Men Arefden Okuyup İrfân Olan Gelsün Bize
Gelsün bize redifi, irfan ve ledün bilgisini nefsi kurban etme, aşk denizine dalma, Lokman gibi derde derman olma ve dergâh eşiğinde toprağa karışma çağrısıyla birleştirir.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Men ‘arefden okuyup ‘irfân olan gelsün bize
Hem ledünn âgâhı hem sultân olan gelsün bize
1‘Men aref’i okuyup irfan sahibi olan bize gelsin.
2Hem ledün bilgisinden haberdar hem sultan olan bize gelsin.
- 2
Gâhi kassâb gâh cellâd gâh ‘Azrâilleyin
Tîglayup nefsin bugün kurbân olan gelsün bize
1Bazen kasap, bazen cellât, bazen Azrail gibi olup
2bugün nefsini kılıçtan geçirerek kurban olan bize gelsin.
Beyit üç sert figürü art arda dizer: kassâb, cellâd ve Azrail. Ancak kurban edilen dışarıdan biri değil, kişinin kendi nefsidir; tîglamak fiili bu iç mücadelenin tarihsel mecazıdır.
- 3
Biz bu ilde cânımız kıydık cinân aldık yerin
Şöyle biñ cân terkiniñ şâhân olan gelsün bize
1Bu dünyada canımıza kıydık, yerine cennetleri aldık;
2bin canı terk edişi şahlara yaraşır olan bize gelsin.
Burada konuşan çoğula geçer ve yapılmış bir takası anlatır: can verilmiş, karşılığında cinân alınmıştır. İkinci dize pazarlığı büyütür; bir can değil biñ can terk edilmelidir ve bunu yapan kişi şâhân, yani hükümdarlar sınıfından sayılır.
- 4
Bahr-ı ‘ışka girmeyen bilmez o deryâ talgasın
Kim o deryâyı talup ‘ummân olan gelsün bize
1Aşk denizine girmeyen o denizin dalgasını bilmez;
2o denize dalıp okyanus olan bize gelsin.
Bilgi bu beyitte deneyime bağlanır: denize girmeyen dalgayı bilmez. Aranan kişi de kıyıdan bakan değil, deryâya dalıp kendisi ummân olandır. Dalmak ile okyanuslaşmak arasındaki geçiş, bilmeyi seyretmekten çıkarıp dönüşmenin karşılığı yapar.
- 5
Derdini dermân bilen zârifleriñ derdin bilür
Derde dermân eyleyen Lokmân olan gelsün bize
1Derdini derman bilen, zariflerin derdini bilir;
2derde derman eden Lokman olan bize gelsin.
Beyit derdi önce bir bilgi kaynağı sayar: kendi derdini derman bilen kişi başkalarının derdini de tanır. Zârif sözcüğü acı çekenleri incelmiş bir topluluk gibi anar. Lokmân adı da hekimliği tıp bilgisi olarak değil, acıyı tanımanın sonucu olarak getirir.
- 6
Şeyh Hulûsî yüz sürüp dergâh eşigin ‘ışk-ile
‘Âlem içre hâk-ile yeksân olan gelsün bize
1Ey Şeyh Hulûsî, aşk ile dergâh eşiğine yüz sürüp
2dünyada toprakla bir olan bize gelsin.
Makta daveti yerle bir olmakla kapatır: dergâh eşiğine yüz sürmek, sonra hâk ile yeksân olmak. Yükselme dili şiirin başındaki sultân ve şâhân sözcüklerinden buraya kadar tersine çevrilmiştir; kabul edilecek kişi taht isteyen değil, toprak seviyesine inendir.
Metnin kaynağı
DEU-AVESIS.6ecdcb51-eb8e-4906-9609-1ecdf1ed3d9a:pdf477-printed464-n476. Baş neşrinde no. 476, basılı s. 464/PDF 477; 12 dize, basılı ölçü kalıbı ve sonraki numaralı kayıtla tam sınır sabit görselde doğrulanmıştır. Şeyh/ey varyantı gövde dışıdır; kasap, cellât, Azrail ve kurban sözleri tarihsel-tasavvufî nefis mücadelesi mecazlarıdır. AVESIS profilindeki CC BY bağlantısı dosya ekine komşudur; PDF içinde gömülü lisans yoktur.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Mürşid izin âdem özin bildiñ ise seyrân seniñÖmer Hulûsî · Gazel→
Redif bir davet gibi görünse de aslında bir eleme listesidir: her beyit kimin gelebileceğini yeniden daraltır. İlk şart iki katlıdır; hem “men aref” dersinden irfana varmak hem ledün bilgisinden haberdar olmak. Sultân sözcüğü de gelenin dilenci değil, kendi üstünde hüküm sahibi olmasını ister.