DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Ömer Hulûsî/Gel Ey Sûfî Erenler Meclisin Sultân Olam Dirseñ
Gazel · 19. yüzyıl

Gel Ey Sûfî Erenler Meclisin Sultân Olam Dirseñ

Erenler meclisine çağıran gazel, tabiattan ibret almayı, kendini bilmeyi, mürşide yönelmeyi ve fiillerde tevhidi görmeyi aynı irfan yolunda birleştirir.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Gel ey sûfî erenler meclisin sultân olam dirseñ

    dil Hızır Mûsâ degil ‘İmrân olam dirseñ

    1Ey sûfî, erenler meclisinin sultanı olayım diyorsan gel.

    2İlâhî bilgiyi söyle; İmran değil, Hızır ve Musa olayım diyorsan.

    Matla, sultanlığı tahta değil bir meclise, erenlerin sohbetine bağlar. İkinci dizedeki Hızır–Mûsâ çifti bilgiyi öğreten ile öğrenen arasında bölüştürür; ledünnî dil, kitaptan değil bu karşılaşmadan doğan konuşma biçimidir.

  2. 2

    Esen yeller akan göller coşan sellerden ‘ibret al

    Gel imdi gel karış bir olam dirseñ

    1Esen yellerden, akan göllerden, coşan sellerden ibret al;

    2bir umman damlasına karışayım diyorsan şimdi gel.

    İkinci beyit üç akış görüntüsünü — yel, göl, sel — sıralayıp hepsini tek bir damlada toplar. Damla ummana karışırken yok olmaz, yalnız ölçüsünü yitirir; ibret alma buyruğu böylece doğaya bakmayı kendini küçültmeye bağlar.

  3. 3

    Oku Hakk ‘ilmini olup nefsiñ bilince tâ

    dersin yüri var mektebe ‘irfân olam dirseñ

    1Nefsini bilinceye kadar Hakk ilmini oku ve uyan;

    2'kendini bil' dersini al, irfan olayım diyorsan mektebe git.

    Üçüncü beyit okumanın bitiş noktasını dışarıda değil içeride koyar: ders, nefis bilinene kadar sürer. ‘Aref’ sözü mektebi bir kendini tanıma yerine çevirir; irfan, öğrenilen konu değil öğrencinin varacağı hâl olarak anılır.

  4. 4

    Ara bir mürşid-i kâmil tutup destin teveccüh kıl

    Sırâtü’l-müstakîm içre bugün mîzân olam dirseñ

    1Kâmil bir mürşit ara, elini tutup ona yönel;

    2doğru yol içinde bugün terazi olayım diyorsan.

    Dördüncü beyitte arayış elle tutulur bir temasa iner: mürşidin elini tutmak ve yüzünü ona çevirmek. Teveccüh yön demektir; terazi olma iddiası da ancak bir yön belirlendikten sonra ölçülebilir bir şeye dönüşür.

  5. 5

    Hakîkat şehrine gir var görüp tevhîd-i ef‘âli

    Nedir mi‘râc-ı Peygamber di sen dîvân olam dirseñ

    1Hakikat şehrine gir, fiillerdeki tevhidi gör;

    2peygamberin miracının ne olduğunu söyle, divan olayım diyorsan.

    Beşinci beyit hakikati bir şehir gibi kurar; içine girilir, sokaklarında fiillerin tek faile çıktığı görülür. Mi‘râc sorusu talipten bilgi değil beyan ister: cevabı söyleyebilen kişi kendisi divan, yani toplanma yeri olur.

  6. 6

    Namâz ehli sakın nâ-dâna söylenme bu esrârı

    Hulûsî şeyh küfür dirler sen ol îmân olam dirseñ

    1Ey namaz ehli, bu sırları sakın bilmeyene söyleme;

    2Hulûsî, 'şeyhe küfür derler'; sen iman olayım diyorsan.

    Mahlas beyti önceki beş beytin açık davetini bir sır saklama uyarısıyla kapatır. Aynı sözün bilmeyen kulakta küfre dönüşmesi, anlamın söyleyene değil dinleyene göre değiştiğini söyler; iman burada susmayı da içeren bir tutumdur.

Kavram sözlüğü (6) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Sabit kaynak DEU-AVESIS.6ecdcb51-eb8e-4906-9609-1ecdf1ed3d9a:pdf354-355-printed341-342-n265. Gerçek PDF görüntü 354-355, basılı s. 341-342'te 265 numarasıyla başlayıp sonraki numaradan önce biten tam 12 dize görsel olarak doğrulandı; basılı ölçü satırı esas alındı. Profil dosyanın yanında CC BY 4.0 bağlantısı verir; PDF içinde ayrıca gömülü lisans cümlesi yoktur.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirGel Ey Sûfî Ledünnî İlmini İrfâna Var Yokla
Gel ey sûfî ledünnî ‘ilmini ‘irfâna var yokla
Ömer Hulûsî · Gazel

Kavram sözlüğü

6 kavram bulundu.

ledünnî

Allah katından verilen gizli bilgi

katre-i ‘ummân

Ummanın bir damlası

âgâh

Uyanık, bilgili

‘Aref

Kendini bilme öğretisine işaret

tevhîd-i ef‘âl

Bütün fiillerin gerçek failini bir bilme

nâ-dân

Bilgisiz