Hisarlara karşı — Vatan çocuklarına
Şair, altı yüzyıllık hisarlara yaklaşırken geçmiş zaferleri hayal eder; kuleleri unutuluşa direnmeye ve yeniden doğrulmaya çağırır. Ardından sessiz, nemli ve yarasalarla dolu yapı içinde gezerken tarihî ihtişamın mezara dönüşmesini yas ve saygıyla deneyimler.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Gurûba karşı mehabetle dinlenen kuleler,
Neden semânızın üstünde yok ,
Neden bu gün tepenizden sizin zalâma uçan
Şu kuşların uluyan figan?
O gün yavaşça çıkarken sizin huzûrunuza,
Önümde sanki şikâyetle ağlıyordu fezâ...
Ağır ağır çıkıyordum, önümde her kulenin
Dibinde sanki duyardım henüz siren bir enîn...
Yanar sönerdi divarlarda şanlı miğferler
Gezerdi kal’ede müdhiş, sarıklı askerler
Ve sanki devr ediyordu muazzam ü nevvâr
Kızıl semâda o gün halka halka kartallar...
Yavaş yavaş çıkıyordum içimde bir hürmet!
Önümde tâcı kırık bir !
Bürcün üstüne me’vâ kuran büyük kuşlar
Ağır ağır kaçışırlardı muhteriz, bîzâr...
Zamâna altı asırdan kalan bu sırr-ı azîm,
Bu ma’bed-i zaferin, âh içimde şimdi benim,
Büyük -i müebbedine
Ne hisli bir leb-i hürmet dökerdi bir girye...
Geldim sana yaşlarla ben ey kasr-ı maâlî,
Ey şimdi karanlıkta kalan ma’bed-i hâlî...
Hürmet... sana, bânîne, mukaddes şühedâna,
Hürmet... Seni mahveylemeyen ...
Ey bunca zaferler taşıyan cebhe-i satvet
Doğrul, yed-i vahşetle eğilmiş ser-i millet...
Doğrul, bu gün alçaklara korkup eğilenler
Ölmüşlerin ahfâdıdır ey burc-ı muzaffer!..
Ey şanlı divarlar, sen ey ölmez kule bir gün,
Berk’inle görün, sen neye nisyâna gömüldün...
Ey sen ki cebîninde gezer, bin ulu kartal
Bir seng-i mezâr olma, bu gün tâk-ı zafer kal!..
Hürmet... sana, bânîne, mukaddes şühedâna,
Hürmet... seni mahv eylemeyen ...
Fakat önümde karanlıklarıyla samt ü sükûn,
Yavaş yavaş geziyor sârî-i kârbân-ı kurûn
Râtib divarlara sinmiş siyâh şebpereler
Mezâra, benzemiş her yer;
Bütün bu makber-i mâziyi bî sadâ gezdik;
Havâ, ziyâ bu divarlarda altı yüz senelik!
Divarda gölgede çıkmış o bîkes otlardan,
Ağır ağır okuyordum ne renkli bir destân...
Ben ağlıyordum o ma’bedde, her kemer, memdûd
Bir hıçkırık taşıyor, sonra başlıyordu sükût...
Ayak sesim o karanlıkta muhteriz, korkak;
Öterse sanki karanlıkta gölgeler çıkacak...
Bütün o ma’bed-i metrûkü seyr ederken ben,
Sızardı sanki derin bir cerîha kalbimden...
Ölüm, fenâ... Şeb-i sâmit, müebbeden nisyân...
Hayâli kalbime vermişti bir derin hicrân,
Ağır ağır ediyorken o kal’eden avdet,
İçimde vardı derin bir mahabbet ü hürmet.
1Gün batımına karşı heybetle dinlenen kuleler,
2neden göğünüzün üstünde zafer sesi yok?
3Neden bugün tepenizden karanlığa uçan
4şu kuşların kara ve uluyan ezgisi bir feryat?
5O gün huzurunuza yavaşça çıkarken,
6önümde gökyüzü sanki şikâyetle ağlıyordu...
7Ağır ağır çıkıyordum; önümde her kulenin
8dibinde hâlâ süren bir inilti duyar gibiydim...
9Duvarlarda şanlı miğferler yanıp sönüyordu,
10kalede korkunç sarıklı askerler geziyordu;
11ve sanki görkemli, ışıklı kartallar
12o gün kızıl gökte halka halka dönüyordu...
13İçimde bir hürmetle yavaş yavaş çıkıyordum!
14Önümde tacı kırık, yüce bir alın vardı!
15Burcun üstüne yuva kuran büyük kuşlar,
16tedirgin ve bezgin, ağır ağır kaçışıyordu...
17Altı yüzyıldır zamana kalan bu büyük sır,
18bu zafer tapınağının sonsuza dek unutulmuş
19büyük olaylarına, ah, şimdi içimde
20ne duygulu bir saygı dudağı gözyaşı döküyordu...
21Sana gözyaşlarıyla geldim ey yücelik sarayı,
22ey şimdi karanlıkta kalan boş tapınak...
23Saygı sana, seni kurana ve kutsal şehitlere;
24saygı, seni yok etmeyen zamanın eline...
25Ey bunca zafer taşıyan heybetli cephe,
26doğrul; milletin başı vahşetin eliyle eğildi...
27Doğrul; bugün alçaklara korkuyla eğilenler,
28ölmüşlerin torunlarıdır, ey muzaffer burç!
29Ey şanlı duvarlar, ey ölümsüz kule, bir gün
30şimşeğinle görün; neden unutulmaya gömüldün?
31Ey alnında bin ulu kartal dolaşan yapı,
32bir mezar taşı olma; bugün de zafer takı kal!
33Saygı sana, seni kurana ve kutsal şehitlere;
34saygı, seni yok etmeyen zamanın eline...
35Fakat önümde sessizlik, karanlıklarıyla duruyor;
36Yüzyılların akıp geçen kervanı yavaş yavaş ilerliyor.
37Nemli duvarlara siyah yarasalar sinmiş;
38her yer mezara, unutuluş mezarlığına benzemiş.
39Geçmişin bu mezarlığını sessizce baştan başa gezdik;
40bu duvarlardaki hava ve ışık altı yüz yıllıktı!
41Duvar gölgesinde çıkmış o kimsesiz otlardan,
42renkli bir destanı ağır ağır okuyordum...
43Ben o tapınakta ağlıyordum; uzanan her kemer
44bir hıçkırık taşıyor, ardından sessizlik başlıyordu...
45Karanlıkta ayak sesim tedirgin ve korkaktı;
46çınlasa sanki gölgeler karanlıktan çıkacaktı...
47Terk edilmiş o tapınağın bütününü seyrederken,
48kalbimden derin bir yara sızıyor gibiydi...
49Ölüm, yokluk... suskun gece, sonsuza dek unutuluş...
50Bu hayal kalbime derin bir ayrılık acısı vermişti;
51o kaleden ağır ağır dönerken,
52içimde derin bir sevgi ve saygı vardı.
Metnin kaynağı
Şiir, bağlı kaynakta Emin Bülent Serdaroğlu adına kayıtlıdır; başlık, gövde ve şair kimliği sabit kaynak zinciriyle eşleştirilmiştir.
Atıf kanıtını aç ↗Metin, Wikimedia Commons taramasının ilgili sayfasına bağlıdır. Günümüz Türkçesi ve açıklamalar ayrı editoryal katmandır.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Bir inkisâr-ı tahassüsle ağla ey fânîEmin Bülent Serdaroğlu · manzume→
Şiir iki zaman katmanını üst üste bindirir: kızıl gökte dönen kartallar, miğferler ve askerler hayal edilen şanlı geçmişi; karanlık, nem, otlar ve yarasalar ise şimdiki terk edilmişliği taşır. Tekrarlanan “hürmet” dizeleri yapıya, kurucusuna ve şehitlere bir ağıt nakaratı olur. “Doğrul” çağrısı taş kuleyi milletin eğilmiş başıyla özdeşleştirir; son dönüşte yas, sevgi ve tarih bilincine dönüşür.