DDizegâhDijital şiir arşivi
Manzume · 14.–15. yüzyıl

Dolabnâme

Bahçeyi sulayan su dolabına "niçin inliyorsun" diye sorulan, dolabın da cevap olarak kendi hayat hikâyesini anlattığı yirmi yedi beyitlik manzume. Dağdaki ağacın baltayla kesilip çarka dönüşmesi, ardından Süleyman'dan İskender'e kadar herkesin sonuyla birleşiyor.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Suâl ettim bu gün ben bir dolaba

    Niçün dâim sürersin yüz bu âba

    1Bugün ben bir su dolabına sordum

    2Niçin durmadan yüzünü bu suya sürersin

    Manzume bir soruyla açılıyor ve muhatap insan değil, bahçeyi sulayan çarkın kendisi. "Suâl ettim" fiili metnin türünü de kuruyor: bundan sonrası bir soruşturma ile onun cevabı olacak. İkinci dizedeki "yüz sürmek" hem çarkın suya değmesini hem de yakarmayı, niyaz etmeyi anlatıyor.

  2. 2

    Niçün bağrın deliktir gözlerin yaş

    Sebeb neden dolaştın bu itâba

    1Niçin bağrın deliktir, gözlerin yaş dolu

    2Sebep ne, neden bu azara, bu eziyete düştün

    Dolabın gövdesi kovaların geçtiği deliklerle dolu ve kovalardan su sızıyor; şair bu iki teknik ayrıntıyı doğrudan âşık tasvirine çeviriyor — delik bağır ve yaşlı göz, divan şiirinin en bilinen iki alâmeti. Soru böylece çarkı bir dert sahibi gibi konuşturmanın zeminini hazırlıyor.

  3. 3

    İnildinden delindi derdli bağrım

    Firâkından ciğer döndü kebâba

    1Senin iniltinden benim dertli bağrım delindi

    2Ayrılığından ciğerim kebaba döndü

    Sıra soruyu sorana geliyor: dolabın gıcırtısı şairin bağrını deliyor, yani dinleyen de dinlediğine benziyor. "Firâk" kimin ayrılığı, belirsiz bırakılmış — çarkın kendi kopuşu mu, şairin hasreti mi. İki dert aynı beyitte birleşince cevap bölümü kaçınılmaz oluyor.

  4. 4

    Ne zulmetti sana bu

    Ki derdin defteri sığmaz kitâba

    1Bu dönen felek sana ne zulmetti

    2Ki derdinin defteri bir kitaba sığmıyor

    "Çerh" hem felek hem çark demek; dolap da bir çarktır. Böylece şikâyet edilen şeyle şikâyet eden şey aynı kelimenin içine giriyor: dönerek acı çeken bir çark, döndürerek acı veren bir feleği sorguya çekiyor. Soru bölümü burada, kafiye değişmeden önce kapanıyor.

  5. 5

    eydür eyâ gözüm çerağı

    İşitmeğe cevabım aç kulağı

    1Dolap der ki: ey gözümün ışığı

    2Cevabımı işitmek için kulağını aç

    Konuşan değişiyor ve kafiye de onunla değişiyor: ilk dört beyit -âba ile bağlanmışken dolabın cevabıyla birlikte şiir sonuna kadar -ağı sesine geçiyor. Çark, kendisini sorgulayana "gözüm çerağı" diye seslenerek şikâyeti bir azarlama değil, bir sohbet hâline getiriyor.

  6. 6

    Benim budur sorarsan sergüzeştim

    Ki ben yaylar idim bir yüce dağı

    1Sorarsan başımdan geçenler şudur

    2Ben bir yüce dağda yaylayıp dururdum

    Dolap kendini bir ağaç olarak anlatmaya başlıyor: bugün su çeken çark, dün dağda duran bir ağaçtı. "Sergüzeşt" kelimesi anlatının çerçevesini kuruyor; bundan sonrası bir hayat hikâyesi olacak ve okur sonucu daha ilk cümlede bildiği için hikâye baştan bir düşüş anlatısı hâline geliyor.

  7. 7

    Geçirmiştim serâdan göklerimi

    Eriştirdim süreyyâya budağı

    1Göklerimi topraktan yukarıya geçirmiştim

    2Dalımı Ülker yıldızına eriştirdim

    Ağacın yüksekliği iki basamakla ölçülüyor: önce toprak aşılıyor, sonra dal Süreyyâ'ya, yani Ülker yıldızına ulaşıyor. "Serâ" ile gök, klasik şiirde yerin ve semânın adı olarak birlikte kullanılır; beyit bu çifti kullanarak ağacı yer ile gök arasına kurulmuş bir ölçü aleti gibi gösteriyor.

  8. 8

    Durağa derneşüben kamu kuşlar

    Budağında tutarlardı otağı

    1Bütün kuşlar konacak yere derilip toplanır

    2Dalımda otağ kurup dururlardı

    Ağacın en parlak hâli barındırma gücüyle anlatılıyor ve kuşlar için "otağ" kelimesi seçiliyor: dal, hükümdar çadırı kurulan yer sayılıyor. "Durağ" kelimesi de ilk kez burada geçiyor; şiirin sonuna kadar dört kez dönecek ve her dönüşünde anlamı bir kat daha ağırlaşacak.

  9. 9

    Öterdi tûti vü kumrî vü dürrâc

    Geçirdim bir zaman bu resme çağı

    1Papağan, kumru ve turaç ötüşürdü

    2Bir zaman bu biçimde bir çağ geçirdim

    Altın devir bir ses tablosuyla veriliyor: üç kuş adı tek dizeye sıralanıp bağlaçla birbirine ekleniyor, ağacın üstü bir meclise dönüşüyor. İkinci dize ise geçmiş zamanın kapağını kapatıyor — "bir zaman" ve "çağ" kelimeleri, anlatılanın artık bittiğini söylemenin en kısa yolu.

  10. 10

    Heves bâğında can mürgi gezerken

    Üzüldü ömr kuşunun tuzağı

    1Can kuşu heves bahçesinde gezerken

    2Ömür kuşunun tuzağı koptu

    Dalda öten kuşlar bir beyit sonra istiareye dönüşüyor: sıra can kuşuna ve ömür kuşuna geliyor. "Üzüldü" fiili burada kopmak demek, ama kelimenin bugünkü anlamı da beyitte yankılanıyor. Tuzağın kopması kuşun kurtulması değil, ömrün bağının çözülmesi anlamına geliyor.

  11. 11

    Kazâ koptu meğer dest-i Huda’dan

    Ki bir şahs irişüb saldı nacağı

    1Meğer kaza Tanrı'nın elinden kopup gelmiş

    2Bir kişi yetişip baltasını salladı

    Balta bu beyitte iniyor ve fail iki katmanda gösteriliyor: baltayı sallayan bir insan, ama hükmü kopardığı el Tanrı'nın eli. Şiir ağacı kesen adamdan şikâyet etmiyor; olayı kazâ kavramına bağlayarak baştaki "felek ne zulmetti" sorusunu da sessizce cevaplıyor.

  12. 12

    Delüben bağrımı taktı kemendi

    Sürüdüler dolaştım her sokağı

    1Bağrımı delip kemendi taktı

    2Sürüdüler, her sokağı dolaştım

    Açılıştaki "bağrın deliktir" sorusu burada cevabını buluyor: delik, aşkın değil kesilmenin izi. İkinci dizede fiiller özneyi gizliyor, kütük yalnız sürüklenen taraf olarak kalıyor. "Dolaştım" fiili de dolabın adını taşıyor; çark, adını daha kütükken kazanmış oluyor.

  13. 13

    Sokaklarda niçe müddet yaturken

    Gelen geçen ururlardı ayağı

    1Sokaklarda bir süre yatarken

    2Gelen geçen ayağıyla vururdu

    Düşüşün en aşağı basamağı: bir zamanlar kuşlara otağ olan gövde, şimdi yolda yatan ve tekmelenen bir kütük. "Ayağı" kelimesi kafiye dizisine ayak anlamıyla giriyor; yirminci beyitte aynı ses "eyağı" biçiminde kadeh anlamıyla dönecek ve iki uç aynı kafiyede karşılaşacak.

  14. 14

    Demir mıhlar dokundu yüreğime

    Kazâ destiyle çerhin çomağı

    1Demir çiviler yüreğime dokundu

    2Kaza eliyle çarkın çomağı da öyle

    Dolabın kurulması bir işkence sahnesi gibi anlatılıyor: çivi, çomak ve çark parçaları tek tek gövdeye giriyor. "Dokundu" fiilinin yumuşaklığı ile çivinin sertliği arasındaki fark, şikâyetin tonunu bağırmadan kuruyor. Kaynakta bu ikinci dize bir hece eksik dizilmiş; olduğu gibi bırakıldı.

  15. 15

    Zekeryâ gibi bağrımdan delüben

    içün düzettiler yerağı

    1Zekeriya gibi bağrımdan delip

    2Dolap için gereken takımı hazırladılar

    Ağacın parçalanması bir peygamber kıssasına bağlanıyor: rivayete göre Zekeriya bir ağacın içine sığınmış ve ağaçla birlikte biçilmiştir. Benzetme işkenceyi kutsal bir sabır hikâyesine dönüştürüyor; "yerağ" kelimesi ise gövdeden çıkarılan parçaların artık bir alet takımı sayıldığını söylüyor.

  16. 16

    İnilerim ben anda dost deyüben

    Gözüm yaşı sular büstân ü bâğı

    1Ben orada "dost" diyerek inlerim

    2Gözümün yaşı bostanı ve bahçeyi sular

    Manzumenin dönüm noktası: çarkın gıcırtısı bir zikre, sızan su ise gözyaşına dönüşüyor. Böylece dolabın işi ile derdi aynı şey oluyor — inlemesi olmasa bahçe sulanmayacak. Baştaki "niçin inliyorsun" sorusunun tam cevabı bu beyittir; acı, başkasını yetiştiren bir işe çevrilmiş.

  17. 17

    Felek kime tatırdı bir kaşık bal

    Sonunda sunmadı tâs ile ağı

    1Felek kime bir kaşık bal tattırdı da

    2Sonunda tas ile zehir sunmadı

    Dolabın hikâyesi burada bir genel kurala çıkıyor ve kural ölçü kaplarıyla anlatılıyor: bal bir kaşık, zehir bir tas. Kafiyenin taşıdığı "ağı" kelimesi zehir demek; şiirin sesi böylece kendi kafiyesi eliyle acılaşıyor ve bundan sonraki beyitler örnek listesine dönüşüyor.

  18. 18

    Süleyman kim sürerdi tahtını yel

    Son ucu toprağa kodu yanağı

    1Tahtını yelin sürdüğü Süleyman

    2Sonunda yanağını toprağa koydu

    İlk örnek, gücün en uç adı: rüzgârın taşıdığı taht anlatının en yükseği, toprağa konan yanak ise en alçağı. Beyit bu iki noktayı tek cümlede birleştirerek listenin ölçüsünü kuruyor. "Yanağı" kelimesi kafiyeye bu kez bir yüz ayrıntısıyla giriyor ve ölümü şefkatli bir hareketle gösteriyor.

  19. 19

    Skender kim cihânı Kaf ber kaf

    Tutup hükmiyle sürmüştür yasağı

    1Cihanı Kaf'tan Kaf'a tutan İskender

    2Hükmüyle yasağını yürütmüştür

    İkinci örnek dünyayı ucundan ucuna yönetmiş hükümdar; "Kaf ber kaf" deyimi cihanın sınırını iki kez anarak genişliği ölçüyor. Kaynakta ad, baş harfi düşmüş hâlde "Skender" dizilmiş ve dize bu yüzden on hecede kalmış; dizgi olduğu gibi korundu, tamamlanmadı.

  20. 20

    Gezüb zulmet ararken

    Dolu zehr ile sundular eyağı

    1Karanlıklar ülkesini gezip hayat suyunu ararken

    2Ona zehirle dolu kadeh sundular

    İskender'in ölümsüzlük suyunu arama kıssası tek beyitte özetleniyor ve sonuç tersine dönüyor: hayat suyu arayan adama zehir dolu kadeh geliyor. "Eyağı" kadeh demek ve on üçüncü beyitteki "ayağı" ile kafiyede buluşuyor — sokakta tekmeleyen ayak ile şaha sunulan kadeh aynı sese düşüyor.

  21. 21

    Kani Kayser kani Kisrâ kani Sâm

    Belürmez bunların yurdu durağı

    1Kayser nerede, Kisra nerede, Sâm nerede

    2Bunların yurdu, durağı belli değil

    Üç hükümdar adı, üç kez tekrarlanan "kani" ile sıralanıyor; dize aruz kalıbını da bire bir vererek sorunun temposunu kuruyor. "Durağı" kelimesi ikinci kez geliyor ama artık kuşların konduğu dal değil, izi kaybolmuş bir yurt anlamında; kafiye kendi tarihini taşıyor.

  22. 22

    Cihânm varlığı baştan başa hep

    Belâ yurdudürür mihnet ocağı

    1Cihanın varlığı baştan başa

    2Bir belâ yurdu, bir mihnet ocağıdır

    Örnek listesinin ardından hüküm cümlesi geliyor: dünya bir belâ yurdu ve mihnet ocağıdır. "Yurt" ile "ocak" kelimeleri sığınak çağrıştırdığı için hüküm daha da keskinleşiyor — barınacak yer sanılan şey acının kendisi. Kaynakta ilk kelime "Cihânm" dizilmiş; korunmuştur.

  23. 23

    Resul buna çü der

    Pes ol olur mekeslerin durağı

    1Peygamber buna "örümcek evi" dediğine göre

    2Öyleyse orası sineklerin durağı olur

    Hüküm bir dinî benzetmeye bağlanıyor: dünya örümcek evi sayılıyor, Ankebût sûresindeki örümcek ağı benzetmesi de bu adlandırmanın arkasında duruyor. Şiir çıkarımı okurun yerine yapıyor — ev örümcek eviyse içindekiler sinek olur. "Durağı" üçüncü kez, bu kez alaylı bir anlamda geçiyor.

  24. 24

    Baka ehli fenâda mülk edinmez

    Bakadır anların yeri durağı

    1Kalıcılık ehli, yok olacak yerde mülk edinmez

    2Onların yeri, durağı kalıcı olandır

    Fena ile beka karşı karşıya konuyor ve ölçü mülk edinmeye bağlanıyor: geçici yerde mülk kuran, geçici olanı seçmiş sayılıyor. "Durağı" dördüncü ve son kez geliyor; kuşların dalından kaybolmuş yurda, sineklerin barınağından bekanın yerine uzanan bu dizi manzumenin asıl omurgası.

  25. 25

    Alâî Gaybi bundan tekke kılmaz

    Hak’ın fazlıdürür ancak dayağı

    1Alâî Gaybî bundan kendine tekke kurmaz

    2Onun tek dayanağı Hakk'ın lütfudur

    Mahlas beyti, ama imza "Kaygusuz" değil "Alâî Gaybi": şairin menakıbnamedeki adı Alâeddin Gaybî'dir ve Vikikaynak'ın kişi kaydı da onu bu adla anar. "Bundan tekke kılmaz" sözü dünyayı kendine dergâh edinmemek demek; "dayağı" ise hem destek hem dayanak anlamıyla beyti kapatıyor.

  26. 26

    Sabır seccâdesin altına salmış

    Tevekkülden kuşanmıştır kuşağı

    1Sabır seccadesini altına yaymış

    2Kuşağını tevekkülden kuşanmıştır

    Dayanağın ne olduğu iki derviş eşyasıyla anlatılıyor: altına serilen seccade sabır, beline bağlanan kuşak tevekkül. Kuşak imgesi şairin öteki nefesinde de geçer; orada gerçek bir erden kuşanılıyordu, burada doğrudan bir hâlden. İki metin aynı erkân dilini paylaşıyor.

  27. 27

    Sözünü Kaygusuz ârife söyle

    Ne bilsün sükkeri dana buzağı

    1Kaygusuz, sözünü ârif olana söyle

    2Şekerin ne olduğunu dana buzağı ne bilsin

    İkinci mahlas beyti, bu kez "Kaygusuz" imzasıyla, muhatabı sınırlıyor: söz ancak ârife söylenir. Bir su dolabıyla konuşarak açılan manzumenin yanlış dinleyiciye söz söylememe öğüdüyle kapanması da anlamlı. "Dana buzağı" ikilemesi hükmü kabalaştırmadan, tek bir mutfak örneğiyle veriyor.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 144168 numaralı sürüm esas alındı. Başlık kaynağın kendisinden geliyor: derlemede şiirin başına sağa hizalı olarak "—Dolabnâme —" konmuş; bu satır başlık sayıldı, dize olarak alınmadı, "— 3 —" sıra işareti de metne girmedi. Kaynak dizgisine dokunulmadı ve üç bozukluk korundu: "Skender" (İskender'in baş harfi düşmüş, dize on hecede kalıyor), "Cihânm" (Cihânın olmalı) ve bir hece eksik olan "Kazâ destiyle çerhin çomağı" dizesi. Mahlas dizeleri kaynakta italik dizilmiş (Alâî Gaybi, Kaygusuz); italik işaretleri atıldı, kelimeler korundu.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirMinbernâme
Eyâ akl ile irfânım deyenler
Kaygusuz Abdal · Manzume

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

dolab

suyu yukarı çeken, hayvan ya da su gücüyle dönen çark

çerh-i gerdun

dönen felek, kader çarkı

sergüzeşt

başından geçenler, serüven

süreyyâ

Ülker yıldız kümesi; yüksekliğin ölçüsü

mürg

kuş

âb-ı hayvan

içeni ölümsüz kıldığına inanılan hayat suyu

eyağ

kadeh, ayak (içki kabı)

beyt-ül-ankebût

örümcek evi; dayanıksızlığın örneği