Ey dilâ senden kime feryâd ü dâd itsem aceb
Konuşan, güzelleri sevmede kendisini ustalaştıran gönlüne kime şikâyet edeceğini sorar. Özgür bir seyyahken dert ve gamın yöneticisine dönüşür; aşk şarabının günahını bağışlayan Allah’a sığınır. Mıknatıs saçlar ve kâfir kâkül onu putperest etmeye çalışırken gönlün ay parçası sevgiliye düşmesi kaza sayılır. Ömer’e dağ, taş, insan, melek ve hayvan acırken sevgili acımaz.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Ey dilâ senden kime itsem aceb
Dilrübâlar sevmede sen eyledin mâhir beni
1Ey gönül, senden kime feryat edip adalet istesem acaba?
2Güzelleri sevmede sen beni usta ettin.
- 2
Ben seyâhîler gibi âzâde iken rûz ü şeb
Derd ü gam eyledin nâzır beni
1Ben seyyahlar gibi gece gündüz özgürken;
2Beni dert ve gam yönetimine nazır yaptın.
Seyyah gibi “âzâde” olmak hareket ve bağımsızlık taşırken gönül konuşanı dert-gam “tevliyyet”ine bağlar. “Nâzır” sözü acıyı yönetilecek kurum gibi gösterir; özgür yolcu artık hüznün işlerine bakmakla görevli memurdur.
- 3
Gerçi vardır sâkiyâ bu zünûb
Afv ede ol hazret-i Tevvâb ü
1Ey saki, gerçi bu şarap içmede günahlar vardır;
2Tövbeleri kabul eden ve ayıpları örten Hazret bağışlasın.
Aşk şarabı “bâdekeşlik” adıyla içme alışkanlığı ve günah ihtimali taşır; konuşan bunu saklamaz. “Tevvâb” tövbeleri kabul eden, “Settârüluyûb” ayıpları örten Allah’tır; dünyevi sakiye hitap ilahî bağışlanma duasına döner.
- 4
Ben de ehl-i dil geçerdim kim gamınla meyl-i hûb
cezb ettirir âhır beni
1Ben de gönül ehli geçinirdim; gamınla “meyl-i hûb” [dizim açık];
2Mıknatıs saçlar sonunda beni çeker.
Konuşan kendini “ehl-i dil” diye manevi anlayış sahibi sayarken sevgilinin gamı bu kimliği sınar. “Meyl-i hûb”un sentaktik bağı açık kalır; kesin olan zülfün “mıknâtis” gibi çekmesi ve kişinin sonunda iradesi dışında sevgiliye yönelmesidir.
- 5
Pîrezen dünyâya benzer ol güzeller meşrebi
Gerçi anın evc-i istiğnâdadır hep kevkebi
1O güzellerin yaradılışı kocakarı dünyaya benzer;
2Gerçi yıldızlarının hepsi ilgisizliğin doruğundadır.
Güzellerin meşrebi “pîrezen dünya”ya benzetilir; genç güzellik, yaşlı ve aldatıcı dünya huyu taşır. Yıldızların “evc-i istiğnâ”da olması göksel parlaklığı ilgisizliğin en yüksek noktasına çıkarır; çekicilik ile yüz çevirme birlikte kurulur.
- 6
Günde bin kez sihr edüp te eyler ol kendi gibi
Bütperest etmek diler ol kâkülü kâfir beni
1Günde bin kez büyü edip “te eyler” kendisi gibi [basılı yüzey kapalı];
2O kâfir kâkül beni putperest etmek ister.
Büyü “günde bin kez” tekrarlanır; sevgilinin etkisi tek bakıştan sürekli sihre dönüşür. Basılı “te eyler” yüzeyi sessizce tamamlanmaz. Kâkülün “kâfir” oluşu, âşığı putperest etmeye çalışan din dışı cazibe olarak sert bir mecaz kurar.
- 7
Bir kazâdır düştü gönlüm sen gibi
Söylemez gibi insâfı yok âvâreye
1Gönlümün senin gibi ay parçasına düşmesi bir kazadır;
2“Hâmun” gibi söylemez; avareye insafı yok [özel ad/terim kapalı].
Gönlün “mehpâre”ye düşmesi bilinçli seçim değil “kazâ”dır; aşk başa gelen kaçınılmaz olay sayılır. “Hâmun”un özel ad mı başka yüzey mi olduğu açık değildir; yine de sevgilinin avareye insaf göstermediği sitemi güvenle okunur.
- 8
Hayli demdir acımazsın bu Ömer bîçâreye
Dağ u taş ins ü melek hayvan olan acır beni
1Uzun zamandır bu zavallı Ömer’e acımıyorsun;
2Dağ, taş, insan, melek ve hayvan olan bana acır.
Mahlaslı son birim merhametsizliğin süresini “hayli dem” ile büyütür. Dağ ve taştan insana, melekten hayvana uzanan liste bütün varlık sınıflarını Ömer’e acıyan tanık yapar; sevgilinin acımaması onu cansız taştan bile daha katı gösterir.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 No.306 gövdesinde “Hayli demdir acımazsın bu Ömer bîçâreye” mahlası görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n306-A3EF8B5B03DE. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.306, PDF 251–252; 8 iki dizelik birim/16 dize. Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Şikâyetin muhatabı sevgili değil önce “dil”, yani gönüldür; konuşan onu kendi aşk alışkanlığının sorumlusu sayar. “Feryâd ü dâd” hem yakınma hem adalet talebini birleştirir, gönlün güzelleri sevmede verdiği “maharet” ise istenmeyen bir eğitim olur.