Dost bî-pervâ felek bî-rahm devrân bî-sükûn
Tek bir fiil kullanmadan feleğin ve talihin bilançosunu çıkaran, dokuzuncu beyitte “bilmen neyleyem” diyerek sessizliğini bozan ve renkli bir yüz tasviriyle kapanan on beyitlik gazel.
- 1
Dost bî-pervâ felek bî-rahm devrân bî-sükûn
Derd çoh hem-derd yoh düşmen kavî tâli‘ zebûn
Günümüz Türkçesi +
1Sevgili kayıtsız, gök merhametsiz, devran bir an durmuyor.
2Dert çok, dert ortağı yok; düşman güçlü, talih güçsüz.
- 2
Sâye-i ümmîd zâ’il âfitâb-ı şevk germ
Rütbe-i idbâr âlî pâye-i tedbîr dûn
Günümüz Türkçesi +
1Umut gölgesi çekilmiş, istek güneşi kızgın.
2Talihsizliğin rütbesi yüksek, tedbirin basamağı aşağıda.
Beyit yorumu +
Umut bir gölge, istek bir güneş: Gölge çekilince sıcaklık dayanılmaz oluyor. Yükselen tek şey talihsizliğin rütbesi; tedbir ne kadar çalışırsa çalışsın basamağın altında kalıyor.
- 3
Akl dûn-himmet sadâ-yı ta‘n yir yirden bülend
Baht kem-şefkat belâ-yı ışk gün günden füzûn
Günümüz Türkçesi +
1Akıl himmetsiz, kınama sesi her yerden yükseliyor.
2Baht şefkatsiz, aşkın belası gün geçtikçe artıyor.
Beyit yorumu +
Kınama sesi “yir yirden” yükselirken aşkın belası “gün günden” artıyor; Fuzûlî yer ile zamanı aynı artış eğrisine bindiriyor. Kaçacak bir köşe de, bekleyecek bir gün de kalmıyor.
- 4
Men garîb-i mülk-i vasl u râh pür-teşvîş ü mekr
Men harîf-i sâde-levh ü dehr pür-nakş u füsûn
Günümüz Türkçesi +
1Ben kavuşma ülkesinde garibim, yol ise karışıklık ve hileyle dolu.
2Ben levhası boş bir acemiyim, zaman ise nakışla ve büyüyle dolu.
Beyit yorumu +
İki dize de “men” ile açılıyor; şair kendini iki kez öne sürerek karşısındaki dünyanın kalabalığını daha görünür kılıyor. Saf levhalı bir acemiye karşı nakışla dolu bir zaman var.
- 5
Her sehî-kad cilvesi bir seyl-i tûfân-ı belâ
Her hilâl-ebrû kaşı bir ser-hat-ı meşk-i cünûn
Günümüz Türkçesi +
1Her selvi boylunun bir cilvesi bela tufanının seli.
2Her hilâl kaşlının kaşı, deliliğe çekilmiş bir yazı satırı.
Beyit yorumu +
Güzellik burada seyredilecek bir manzara değil, bir yazı alıştırması: Hilâl kaş, deliliği öğreten meşk satırına dönüşüyor. Bakan kişi güzelliği değil, kendi çıldırışının provasını okuyor.
- 6
Yilde berg-i lâle tek temkîn-i dâniş bî-sebât
Suda aks-i serv tek te’sîr-i devlet vâj-gûn
Günümüz Türkçesi +
1Bilginin ağırbaşlılığı, rüzgârdaki lale yaprağı kadar durağan.
2Devletin etkisi, suya vuran servi gölgesi gibi tersine dönmüş.
Beyit yorumu +
Rüzgârdaki lale yaprağı ile suya vuran servi, ikisi de gerçekten orada değil. Bilgi ve devlet böylece nesne olmaktan çıkıp yansımaya indiriliyor; tutunacak bir şey kalmıyor.
- 7
Ser-had-i matlûb pür-mihnet tarîk-i imtihân
Menzil-i maksûd pür-âsîb râh-ı âzmûn
Günümüz Türkçesi +
1İstenen sınıra giden imtihan yolu sıkıntı dolu.
2Varılacak konağa giden deneme yolu tehlike dolu.
Beyit yorumu +
Beytin iki dizesi neredeyse aynı kalıptan dökülmüş; ikisinde de bir hedef ve ona giden bir yol var. Tekrar bıkkınlık üretiyor, çünkü yol değişse de karşılaşılan şey değişmiyor.
- 8
Şâhid-i maksad nevâ-yı çeng tek perde-nişîn
Sâgar-ı işret habâb-ı sâf-ı sahbâ tek nigûn
Günümüz Türkçesi +
1Maksadın güzeli, çeng sesi gibi perde arkasında.
2Eğlence kadehi, saf şarabın kabarcığı gibi ters çevrilmiş.
Beyit yorumu +
Maksat perdenin arkasında duran bir çeng sesi; kadeh ise ters çevrilmiş. Ses işitiliyor ama kaynağı görünmüyor, içki var ama kap boşaltılmış: Yakınlık her iki yönden de kesiliyor.
- 9
Tefrika hâsıl tarîk-i mülk-i cem‘iyyet mahûf
Âh bilmen neyleyem yoh bir muvâfık reh-nümûn
Günümüz Türkçesi +
1Dağınıklık başa geldi, toparlanma ülkesinin yolu korkulu.
2Âh, ne yapacağımı bilmiyorum; uygun bir yol gösteren de yok.
Beyit yorumu +
Sekiz beyit boyunca fiil kullanmayan şair burada ilk kez konuşuyor: “bilmen”, “neyleyem”. Sesi çıktığı anda söyleyeceği tek şey yol bilmediği; kılavuzsuzluk itirafı gazelin dönüm noktası oluyor.
- 10
Çihre-i zerdin Fuzûlî’nün dutupdur eşk-i âl
Gör ana ne rengler geçmiş sipihr-i nîl-gûn
Günümüz Türkçesi +
1Fuzûlî’nin sarı yüzünü kanlı gözyaşı kaplamış.
2Bak, lacivert gök onun üzerinden ne renkler geçirmiş.
Beyit yorumu +
Sarı yüz üstüne kırmızı gözyaşı, lacivert gök altında: Gazel bir renk tablosuyla kapanıyor. Fuzûlî yaşadığını anlatmıyor, üzerinden geçen renkleri gösteriyor; acı böylece bakılacak bir yüze dönüşüyor.
Metnin kaynağı
Cem Dilçin’in Türkoloji Dergisi 9/1 (1991) sayısındaki şerhinde kurduğu metin esas alındı; 4. beyitte Türkçe Divan ve Tarlan neşrindeki “garîb ü râh-ı mülk-i vasl” okuyuşu yerine Dilçin’in savunduğu “garîb-i mülk-i vasl u râh” biçimi izlendi. Türkçe Vikikaynak’ın 140803 numaralı sürümü ikinci tanık olarak karşılaştırıldı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Beyit yorumu +
Gazel tek bir fiil kullanmadan açılıyor; her dize adlarla ve sıfatlarla kurulan bir bilanço. Fiilsizlik durumu değiştirilemez kılıyor: Kimse bir şey yapmıyor, her şey öylece duruyor.