize. Kayıt kaynakta “Cihan varolmadan ketmi ademde” ile başlar, “Hep mahlûk kuluna kardaş idim ben” ile biter. Dizeler kaynağından korundu. Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryasınca hazırlandı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Haktan emir oldu geldim CihanaŞirî / Hacı Bektaş · Nefes→
Konuşan ses kendisini yaratılış öncesindeki gizli yokluğa yerleştirir. Hak ile yekdaşlık birlik iddiasını, nakkaşlık ise yaratılan dünyanın suretinde etkin manevi tanıklığı anlatır.