Güldün evvel yüzüme arz-ı cemâl ettin felek
Felek önce gülüp güzelliğini göstererek âşığı coşturur, sonra kavuşmayı imkânsızın da imkânsızı eder. “Niçe mazlûmun olup pâyın” dizimindeki iyelik ve fail bağı açık bırakılır; mutluluk sarayına ayrılık ateşi salınır ve elde ne varsa alınır. Yakup, Eyyub ve meczup bile konuşanın kanlı gözyaşıyla yarasına acıyacaktır. Uyku ve rahat yok olur; aşk ipi sabra kemer, kara baht omuzda şal olur. Ömer’in cünun ve “dun” yüzeyleri korunur; beden ezilir, takat ve namus ayaklar altına alınır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Güldün evvel yüzüme ettin felek
Şevk ile ben âşıkı ettin felek
1Önce yüzüme güldün, güzelliğini gösterdin felek;
2Beni coşkuyla perişan hâlli âşık ettin felek.
- 2
Ben de sandım bir gedâyı pür visâl ettin felek
Sen ise anı ettin felek
1Ben de bir yoksulu kavuşmayla doldurdun sandım;
2Sen ise onu imkânsız içinde imkânsız ettin felek.
Konuşan kendini gedâ sayar ve feleğin onu “pür visâl” ettiğini sanır; yoksulluk kavuşma zenginliğiyle dolacak gibidir. Gerçekte vuslat “muhâl ender muhâl” olur, imkânsızlık kendi içinde katlanır.
- 3
Niçe mazlûmun olup pâyın yere çalmaktasın
firkat âteşin salmaktasın
1Nice mazlumun olup “pâyın” yere çalmaktasın [iyelik ve fail bağı açık];
2Mutluluk sarayına ayrılık ateşini salmaktasın.
“Niçe mazlûmun olup pâyın” diziminde “pâyın”ın iyelik ve fail bağı kapalıdır; feleği kesin biçimde mazlumların ayağını çalan özneye dönüştürmez. Açık ikinci dize, ayrılık ateşinin mutluluk sarayına salındığını bildirir.
- 4
Yüzüme gülüp elimden bulduğun almaktasın
Sen bana bu âne dek bin dürlü âl ettin felek
1Yüzüme gülüp elimde bulduğunu almaktasın;
2Bu ana kadar bana bin türlü hile ettin felek.
Yüze gülme dostluk işareti gibi görünürken eldekini alma hareketiyle hırsızlığa dönüşür. “Bin dürlü âl” sayısız hile demektir; “bu âne dek” aldatmanın geçmiş boyunca kesilmeden sürdüğünü belirtir.
- 5
Görse kan ağladığım Ya’kub ederdi merhamet
Bilse sînem yâresin Eyyûb ederdi merhamet
1Kan ağladığımı görse Yakup merhamet ederdi;
2Göğsümün yarasını bilse Eyyub merhamet ederdi.
Yakup kanlı gözyaşını görse kendi Yusuf ayrılığı üzerinden merhamet edecektir. Eyyub ise göğüsteki yarayı bilse beden imtihanıyla karşılık verir; iki peygamber acısı konuşanın göz ve sinesine tanık yapılır.
- 6
dinlese meczûb ederdi merhamet
Çeşmime resm-i hayâtı bir hayâl ettin felek
1Hâl anlatımı dinlese meczup merhamet ederdi;
2Gözümde hayatın suretini bir hayal ettin felek.
Meczubun bile hasbihâli dinleyip acıyacağı söylenir; feleğin katılığı aklı olağan düzende olmayan kişiden de aşırıdır. Gözdeki “resm-i hayât”ın hayale dönmesi yaşama görüntüsünü gerçeklikten siler.
- 7
Komadın gözümde uyhu tende râhatten eser
Eyledin candan beni bîzâr özümden bihaber
1Gözümde uykudan, bedende rahattan iz bırakmadın;
2Canımdan bezdirdin, kendimden habersiz ettin.
Uyku gözden, rahat bedenden tamamen çekilir; iki dinlenme alanında “eser” kalmaz. Candan bıkkınlık ve özden habersizlik bunun zihinsel sonucudur, kişi yaşam isteğini ve kendilik bilgisini birlikte kaybeder.
- 8
miyân-ı sabrıma kıldın kemer
Eğnime baht-ı siyâhı kara şâl ettin felek
1Aşk ipini sabrımın beline kemer yaptın;
2Kara bahtı omzuma kara şal yaptın felek.
Aşk “rişte” yani iptir ve sabrın beline kemer yapılır; sabır artık bağlanan ve sıkılan bedensel merkezdir. Baht-ı siyahın omuzda kara şal olması kaderi taşınan yas giysisine dönüştürür.
- 9
Der ki bu Âşık Ömer oldum reh-i gamda cünun
Dâd elinden kime feryâd edeyim ey çerh-i dun
1Bu Âşık Ömer der: Gam yolunda “cünun” oldum [yüzey korunur];
2Elinden adalet için kime feryat edeyim ey alçak “dun” felek?
Kaynak “cünun” ve “dun” yüzeylerini olağandışı biçimde verir; günümüz Türkçesi bunları sessizce düzeltmez. Açık sahne Ömer’in gam yolunda delilik yaşaması ve feleğin elinden adalet için feryadını yöneltecek makam aramasıdır.
- 10
eyledin ayaklar altında zebun
Takatim tâk oldu ırzım ettin felek
1İnleyen bedenimi ayaklar altında güçsüz ettin;
2Gücüm tükendi, namusumu ayak altında bıraktın felek.
Cism-i zâr ayak altında zebun edilir; inleyen beden hem fiziksel hem toplumsal olarak aşağı basılır. “Tâkatim tâk” ses tekrarı gücün son sınırına erişmesini, ırzın payimal oluşu ise yıkımın itibara uzanmasını anlatır.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 No.343 gövdesinde “Der ki bu Âşık Ömer oldum reh-i gamda cünun” mahlası görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n343-84C539B25462. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.343, PDF 276–277; 10 iki dizelik birim/20 dize. Kaynak aparatı: dize 17 “cünun”: SOURCE_VISIBLE_ODD_SURFACE_PRESERVED_NO_GUESS dize 18 “dun”: SOURCE_VISIBLE_ODD_SURFACE_PRESERVED_NO_GUESS Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Gülşen-i bâğ-ı şeriat oldu kâr-ı ma’rifetÂşık Ömer · Musammat→
Felek başlangıçta yüze güler ve “arz-ı cemâl” eder; aldatan sevgili gibi güzel görünür. Bu gösteri konuşanı şevkle “şûrîde hâl” âşığa çevirir, yani sonraki yıkımın kapısını önce umut ve coşku açar.