Dilrübâlar eylemez uşşâkı vaslında müfîd
Gönül çelenlerin âşığa kavuşmada fayda vermediği hükmü, hizmet, gözyaşı ve yara gösterisinin sonuçsuz kalmasıyla açıklanır. Sevgili rakiplerle yürür, selam vermez; saçının Mansur’u olduğunu söyleyen âşığı dara çeker. Nasihat işlemez, yıllarca eşikte beklemek insanı kurutur. Ömer kendi deneyimini tanıklık olarak sunar; yirmi beşinci tek dize, Tanrı’dan sevgililere insaf vermesini diler.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Dilrübâlar eylemez uşşâkı vaslında
Zahmının bîçareler zahmetlerin çekmek
1Gönül çelenler, kavuşmada âşıklara yarar sağlamaz.
2Çaresizlerin onun yarası yüzünden çektiği sıkıntı ağırdır.
- 2
Baş eğüp hidmetlerinde olsanız her mâh ü îd
Sarılur yâda sizi vaslından eyler nâümîd
1Her ay ve bayramda baş eğip hizmetlerinde bulunsanız da
2Başkasına sarılır, sizi kavuşmadan umutsuz bırakır.
Her ay ve bayram baş eğip hizmet etmek uzun süreli bağlılığı gösterir. Buna rağmen sevgilinin başkasına sarılıp muhatabı umutsuz bırakması, hizmet ile ödül arasındaki bağı bütünüyle koparır.
- 3
Bîvefâdır anların ekser olur bağrı hadîd
Sîne-i pür yâreni yanında üryân eylesen
1Çoğu vefasızdır; bağırları demir gibidir.
2Yaralarla dolu göğsünü yanında açsan da
Güzellerin çoğunun bağrı demire benzetilerek vefasızlık sert bir maddeye çevrilir. Âşığın yaralı göğsünü açması, bu katılığa karşı gösterilen en çıplak kanıt olarak ikinci dizede bekler.
- 4
kılsan iki çeşmini tûfân eylesen
Merhamet etmez ne denlü zâr ü efgan eylesen
1İnleyip iki gözünü tufana çevirsen de
2Ne kadar ağlayıp feryat etsen de merhamet etmez.
Gözlerin tufana çevrilmesi ağlamayı kozmik ölçüde büyütür. Ne kadar inleyip feryat edilirse edilsin merhametin gelmemesi, koşullu yapıyı değişmeyen olumsuz sonuçla kapatır.
- 5
Hey meded öldüm seninçün bana dermân eylesen
Cehd ider dahi beter urmağa bir dahi şedîd
1‘Senin için öldüm, bana çare ol’ desen de
2Daha beter ve şiddetli vurmak için uğraşır.
“Senin için öldüm” sözü sevgiliye doğrudan yardım çağrısıdır. Beklenen derman yerine daha şiddetli vuruşun gelmesi, acının yardım talebiyle azalmadığını tersine arttığını gösterir.
- 6
Salınur karşında ağyâr ile hoş reftâr eder
Yüzüne bakmaz sana vermez selâmı âr eder
1Rakiplerle karşında nazlı nazlı yürür.
2Yüzüne bakmaz, sana selam vermeye utanır.
Sevgili rakiplerle birlikte âşığın karşısında nazlı yürür; bu gösteri dışlamayı görünür kılar. Yüze bakmaması ve selam vermekten utanması, bedensel uzaklığı toplumsal tanımamaya dönüştürür.
- 7
Şey’i verince sitemdir sonrası inkâr eder
Zülfünün Mansûr’uyum dersen heman eder
1Bir şey verince sonrası sitemdir; ardından inkâr eder [neyi inkâr ettiği açık değildir].
2‘Saçının Mansur’uyum’ dersen seni hemen dara çeker.
Bir şey verildikten sonra sitem ve inkâr gelir; fakat inkârın nesnesi kaynakta açık değildir. Mansur benzetmesine verilen dara çekme cevabı, saç telini tasavvufi ölüm imgesiyle birleştirir.
- 8
Anların yolunda olmuş niçe âşıklar şehîd
Bin nasîhat eylesen biri eser etmez ana
1Onların yolunda nice âşık şehit olmuştur.
2Bin öğüt versen bir tanesi bile ona işlemez.
Sevgililerin yolunda nice âşığın şehit olduğu sözü aşkı ölümcül bir bağlılık olarak kurar. Bin öğütten birinin bile işlememesi, bu düzenin nasihatle değiştirilemeyeceğini bildirir.
- 9
Gûş eder feryâdını bakmaz yüzü senden yana
Başıma geldi de bildim bilmeyen sorsun bana
1Feryadını dinler ama yüzünü sana çevirmez.
2Başıma geldi de öğrendim; bilmeyen bana sorsun.
Sevgili feryadı işitir ama yüzünü âşığa çevirmez; duyma ile karşılık verme ayrılır. Konuşanın “başıma geldi” tanıklığı, bilgiyi söylentiden kişisel deneyime taşır.
- 10
eylemez âdem demez bakmaz sana
Niçe yıllar işiğinde yaslanup olsan
1Yakınlık kurmaz, seni insan yerine koyup yüzüne bakmaz.
2Nice yıl eşiğinde bekleyip kupkuru kalsan bile.
Sevgili yakınlık kurmaz, muhatabı insan yerine koymaz ve bakışını esirger. Eşikte nice yıl bekleyip kupkuru kalmak, bu tanınmamanın zaman içinde bedeni tüketen sonucudur.
- 11
Var mıdır âşık-ı sâdık sînesinde yâre yok
Ne güzel sevmiş te şâd olmuş ne var bîçâre yok
1Sadık âşığın göğsünde yara bulunmaması mümkün mü?
2Güzel sevip mutlu olmuş tek bir çaresiz var mı? Yok.
Sadık âşığın göğsünde yarasızlık ihtimali soru yoluyla reddedilir. Güzel sevip mutlu olmuş bir çaresizin bulunmaması da aynı karamsar hükmü başka bir soruyla genelleştirir.
- 12
Yalınız bir ben değil dâd eylemez âvâre yok
Ne deyim Âşık Ömer def’ine mümkin çâre yok
1Yalnız ben değilim; şikâyet etmeyen hiçbir avare yok.
2Ne diyeyim Âşık Ömer, bunu gidermenin bir çaresi yok.
Şikâyetin yalnız konuşana ait olmadığı, her avarenin aynı sesi çıkardığı belirtilir. Âşık Ömer mahlasıyla gelen çare yokluğu, ortak derdi kişisel bir sonuç cümlesinde toplar.
- 13
Bunlara insaf vere bir gün heman
1Umarım azap vaadinin Rabbi bir gün bunlara insaf verir.
Tek dizede azap vaadinin Rabbinden sevgililere insaf vermesi dilenir. İnsan öğüdünün işlemediği şiirde son çözüm Tanrı’ya bırakılır; kısa final, önceki çaresizlik zincirine dua niteliği verir.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 No.599 gövdesinde “Ne deyim Âşık Ömer def’ine mümkin çâre yok” mahlası görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n599-FAF8F331D8ED. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.599, PDF 461; 13 birim/25 dize; son birim tek dizedir ve basılı final satırı korunmuştur. Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Gönül çelenlerin kavuşmada yarar sağlamadığı hükmü şiirin başına yerleştirilir. Yara yüzünden çekilen ağır zahmet, bu yararsızlığın âşığın bedeninde ve hayatında bıraktığı karşılıktır.