DDizegâhDijital şiir arşivi
Manzume · 19.–20. yüzyıl

Leylâ

Klasik Leylâ ile Mecnûn hikâyesini bir bekleyiş alegorisine çeviren bölüm, sevgiliyi göklerden çağırırken ondan ödenmiş bunca bedelin hesabını da sorar ve cevap alamaz.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Hayır! Şark'ın, o olmayan Mecnûn-i nâ-kâmın,

    Bütün dünyâda bir Leylâ'sı var: Âtîsi İslâm'ın.

    1Hayır! Şark'ın, o kendini düşünmeyen mutsuz Mecnun'un,

    2bütün dünyada tek bir Leylâ'sı var: İslâm'ın geleceği.

    Klasik aşk hikâyesi bir kavrama bağlanır ve sevgilinin adı gelecek olur. Mecnun'un "hodgâm olmayan" diye nitelenmesi, arzuyu kişisel olmaktan çıkarıp temsile açar.

  2. 2

    Nasıldır , bilmez; onun fânîsidir ancak;

    Bugün, yâdıyle yarın, yâdında !

    1Ondan başkasını bilmez, yalnız ona tutkundur;

    2bugün onun anısına dalmış, yarın da anısında dalmış!

    Zaman iki kelimeye indirilir: bugün ve yarın. İkisinde de aynı işin yapılması, bekleyişi bir süreç değil yerinde duran bir tekrar hâline getirir.

  3. 3

    Gel ey Leylâ, gel ey candan yakın cânan, uzaklaşma!

    Senin derdinle canlardan geçen Mecnun'la uğraşma!

    1Gel ey Leylâ, gel ey candan yakın sevgili, uzaklaşma!

    2Senin derdinle canından geçen Mecnun'la uğraşma!

    Sevgili aynı dizede hem çok yakın hem uzaklaşan olarak anılır. Çelişki çözülmediği için çağrı, bir buluşma isteğinden çok mesafenin itirafı gibi durur.

  4. 4

    Düşün: Bîçârenin en kahraman, en gürbüz evlâdı,

    Kimin uğrunda kurbandır ki, doğrandıkça doğrandı?

    1Düşün: bu çaresizin en yiğit, en gürbüz evladı,

    2kimin uğruna kurban oldu ki doğrandıkça doğrandı?

    Çağrı birden yerini hesap sormaya bırakır ve ses sertleşir. Soru sevgiliye yöneltildiği için bekleyişin faturası, bekleyene değil beklenen tarafa çıkarılır.

  5. 5

    Şu yüz binlerce sönmüş yurda yangınlar veren kimdi?

    Şu milyonlarca öksüz, dul kimin boynundadır şimdi?

    1Şu yüz binlerce sönmüş yurdu kim yaktı?

    2Şu milyonlarca öksüz ve dul şimdi kimin boynunda?

    Sayılar iki dizede yüz binden milyona çıkar. Ölçünün büyümesi acıyı anlatmak için değil sorumluluğu tartmak için kullanılır; sorunun muhatabı yine değişmez.

  6. 6

    Kimin boynundadır serden geçip olan canlar?

    Kimin uğrundadır, Leylâ, o makteller, o zindanlar?

    1Canından geçip asılanların hesabı kimin boynunda?

    2O katliamlar, o zindanlar kimin uğrunadır, Leylâ?

    Aynı soru üçüncü kez sorulur ve bu kez sevgilinin adı araya girer. Adın çağrılması suçlamayı yumuşatmaz; muhatabı belirginleştirdiği için tersine keskinleştirir.

  7. 7

    Helâl olsun o kurbanlar, o kanlar, tek sen ey Leylâ,

    Görün bir kerrecik, ye's etmeden Mecnûn'u istîlâ.

    1O kurbanlar, o kanlar helal olsun; yeter ki sen ey Leylâ,

    2umutsuzluk Mecnun'u ele geçirmeden bir kerecik görün.

    Hesap sorma bir pazarlığa dönüşür: bedel ödenmiş sayılsın, karşılığı tek bir görünme olsun. Talebin "bir kerrecik" diye küçültülmesi, elde kalan payı da gösterir.

  8. 8

    Niçin hilkat zemîninden henüz yüksekte pervâzın?

    Şu topraklarda, şâyed, yoksa hiç imkân-ı i'zâzın,

    1Neden uçuşun hâlâ yaratılışın zemininden yüksekte?

    2Şu topraklarda ağırlanma imkânın hiç yoksa,

    Sevgilinin gelmemesi bir kusur değil, bir konum sorunu olarak sayılır. Yerin ağırlamaya yetmeyeceği ihtimaline geçilince suçlama, beklenenden bekleyenin ülkesine döner.

  9. 9

    Şafaklar ferş-i râhın, fecr-i sâdıklar çerâğındır;

    Hilâlim, göklerin kalbinde yer tutmuş, otâğındır;

    1Şafaklar yolunun halısı, gerçek sabahlar kandilindir;

    2hilâlim, göklerin ortasında yer tutmuş çadırındır;

    Gökyüzü döşenmiş bir konağa çevrilir: halı, kandil, çadır. Yerin yetersiz kaldığı noktada ev kurma işi göğe taşınır; ağırlama hayalle tamamlanır.

  10. 10

    Ezanlar nevbetindir: İnletir eb'âdı haşyetten;

    Cihâzındır alemler, kubbeler, inmiş meşiyyetten;

    1Ezanlar senin nöbet davulundur; uzakları korkuyla inletir;

    2sancaklar, kubbeler senin çeyizindir; hepsi ilahi iradeden inmiş.

    Ses ve yapı bir düğün hazırlığına dönüşür: nöbet, çeyiz. Sevgili beklenen gelin olunca bekleyiş, bitmeyen bir hazırlığın adı hâline gelir.

  11. 11

    Cemâ'atler kölendir: Kâ'be'ler haclen... Gel ey Leylâ;

    Gel ey candan yakın cânan ki gâiblerdesin, hâlâ!

    1Cemaatler kölen, Kâbe'ler gerdek odandır... Gel ey Leylâ;

    2gel ey candan yakın sevgili; hâlâ görünmezlerdesin!

    Hazırlık tamamlanır, çağrı yeniden yapılır ve cevapsız kalır. "Hâlâ" sözü bütün bu düzenlemenin sonucunu tek kelimede toplar: hiçbir şey değişmemiştir.

  12. 12

    Bu nâzın elverir, Leylâ, in artık in ki bâlâdan,

    Müebbed bir bahâr insin şu yanmış yurda, Mevlâ'dan.

    1Bu naz yeter Leylâ; in artık, yukarıdan in ki

    2şu yanmış yurda Mevlâ'dan sonsuz bir bahar insin.

    Bölüm iki kez "in" diyerek biter; istek emre yaklaşır. Bahar sözünün "yanmış yurt" ile yan yana durması, beklenen şeyi bir müjde değil bir tamirat hâline getirir.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Metin Vikikaynak'ın 141989 numaralı revizyonundan alındı. Manzume kaynakta üç bende ayrılmıştır; burada Leylâ'nın kim olduğunun söylendiği ikinci ve üçüncü bentler 12 beyit olarak verildi, karanlık tasvirinden oluşan birinci bent alınmadı. Kaynaktaki "kölendiı" dizgi hatası "kölendir" olarak düzeltildi.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirPek Hazin Bir Mevlid Gecesi
Yıllar geçiyor ki, yâ Muhammed,
Mehmet Âkif Ersoy · Manzume

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

hodgâm

Yalnız kendini düşünen, bencil

nâ-kâm

Muradına erememiş

mâsivâ

Bir şeyin dışında kalan her şey

müstağrak

Bir şeye dalıp kendinden geçmiş

berdâr

Asılmış, darağacına çekilmiş

maktel

Öldürme yeri; katliam yeri

ferş-i râh

Yola serilen döşeme, halı

hacle

Gerdek odası