Gel Ey Sûfî Erenler Meclisin Sultân Olam Dirseñ
Erenler meclisine çağıran gazel, tabiattan ibret almayı, kendini bilmeyi, mürşide yönelmeyi ve fiillerde tevhidi görmeyi aynı irfan yolunda birleştirir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Gel ey sûfî erenler meclisin sultân olam dirseñ
dil Hızır Mûsâ degil ‘İmrân olam dirseñ
1Ey sûfî, erenler meclisinin sultanı olayım diyorsan gel.
2İlâhî bilgiyi söyle; İmran değil, Hızır ve Musa olayım diyorsan.
- 2
Esen yeller akan göller coşan sellerden ‘ibret al
Gel imdi gel karış bir olam dirseñ
1Esen yellerden, akan göllerden, coşan sellerden ibret al;
2bir umman damlasına karışayım diyorsan şimdi gel.
İkinci beyit üç akış görüntüsünü — yel, göl, sel — sıralayıp hepsini tek bir damlada toplar. Damla ummana karışırken yok olmaz, yalnız ölçüsünü yitirir; ibret alma buyruğu böylece doğaya bakmayı kendini küçültmeye bağlar.
- 3
Oku Hakk ‘ilmini olup nefsiñ bilince tâ
dersin yüri var mektebe ‘irfân olam dirseñ
1Nefsini bilinceye kadar Hakk ilmini oku ve uyan;
2'kendini bil' dersini al, irfan olayım diyorsan mektebe git.
Üçüncü beyit okumanın bitiş noktasını dışarıda değil içeride koyar: ders, nefis bilinene kadar sürer. ‘Aref’ sözü mektebi bir kendini tanıma yerine çevirir; irfan, öğrenilen konu değil öğrencinin varacağı hâl olarak anılır.
- 4
Ara bir mürşid-i kâmil tutup destin teveccüh kıl
Sırâtü’l-müstakîm içre bugün mîzân olam dirseñ
1Kâmil bir mürşit ara, elini tutup ona yönel;
2doğru yol içinde bugün terazi olayım diyorsan.
Dördüncü beyitte arayış elle tutulur bir temasa iner: mürşidin elini tutmak ve yüzünü ona çevirmek. Teveccüh yön demektir; terazi olma iddiası da ancak bir yön belirlendikten sonra ölçülebilir bir şeye dönüşür.
- 5
Hakîkat şehrine gir var görüp tevhîd-i ef‘âli
Nedir mi‘râc-ı Peygamber di sen dîvân olam dirseñ
1Hakikat şehrine gir, fiillerdeki tevhidi gör;
2peygamberin miracının ne olduğunu söyle, divan olayım diyorsan.
Beşinci beyit hakikati bir şehir gibi kurar; içine girilir, sokaklarında fiillerin tek faile çıktığı görülür. Mi‘râc sorusu talipten bilgi değil beyan ister: cevabı söyleyebilen kişi kendisi divan, yani toplanma yeri olur.
- 6
Namâz ehli sakın nâ-dâna söylenme bu esrârı
Hulûsî şeyh küfür dirler sen ol îmân olam dirseñ
1Ey namaz ehli, bu sırları sakın bilmeyene söyleme;
2Hulûsî, 'şeyhe küfür derler'; sen iman olayım diyorsan.
Mahlas beyti önceki beş beytin açık davetini bir sır saklama uyarısıyla kapatır. Aynı sözün bilmeyen kulakta küfre dönüşmesi, anlamın söyleyene değil dinleyene göre değiştiğini söyler; iman burada susmayı da içeren bir tutumdur.
Metnin kaynağı
Sabit kaynak DEU-AVESIS.6ecdcb51-eb8e-4906-9609-1ecdf1ed3d9a:pdf354-355-printed341-342-n265. Gerçek PDF görüntü 354-355, basılı s. 341-342'te 265 numarasıyla başlayıp sonraki numaradan önce biten tam 12 dize görsel olarak doğrulandı; basılı ölçü satırı esas alındı. Profil dosyanın yanında CC BY 4.0 bağlantısı verir; PDF içinde ayrıca gömülü lisans cümlesi yoktur.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Gel ey sûfî ledünnî ‘ilmini ‘irfâna var yoklaÖmer Hulûsî · Gazel→
Matla, sultanlığı tahta değil bir meclise, erenlerin sohbetine bağlar. İkinci dizedeki Hızır–Mûsâ çifti bilgiyi öğreten ile öğrenen arasında bölüştürür; ledünnî dil, kitaptan değil bu karşılaşmadan doğan konuşma biçimidir.