Gel Ey Sûfî Ledünnî İlmini İrfâna Var Yokla
Tekrarlanan “var yokla” buyruğu sûfîyi irfan, veliler mektebi, aşk âlemi, ezel defteri ve kerem sahibi insan arasında araştırmaya çağırır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Gel ey sûfî ledünnî ‘ilmini ‘irfâna var yokla
‘Aref dersin velî mektebini sultâna var yokla
1Gel ey sûfî, Allah katından gelen bilgiyi irfanda ara.
2Kendini bilme dersini ve veliler mektebini sultanda ara.
- 2
Hakîkat kenzini ‘uşşâka mazhar olma zâhirle
Okuyup devr-i a‘lâyı sen ol dîvâna var yokla
1Hakikat hazinesiyle âşıklara yalnız dış görünüşünle görünmeye çalışma.
2Yüce devri okuyup o divana git, araştır.
İkinci beyit bir yasak koyar: hazineyi dış görünüşle sergilemek. Uyarı gösteriş üzerinedir; hakikat taşındığında değil okunduğunda geçerlidir. Divan da bu okumanın sınanacağı toplu meclis olarak işaret edilir.
- 3
Bu cennet içre maksûdıñ cemâlu’llâhı görmekse
Geçerken hûr veya gılmân ulu Sübhâna var yokla
1Bu cennette amacın Allah'ın güzelliğini görmekse,
2huriyle gılmanı geçerek ulu Sübhân'a yönel, ara.
Üçüncü beyit cenneti bir koridor gibi kullanır: huri ve gılman durulacak yer değil, geçilirken görülen şeylerdir. Maksat sözcüğü niyeti sınar; ödülde duraklayan kişi aradığını daha baştan değiştirmiş sayılır.
- 4
Bu ilde görmeyen ‘ışk ‘âlemin yarın görür sanma
Tereddüd eyleyen ‘âkil degil mihmâna var yokla
1Bu dünyada aşk âlemini görmeyenin onu yarın göreceğini sanma.
2Tereddüt eden akıllı değildir; misafire varıp sor.
Dördüncü beyit ertelemeyi kesin bir dille kapatır: burada görülmeyen yarın da görülmez. Tereddüt akılla değil akılsızlıkla eşlenir; misafire gitmek de kararsızlığı bir ziyaretle, yani fiille bozmak demektir.
- 5
Ümîdim kesmezem Hakkdan deyüp ‘âşıklara sorma
Ezel levh [ü] kalemnâdaki defter-hâne var yokla
1‘Hakk'tan umudumu kesmem’ deyip âşıklara sorma.
2Ezelin levha ve kalemindeki defterhaneye git, araştır.
Beşinci beyit umut beyanını yeterli saymaz: sözle yetinen kişi âşıklara sorarak da bir şey öğrenemez. Yoklanacak yer ezel levhi ve kalemidir; defterhane sözü yazgıyı gidilip bakılabilecek bir arşiv gibi kurar.
- 6
Hulûsî şeyh görüp ednâ sakın a‘lâyı göz dikme
Odur a‘lâ didiñ insâna var yokla
1Ey Hulûsî, şeyhi aşağı görüp sakın yüce olana göz dikme.
2‘Yüce kerem madeni odur’ dediğin insana var, onu araştır.
Makta bir sıralama uyarısıyla açılır: yakındakini küçük görüp yükseğe göz dikmek yasaklanır. Kapanışta kerem madeni soyut bir makam değil doğrudan insan olarak gösterilir; arayış böylece karşıdaki kişiye iner.
Metnin kaynağı
DEU-AVESIS.6ecdcb51-eb8e-4906-9609-1ecdf1ed3d9a:pdf519-printed506-n547. Baş neşrinde no. 547, basılı s. 506/PDF 519; 12 dize, basılı ölçü satırı ve sonraki numaralı kayıtla tam sınır pinned görselde sabittir. Ana şeyh ve dikme okumaları korunur; H/T'nin sen ve E/S'nin dime varyantları özne ile buyruğun yönünü değiştirdiği için sourceNote'ta açıklanır, gövdeye taşınmaz. AVESIS profilindeki CC BY bağlantısı dosya ekine komşudur; PDF içinde gömülü lisans yoktur.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Gide ervâhıñ bekâyı yerde tenler turâb bulaÖmer Hulûsî · Gazel→
Matla redifi kurar: bilgi verilen değil gidilip yoklanan bir şeydir. İki dize iki adres verir — irfan ve sultan. Ledünnî ilim ile kendini bilme dersi böylece aynı arayışın iki ucu olarak yan yana konmuş olur.