Girdim Işkıñ Yollarına Bir Ulu Sultân İle
Benliği hastalık gibi teşhis eden şiir, mürşidi Lokman ve dergâhı tedavi mekânı sayarak tevhid cezbinde irfana yönelir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Girdim ‘ışkıñ yollarına bir ulu sultân ile
Fark-ı farku’llâhı bildirdi beni ihsân ile
1Aşkın yollarına ulu bir sultanla girdim;
2bana farkın farkını lütufla bildirdi.
- 2
Añladım benlik özümde çâresiz bir dert imiş
‘Âkıbet buldum tabîbin geldim ol ile
1Benliğin özümde çaresiz bir dert olduğunu anladım;
2sonunda tabibini buldum, o Lokman'a geldim.
Teşhis dışarıda değil özde konur: hastalık bir olay değil, kişinin kendisidir. Derdin “çâresiz” sayılmasının hemen ardından tabibin bulunması, çaresizliğin hekim yokluğundan değil hastanın kendi eliyle iyileşememesinden geldiğini gösterir.
- 3
Derdimi zâhir görenler yâzık olmış didiler
Sardılar hep yârelerim merhemin dermân ile
1Derdimi dıştan görenler ‘yazık olmuş’ dediler;
2bütün yaralarımı deva merhemiyle sardılar.
Dışarıdan bakanlar acımayla “yâzık olmış” der; onların gördüğü yalnız zâhir, yani görünen yüzdür. Buna karşılık yaralar gerçekten sarılır; beyit yanlış teşhisle doğru tedaviyi aynı iki dizede yan yana tutar.
- 4
Varayım bir mürşid-i kâmil işigin yüz sürem
Öyle zâtıñ dergâhında hâk olam ile
1Kâmil mürşidin eşiğine varıp yüz süreyim;
2onun dergâhında toprağa karışıp bir olayım.
İstenen şey yükselmek değil alçalmaktır: önce eşiğe yüz sürmek, sonra toprak olup yerle bir düzeye inmek. “Yeksân” sözcüğü bu inişi bir aşağılanma olarak değil, farkların silindiği bir eşitlenme olarak adlandırır.
- 5
Er yedinden tolu tolu bir kadeh nûş ideyim
Mahv idem kâfir olanıñ küfrini îmân ile
1Bir erin elinden dolu dolu bir kadeh içeyim;
2kâfir olanın küfrünü imanla yok edeyim.
Kadeh bir erin elinden alınır; içmek burada tek başına yaşanan bir haz değil, elden ele geçen bir kabul işaretidir. İkinci dizede yok edilmek istenen kişi değil küfrün kendisidir; karşıtlık, insanı hedef almayan bir dönüştürme dili olarak kurulur.
- 6
Şeyh Hulûsî cezbe-i tevhîde sen bulduñ ise
On sekiz biñ ‘âlemiñ tevfîki ol ‘irfân ile
1Ey Şeyh Hulûsî, tevhid çekimini bulduysan,
2on sekiz bin âlemin başarısı o irfanladır.
Makta şart cümlesiyle kurulduğu için varılan yer bir iddia değil ihtimal olarak bırakılır. Cezbe kişinin çabasıyla değil çekilmesiyle olan bir hâldir; on sekiz bin âlemin anılması, bu tek kişilik hâle olabildiğince geniş bir kapsam açar.
Metnin kaynağı
DEU-AVESIS.6ecdcb51-eb8e-4906-9609-1ecdf1ed3d9a:pdf483-printed470-n487. Baş neşrinde no. 487, basılı s. 470/PDF 483; 12 dize, basılı ölçü adı ve sonraki numaralı kayıtla tam sınır pinned görselde sabittir. benlik/bennik ve şeyh/ey varyantları gövde dışıdır; küfür/iman karşıtlığı tarihsel tasavvuf dili olarak korunur. AVESIS profilindeki CC BY bağlantısı dosya ekine komşudur; PDF içinde gömülü lisans yoktur.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Git göñül git gelme hîç ‘irfân ile gelmez iseñÖmer Hulûsî · Gazel→
Yola tek başına değil bir sultanla girilir; öğrenme burada bir keşif değil, refakatle gerçekleşen bir bildirilmedir. “Fark-ı farku’llâh” tamlaması ayırt etmenin kendisini de ayırt edilecek bir konu yaparak, kazanılan şeyin sıradan bir bilgi olmadığını sezdirir.