Kaldı Nakş-ı Hâtem-i La‘lin Dil-i Gam-pîşede
Yakut dudak mühründen kaş ve bakışın rekabetine, Ferhâd'ın kazmasından çözülemeyen kâküle uzanan gazel, son beyitte şeyh ve dervişe boyun eğmeyen gönlü öne çıkarır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Kaldı nakş-ı
Gonce-i terdir ko açılsın derûn-ı şîşede
1Yakut dudağının mühür izi, gamı iş edinmiş gönülde kaldı;
2o taze bir gonca, bırak şişenin içinde açılsın.
- 2
Eylesin geh çîn-i ebrû geh nigâh
İki şîr olmaz meseldir sevdiğim bir bîşede
1Bazen kaşının kıvrımı, bazen bakışın gönlü yağmalasın;
2sevgilim, bir ormanda iki aslan bulunmaz derler.
Kaşın kıvrımı ile bakış, gönlü sırayla yağmalayan iki güçtür. İkinci dizedeki atasözü bu sıralamanın sebebini açıklar: aynı ormanda iki aslan barınmaz, bu yüzden ikisi aynı anda değil ‘geh… geh’ diyerek nöbetleşe saldırır.
- 3
Etdi nakş-ı Bîsütûn
Ser-nüviştin kim kazâ resm eylemiştir tîşede
1Ferhâd'ın tatlı işçiliği Bîsütûn'a nakşını vurdu;
2çünkü kader, senin yazgını kazmanın üzerine çizmiştir.
Ferhâd'ın işçiliği ‘şîrîn’ sıfatıyla anılınca sözcük hem tatlılığı hem Şîrîn'in adını taşır. Kazma da iki kez iş görür: dağa nakşı vuran alet, kaderin yazgıyı çizdiği kalem olur. Emek ile alın yazısı böylece aynı ucun altında birleşir.
- 4
Olmadım reh-yâb-ı sırr-ı
Çok kilîd-i müşkili etdim küşâd endîşede
1Kıvrım kıvrım kâkülünün sırrına yol bulamadım,
2düşüncede nice güç kilidi açmış olsam da.
Beyit iki başarıyı karşı karşıya koyar: düşüncede açılan nice zor kilit ile bir türlü açılamayan tek sır. Kâkülün ‘ham-der-ham’, yani kıvrım içinde kıvrım oluşu onu bir düğüm değil labirent yapar; akıl kilit açmayı bilir ama yol bulmayı bilmez.
- 5
Cem‘ olan hatt-ı lebinle zehr ü şekker handeyi
Nîş ile teşbîh eyledim bir
1Dudak hattınla birleşen zehir ve şeker gülüşünü,
2tek kökte bir araya gelen iğne ile panzehire benzettim.
Gülüşte zehir ile şeker birleşince benzetme de ikili gider: iğne ve panzehir. İkisinin ‘bir rîşe’de, tek kökte toplanması zararla devanın ayrı kaynaklardan gelmediğini söyler. Ana neşrin ‘hatt-ı lebinle’ okuması korunmuş, Bulak'ın ‘hattıñla’ farkı kaynak notunda kaydedilmiştir.
- 6
Hırka-pûş-ı dilim
Eylemem Râgıb müdârâ şeyhe de dervîşe de
1Gönlüm, hiçbir şeye muhtaç olmayanlar tekkesinin hırkalısıdır;
2ey Râgıb, ne şeyhe ne de dervişe boyun eğerim.
Makta gönlü bir tekkeye yerleştirir, ama o tekkenin adı ‘bî-niyâzî’, yani muhtaç olmamaktır. Hırka giyilir fakat itaat edilmez; şair ne şeyhe ne dervişe yüz suyu döker. Bağlılığın biçimi korunurken onun gerektirdiği eğilme açıkça reddedilir.
Metnin kaynağı
DEU-AVESIS.0e79792e-13b1-4a31-b154-3594bf9104c1:g143-pdf405. Ana tez basılı s.390/PDF 405'te G.143'ü ölçü kalıbının adı, altı beyit, Râgıb maktası ve sonraki G.164 başlığıyla verir. BSB 1837 Bulak basılı s.49/canvas18 aynı sınırı doğrular. Ana neşir beşinci beyit ilk dizede “hatt-ı lebinle”, Bulak nüshası “hattıñla” okur. Ana AVESİS eki profil-komşu CC BY 4.0 bağlantısıyla sunulur.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Dudak bir mühür, gönül ise üzerine basılan mumdur; iz kalıcıdır çünkü gönül zaten gamı iş edinmiştir. İkinci dize aynı izi taze bir goncaya çevirip şişenin içine kapatır. Kapalı camda açılması beklenen gonca, hem korunan hem hapsedilen bir güzelliktir.