Ey Yüzün Nârından Erdi Nûra Hurşîd-i Celi
Dokuz bendin hepsi aynı nakaratla kapanır ve Hacı Bektaş Velî'yi “velîler ceminin mumu” diye anar. Methiye önce yüzü bir ışık kaynağı sayarak Hurûfî okumayı kurar, sonra türbeyi bir cennet bahçesine çevirir, en sonunda da on iki imamı tek tek sayarak övgüyü bir soy zincirine bağlar.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Ey yüzün nârından erdi nûra -i celi
Vey velayet gülşeninin verd-i gûyâ bülbüli
Sana keşf oldu Süleyman gibi her mürgin dili
Ey ki her câya erişmiştir velâyâtın eli
ey Hacı Bektâş-ı Veli
1Ey yüzünün ateşinden parlak güneş nûra kavuşan;
2ey velâyet gül bahçesinin, açılan gülün bülbülü;
3her kuşun dili sana Süleyman'a olduğu gibi açıldı;
4ey velâyetinin eli her yere erişmiş olan —
5ey velîler cemininin mumu, ey Hacı Bektaş Velî.
- 2
Ravza-i firdevsdir âlî makam-ı meşhedin
Ey yüzün levhinde izhâr etti sırr-ı eşhedin
Ârif-i zât oldu kim ders etti harf-ı ebcedin
Sırr-ı Yâsin Şâh Ali’nin mu’cizâtı Ahmed’in
ey Hacı Bektaş-i Velî
1Türbenin yüce makamı bir firdevs bahçesidir;
2ey yüzünün levhasında şehadet sırrını açığa vuran.
3Senin ebced harfini ders edinen, zâtın ârifi oldu;
4Yâsin'in sırrı Şah Ali'nin, mucizeleri Ahmed'indir —
5ey velîler cemininin mumu, ey Hacı Bektaş Velî.
Bend, mekândan yüze, yüzden harfe iner. “Levh” hem yüz hem üzerine yazı yazılan tablet demektir; ebced ise harflerin sayı değeri, yani Hurûfî okumanın aleti. Bu yüzden burada bilgiye giden yol kitaptan değil bir yüzden geçiyor. Nakaratın imlâsı bu bendde değişir ve kaynakta “Hacı Bektaş-i Velî” diye dizilmiştir.
- 3
Kisvetin üstünde olan ey elif ey nûr-i zât
Hâlik-ul-eşyâya dâl olmuşdürür ey Hak sıfât
Mahzen-i kân-ı velâyet menba’-i her mu’cizât
Cümle eşyâ misl-i tendir ya’ni kim sensin hayât
Şem’-i cem’- evliyâ ey Hacı Bektâş-ı Velî
1Ey hırkanın üstündeki elif, ey zâtın nûru;
2ey Hakk'ın sıfatı, eşyayı yaratana delil olmuşsun.
3Velâyet madeninin hazinesi, her mucizenin kaynağı;
4bütün varlıklar bir beden gibidir, yani hayat sensin —
5ey velîler cemininin mumu, ey Hacı Bektaş Velî.
Elif hem harflerin ilki hem dervişin hırkasına dikilen dik çizgidir; iki anlam burada üst üste biner ve kılık doğrudan bir harfe dönüşür. Sonraki dize aynı hattı “dâl” harfiyle sürdürerek delil kelimesini de çağırır. Son dize âlemi tek bir bedene benzetip velîyi o bedenin canı sayar. Kaynak bu bendde nakaratın tamlama ekini düşürmüş (“Şem’-i cem’- evliyâ”); olduğu gibi bırakıldı.
- 4
Lâldir vasf etmede vasfını halk-ı
-ı ’sın Sana arşdır âşiyan
Gün gibi oldun velâyât ile meşhûr-i cihân
Tapuna olupdür arş ü ferş ü ins ü can
ey Hacı Bektâş-ı Velî
1“Ol” emriyle yaratılmış halk, seni anlatmakta dilsizdir;
2mekânsızlığın doğanısın, yuvan arştır.
3Velâyetinle güneş gibi bütün cihanda ünlendin;
4arş da yer de insan da can da senin katına boyun eğmiştir —
5ey velîler cemininin mumu, ey Hacı Bektaş Velî.
Methiyenin klasik hamlesiyle açılıyor: övülecek kişi anlatılamaz, çünkü anlatacak olan da onun gibi yaratılmıştır. Ardından bir kuş imgesi gelir — doğan, yuvası arş olan bir avcı kuştur; “Lâmekân” ise mekânı olmayan Tanrı katı. Son dizedeki dörtlü sayım (arş, ferş, ins, can) övgüyü yukarıdan aşağı bütün varlık düzenine yayar.
- 5
Tavf eder saf saf melekler meşhedin gülzârını
Zât-ı Bârî’nin çü sende görelim dîdârını
Gözleri açıldı kim gördü yüzün envârını
Hak sana erzâni kıldı mahzen-i esrârım
ey Hacı Bektâş-ı Velî
1Melekler saf saf, türbenin gül bahçesini tavaf eder;
2yaratıcının yüzünü madem sende görüyoruz.
3Yüzünün nûrlarını gören kimsenin gözleri açıldı;
4Hak sırlar hazinesini sana lâyık gördü —
5ey velîler cemininin mumu, ey Hacı Bektaş Velî.
Türbe bu bendde Kâbe'nin yerine geçer: tavaf eden melekler, saf tutan bir hac sahnesi kurar. Üçüncü dize Hurûfî önermesini yeniden söyler — görmek bir bilgi biçimidir, yüzü gören gözü açılmış sayılır. Dördüncü dize kafiyeyi tutmaz; “esrârını” beklenirken kaynakta “esrârım” yazılıdır ve düzeltilmedi.
- 6
Beyt-i ma’mûr-i semâyî sahn-ı ravzandır senin
Serbeser envâr-ı Zât-ı Kibriyâ cân ü tenin
Revnakı sensin cihânın âb-ı rûyi gülşenin
Mehbit-i Rûh-ül-emîn olsa aceb mi meskenin
ey Hacı Bektâş-ı Velî
1Gökteki Beyt-i Ma'mûr senin türbenin avlusudur;
2canın da tenin de baştan başa ulu zâtın nûrlarıdır.
3Cihanın parlaklığı sensin, gül bahçesinin yüz suyu;
4meskenin Cebrail'in indiği yer olsa şaşılır mı? —
5ey velîler cemininin mumu, ey Hacı Bektaş Velî.
Bir önceki bend türbeyi Kâbe yapmıştı; bu bend onu göklerdeki Beyt-i Ma'mûr'a bağlayarak yükseltir. “Âb-ı rûy” hem yüz suyu hem itibar demektir, yani bahçeyi güzel gösteren şey onun onurudur. Son dize bir soruyla kapanır ve övgüyü bir iddia değil bir mantık sonucu gibi sunar: burası vahyin indiği yer olsa neresi şaşırtıcı olurdu?
- 7
Tavf edenler ravzanı bir kerre ey nûr-i İlâh
Bin Hac-ı ekber sevâbır buliserdir ez İlâh
Ey yüzün hattından izhâr etti sırr-ı Lâ İlâh
Sen velâyet şâhısın kim bendelerdir mihr ü mâh
ey Hacı Bektâş-ı Velî
1Ey Allah'ın nûru, türbeni bir kez tavaf edenler
2Allah'tan bin büyük hac sevabı bulacaktır.
3Ey yüzünün çizgisinden “Lâ ilâhe” sırrını açığa vuran;
4sen velâyetin şahısın, güneş ile ay senin kulundur —
5ey velîler cemininin mumu, ey Hacı Bektaş Velî.
İlk iki dize doğrudan bir sevap hesabı yapar ve türbe ziyaretini hacca denk sayar; bu, tekke methiyelerinin en tartışmalı damarıdır. Üçüncü dize yine yüze döner: “hat” hem yüzdeki çizgi hem yazıdır, kelime-i tevhidin sırrı da o çizgide okunur. Kaynakta “sevâbın” yerine “sevâbır” dizilmiş; dokunulmadı.
- 8
Mustafâ vü Mürtazâ vü Hazret-i Şâh-ı Hasen
Hem Hüseyn-i Kerbelâ envâr-ı zât-ı Zülminen
Hem Ali vü hem Muhamed Ca’fer imâm-ı zemen
Mûsi-i Kâzım Ali Mûsâ Rızâ’sın der sünen
ey Hacı Bektâş-ı Velî
1Mustafâ, Mürtazâ ve Hazret-i Şah Hasan;
2hem Kerbelâ'nın Hüseyin'i, lütuf sahibi zâtın nûrları;
3hem Ali, hem Muhammed, hem de zamanın imamı Ca'fer;
4sünnete göre Mûsâ Kâzım'sın, Ali Mûsâ Rızâ'sın —
5ey velîler cemininin mumu, ey Hacı Bektaş Velî.
Methiye burada bir isim listesine dönüşür: Hz. Muhammed'den başlayıp imamları sırayla sayar ve her adı doğrudan Hacı Bektaş'a yükler. Bu, övgüyü bir kişiye değil bir zincire bağlama yöntemidir — velî, silsilenin toplamı sayılır. Kaynak bu bendde “Muhamed” ve “Mûsi-i Kâzım” yazımlarını taşıyor; korundu.
- 9
Hem Muhammed hem Ali vü hem Hasen sultân-ı din
Mehdi-i sâhib zamansın sırr-ı Rabb-ül-âlemin
Âl ü evlâd-ı Ali kutb-i semâvât ü zemin
Ey Misâli rahmetullahi aleyhim ecmain
ey Hacı Bektâş-ı Velî
1Hem Muhammed, hem Ali, hem de dinin sultanı Hasan;
2zamanın sahibi Mehdî'sin, âlemlerin Rabbinin sırrı.
3Ali'nin soyu ve evlâdı, göklerin ve yerin kutbudur;
4ey Misâlî, Allah'ın rahmeti hepsinin üzerine olsun —
5ey velîler cemininin mumu, ey Hacı Bektaş Velî.
Sekizinci bendde başlayan sayım burada Mehdî'ye kadar uzanır ve zincir kapanır. Mahlas dizesi ise bir iddia getirmez, Arapça bir dua cümlesiyle yetinir: şair kendini övgünün öznesi değil, saydığı adların ardından âmin diyen kişi olarak bırakır. Muhammes böylece bir methiye olarak açılıp bir salavat gibi kapanıyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 144581 numaralı sürüm esas alındı; kırk beş dizenin tamamı alındı, gövdedeki sıra numarası (“— 1 —”) dize sayılmadı. İkinci ve sekizinci bendler kaynakta sayfa geçişinden sonra başlar. Nakarat dizesi kaynakta dört ayrı imlâyla dizilmiş ve hepsi korundu: “Hacı Bektâş-ı Veli”, “Hacı Bektaş-i Velî”, “Hacı Bektâş-ı Velî” ve üçüncü bendde tamlama eki düşmüş hâliyle “Şem’-i cem’- evliyâ”. Beşinci bendin dördüncü dizesi kafiyeyi tutmaz: “mahzen-i esrârını” beklenirken kaynakta “mahzen-i esrârım” yazılı. Yedinci bendde “sevâbır” (sevâbın), sekizinci bendde tek m ile “Muhamed” ve “Mûsi-i Kâzım” yazımları da kaynağa aittir. Hiçbiri düzeltilmedi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Ali’dir âlemin mâh-ı münîriVirânî · Gazel→
İlk dize sırayı tersine çevirir: ışığı veren güneş değil, güneşin ışığı ondan alması beklenen yüzdür. Hurûfî çerçevede yüz okunacak bir levhadır ve methiye tam oradan başlar. Süleyman'ın kuş dilini bilmesi ise velâyetin kapsamını anlatan hazır bir mazmun; nakarat da mumu ortada duran bir cem sahnesi kurup dokuz bendin çerçevesini çizer.