Noldu âyâ gelmedi şâh-i cihan eğlendi yâ
Dünya şahı sevgilinin gecikmesi gönlü gamda, gözleri yolda bırakır. Onun gelişi kalbi nurlandırır ve toprağa eşitken mamur eder; kıvrımlı saçın sevdasına bağlanan konuşan kötü yüzlü düşmanın fitnesini sorgular. Ömer, ay yüzün siyah benlerini, gül yanakları ve amber saçını över; bütün âlemin ona kurban olmasını uygun bulur.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Noldu âyâ gelmedi eğlendi yâ
Gönlümüz gamda koyup eğlendi yâ
1Ne oldu acaba, dünya şahı gelmedi; oyalandı mı?
2Gönlümüzü gamda bırakıp dünya güneşi oyalandı mı?
- 2
Gözlerim yollarda kaldı noldu âyâ gelmedi
Bilsem âyâ niçün ol eğlendi yâ
1Gözlerim yollarda kaldı; ne oldu acaba, gelmedi;
2Bilsem acaba o keman kaşlı neden oyalandı?
Gözlerin “yollarda kalması” bekleyişi bedendeki bakış organına yerleştirir; konuşan gelen yolu sürekli gözetir. “Bilsem âyâ niçün” bilgi arzusunu artırır, keman kaşlı sevgilinin oyalanma ihtimali yine kesin bir yer veya üçüncü kişi eklenmeden bırakılır.
- 3
Her kaçan gelse efendim gönlümüz pür nûr olur
Gamde iken gönlümüz hem şevk ile mesrûr olur
1Efendim her ne zaman gelse gönlümüz ışıkla dolar;
2Gamdayken gönlümüz coşkuyla sevinçli olur.
Sevgilinin her gelişi gönlü “pür nûr” eder; varlık anı ışık dolumuna dönüşür. Gam içindeki kalbin şevkle “mesrûr” olması, aynı gönlün iki karşıt hâlini gelişi ekseninde değiştirir; sevgili hem aydınlatıcı hem duyguyu dönüştüren faildir.
- 4
iken bu kalbimiz ma’mûr olur
kameti serv-i revan eğlendi yâ
1Toprakla bir olmuşken kalbimiz bayındır olur;
2Ardıç boylu, servi yürüyüşlü güzel oyalandı mı?
Kalp önce “hâk ile yeksân”, yani toprakla bir olmuş yıkıntıdır; geliş onu “ma’mûr” eder. Sevgilinin boyu ardıç ve serviyle iki ağaç üzerinden yükseltilir, ancak “eğlendi yâ” nakaratı bu dik ve canlı bedenin hâlâ görünmediğini hatırlatır.
- 5
Çünki gönlüm düştü bir şâh-ı cihan gavgasına
Zülf-i pür hamın görüp bend olmuşum sevdâsına
1Gönlüm bir dünya şahının kavgasına düştü;
2Çok kıvrımlı saçını görüp sevdasına bağlandım.
Gönlün bir şahın “gavga”sına düşmesi aşkı barışçı hayranlıktan çekişme alanına taşır. “Zülf-i pür ham” çok kıvrımlı saçtır; konuşan bu kıvrımı görür görmez sevdasına “bend” olur, görsel şekil gerçek bağlanma eylemine dönüşür.
- 6
Ol adû-yi bedlikanın bilmezem ığvâsı ne
Dişleri dür lebleri sükker dehân eğlendi yâ
1O kötü yüzlü düşmanın fitnesi nedir, bilmem;
2Dişleri inci, dudakları şeker, ağız oyalandı mı [özne zinciri kapalı]?
Rakibin “ığvâ”sı bilinmeyen fitnedir ve gecikmeye olası sebep olarak araya girer. İnci diş ile şeker dudak açık övgülerdir; fakat “dehân eğlendi yâ” zincirinde ağız, sevgili ve oyalanma ilişkisi kapanmaz, kaynak dışı özne eklenmez.
- 7
Ey Ömer medh eyler isem medhe lâyık yeri var
Mah-cemâlin üzre serpilmiş siyah benleri var
1Ey Ömer, översem övgüye layık yeri var;
2Ay yüzünün üstüne serpilmiş siyah benleri var.
Ömer medhin haklı bir zemini olduğunu “medhe lâyık yeri var” diyerek savunur; övgü keyfi değildir. Ay yüz üzerine “serpilmiş” siyah benler, açık parlak zemin ile küçük koyu noktaları karşılaştırır ve güzelliği göksel bir yüzey gibi işler.
- 8
Sana kurbân olsa bu âlem efendim yeri var
Ruhleri gül kâkülü eğlendi yâ
1Efendim, bu âlem sana kurban olsa yeridir;
2Yanakları gül, kâkülü amber saçar; oyalandı mı?
Bütün âlemin sevgiliye “kurbân” olması abartılı değeri en geniş varlık toplamıyla ölçer. Yanak gül, kâkül amber saçandır; renk ve koku portreyi tamamlar. Buna rağmen son soru tekrar gelir ve zengin medih cevapsız gecikmeyi çözemez.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 No.299 gövdesinde “Ey Ömer medh eyler isem medhe lâyık yeri var” mahlası görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n299-F51980725E26. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.299, PDF 246–247; 8 iki dizelik birim/16 dize. Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
“Noldu âyâ” hem merak hem kaygı taşır; gelmeyen kişi sıradan sevgili değil “şâh-i cihan”dır. Aynı yüz “şems-i cihan” diye güneşe çevrilir, fakat bu büyük hükümdar/ışık gönlü gamda bırakmıştır; “eğlendi yâ” gecikmenin sebebini hüküm değil soru yapar.