Cürmümüze Tevbe Yâ Rab Eyledik Bî-had Günâh
Fahrî, çoğul bir tövbe sesiyle kararan amel defterine karşı bağışlanma ve lütuf gölgesi diler.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Cürmümüze tevbe Yâ Rab eyledik bî-had günâh
Rahmet-i gufrânını itdük Kerîmâ biz penâh
1Ey Rabbim, suçumuza tövbe ettik; sayısız günah işledik.
2Ey cömert olan, bağışlayıcı rahmetine sığındık.
- 2
Afv ü ihsân oldı her demde cenâbından ümîd
Yâd idüp her-dem hatâmız âh-ile vâh
1Yüce katından her an bağış ve iyilik umduk;
2hatamızı her an anıp ah edip inledik.
Bu beyit umut ile pişmanlığı aynı anda tutar: bir yanda cenâbdan beklenen afv, öte yanda her an yeniden anılan hatâ. “Âh-ile vâh” ifadesi de duayı düzgün cümlelerden çıkarıp ses düzeyine indirir; kalan şey söz değil, iki ünlemdir.
- 3
Ola istigfârımız makbûl-ı dergâhuñ müdâm
Fazl u ihsânına dâ’im eyledik biz azm-i râh
1Bağışlanma dileğimiz dergâhında sürekli kabul görsün;
2lütuf ve ihsanına giden yola sürekli yöneldik.
Burada istenen şey bağışlanmanın kendisi değil, bağışlanma dileğinin kabulüdür; yani dua bir kapı daha geriden başlar. İkinci dize bunu yolculuk diline çevirir: azm-i râh, lütfa doğru yola koyulmaktır ve müdâm sözcüğü o yolun bırakılmadığını söyler.
- 4
Ma‘siyetle hem-dem olduk bezm-i âlemde müdâm
Defter-i a‘mâlimiz itdük cihânda biz siyâh
1Dünya meclisinde sürekli günahla arkadaş olduk;
2amel defterimizi dünyada kararttık.
Dünya burada bir bezm, yani meclis sayılır ve günah o meclisin arkadaşı olur; hem-dem sözcüğü suçu düşman değil yoldaş yaparak itirafı ağırlaştırır. Amel defterinin karartılmasında da fail açıkça kendileridir: “itdük biz siyâh”.
- 5
Fazl-ı lutfuñla kabûl eyle du‘âmız ey Hudâ
Dergeh-i a‘lânı itdük biz niyâza
1Ey Allah, duamızı lütfunun bolluğuyla kabul et;
2yüce dergâhını yakarışımıza kıble yaptık.
Beyit dergâhı kıblegâha çevirir; yani yönelinecek yer artık bir yön değil, kapının kendisidir. Dua ise kulun hakkı gibi değil, ancak fazl ile kabul edilebilecek bir şey olarak sunulur. İstek ve gerekçe böylece tek dizede birleşir.
- 6
Nâr-ı kahrından sığındık biz Hakkuñ ey Fahrîyâ
Sâye-i Lutf-ı Hudâyı eyledik biz
1Ey Fahrî, Hakk'ın kahır ateşinden sığındık;
2Allah'ın lütuf gölgesini konak edindik.
Kapanış iki mekânı karşı karşıya koyar: nâr ile sâye, kahır ateşi ile lütuf gölgesi. Sığınmak fiilinden konaklamaya geçilir; gölge geçici bir siper değil bâr-i gâh, yani durulacak yer olur. Fahrî'nin adı bu toplu sığınmanın içinden seslenir.
Metnin kaynağı
Sabit kaynak DEU-AVESIS.173d4472-4f1c-42be-8afc-48c2c8ea7a0d:pdf165-166-printed156-157-n125. Bu görüntü aralığında 125 numarasıyla başlayan kayıt, sonraki numaraya kadar tam 12 dizedir; basılı aruz satırı aynı sınırdadır. AVESİS profili dosyanın yanında CC BY 4.0 bağlantısı verir; PDF içinde gömülü lisans cümlesi yoktur.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Dâ’imâ kalbin münevver ider Allâh Hû diyenMehmed Fahrî-i Sünbülî · Gazel→
Şiir daha ilk sözcükte çoğula geçer: cürmümüz, eyledik. İtiraf tek kişinin değil bir topluluğun ağzından yapılır ve bî-had sözü sayıyı elden bırakır. İkinci dize sığınılan yeri de belirler; kaçılan şey rahmetin kendisi değil, onun bağışlayan yüzüdür.