DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Âşık Ömer/Şairleri Analım
Şairler destanı · 17. yüzyıl

Şairleri Analım

Uzun manzume yaratılış ve zikir çağrısıyla başlayıp divan, tekke ve saz şiiri çevrelerinden çok sayıda şairi adları ve belirgin nitelikleriyle anar. Övgü, eleştiri, biyografik kayıt ve dua iç içe ilerler; basılı eksik beyit ile soru işareti görünür tutulur. Âşık Ömer kapanışta sade söz, hakikat bilgisi ve aşk tekkesinin erkânını kendi şiir anlayışı olarak sunar.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Olmak ister isen gönül zûfûnun

    Derûnî zikr eyle gani Yezdân’i

    1Gönlünün arınmasını istiyorsan,

    2Her şeye sahip Yezdan’ı içinden zikret.

    Açılış, gönlün arınmasını dışarıdan görünen bir davranışa değil Yezdan’ı içten zikretmeye bağlar. Böylece şairler kataloğu, söz ustalığından önce manevî bir hazırlık şartıyla başlar.

  2. 2

    Be-emr-i sâni’i sun’i

    Yarattı âlem-i kevn ü mekâni

    1Yaratıcının emriyle Kâf ve Nûn yaratışı,

    2Oluş ve mekân âlemini yarattı.

    Kâf ile Nûn yaratma emrini simgeler; oluş ve mekân âlemi bu ilahî buyruğun sonucu olarak anılır. “Yaratıcının emriyle” ile açılan anlam “Oluş ve” ile genişler; bu genişleme “Şairleri Analım” çerçevesindeki sonucu taşır.

  3. 3

    Geldi dil bülbülü medh-i lisâne

    Kasdı şuarâyı çekmek beyâne

    1Gönül bülbülü övgü diline geldi.

    2Kasdı şuarâyı çekmek beyâne.

    Dil bülbülünün övgüye başlaması şiirin programını açıklar: amaç, dünyaya gelmiş âşık ve şairleri adlarıyla anarak bir söz silsilesi kurmaktır.

  4. 4

    Gör ne âşıklar var gelmiş cihâne

    Dilde yâd edelim hep şâirâni

    1Bak, dünyaya ne âşıklar gelmiş.

    2Bütün şairleri dilimizde analım.

    Bu iki dize şiirin amacını açıklar: dünyaya gelmiş âşıkları görüp şairleri dilde anmak, katalog boyunca sürdürülecek bir hatırlama eylemidir.

  5. 5

    Sultan Nesîmî’dir cümleye serdar

    Esrar-ı aşkı ol eyledi izhar

    1Sultan Nesîmî’dir cümleye serdar.

    2Esrar-ı aşkı o etti izhar.

    Nesîmî bütün şairlerin başı sayılarak listenin ilk büyük örneği yapılır. Aşk sırrını açığa vurması, bu üstünlüğün yalnız şiir kudretinden değil hakikati söyleme cesaretinden doğduğunu gösterir.

  6. 6

    Derisin yüzdüler etmedi inkâr

    Cânâna erince terk etti câni

    1Derisini yüzdüler; o yine de sözünü inkâr etmedi.

    2Sevgiliye erişince canını bıraktı.

    Aşk sırrını açıklaması ve derisi yüzülürken inkâr etmemesi, onu inancı uğruna can veren örnek yapar. Parça “Derisini yüzdüler;” ve “Sevgiliye erişince” arasında ilerler; bu hareket “Şairleri Analım” içindeki odağı netleştirir.

  7. 7

    Ahmed-i Küfrî’nin kem nâmı kaldı

    Küfür sözlerile çok zarar buldu

    1Ahmed-i Küfrî’nin kötü ünü kaldı.

    2Küfür sözleri yüzünden büyük zarar gördü.

    Ahmed-i Küfrî’den geriye iyi bir şöhret değil, kötü bir ad kalmıştır; ikinci dize bu sonucu doğrudan onun küfürlü sözlerinin verdiği zarara bağlar.

  8. 8

    Mansûr da Enelhak tablını çaldı

    Kaygusuz belürsüz etti mekâni

    1Mansur da “Enelhak” davulunu çaldı.

    2Kaygusuz, bulunduğu yeri belirsiz kıldı.

    Mansur’un “Enelhak” sözü davul çalmak gibi açık ve meydan okuyucu bir ilan olarak verilir; Kaygusuz ise mekânını belirsiz kılan ayrı bir örnek olarak yanına konur.

  9. 9

    Hâfız-ı Şîrâzî, Rûmî, Fuzûlî

    Anları geçince yeğdir Usûlî

    1Şirazlı Hâfız, Rûmî ve Fuzûlî.

    2Anları geçince yeğdir Usûlî.

    Hâfız-ı Şîrâzî, Rûmî ve Fuzûlî bir karşılaştırma dizisi kurar; ikinci dize Usûlî’yi bu büyük adların ötesine geçirerek açık bir üstünlük hükmü verir.

  10. 10

    Okunur dillerde nazm-ı Kabûlî

    Her demde şâd ola rûh-i revâni

    1Kabûlî’nin şiiri dillerde okunur.

    2Ruhu her zaman mutlu olsun.

    Kabûlî’nin şiirinin dillerde okunması kalıcılığın işaretidir; ardından gelen dua, dolaşımdaki sözün sahibinin ruhuna sürekli mutluluk diler.

  11. 11

    Eğer görmedinse yüzün Kâmî’nin

    Kelâmın gûş ettikte Kelâmî’nin

    1Eğer görmedinse yüzün Kâmî’nin.

    2Kelâmın gûş ettikte Kelâmî’nin.

    Kâmî ve Kelâmî adları arasındaki ses yakınlığı, işitme fiili üzerinden kurulmuş bir söz oyunudur. Birim, şairleri yalnız değer hükmüyle değil adlarının çağrışımı ve kelâm ilişkisiyle de birbirine bağlar.

  12. 12

    Fârisî güftesi Molla Câmî’nin

    bârı tuttu cihâni

    1Molla Câmî’nin Farsça söyleyişi,

    2İnci yüklü şiiri dünyayı kapladı.

    Farsça söyleyişin inci yüklü oluşu, Câmî’ye ayrılan övgüyü değerli taş imgesine taşır. “Molla Câmî’nin” söyleyişini “İnci yüklü” takip eder; iki söz “Şairleri Analım” boyunca somut bir karşılık oluşturur.

  13. 13

    Zâtî’nin kor muyam san’atın meğer

    Beyânî’nin fazlı cihânı değer

    1Zâtî’nin sanatını nasıl anmadan bırakayım?

    2Beyânî’nin fazlı cihânı değer.

    Anlatıcı Zâtî’nin sanatını anmadan geçemeyeceğini soruyla vurgular; Beyânî’nin fazlını bütün dünyaya denk tutarak iki şairi ayrı övgülerle yüceltir.

  14. 14

    Koca Necâtî’yi sorarsan eğer

    Oldur şuarânın pîr-i irfâni

    1Koca Necâtî’yi sorarsan eğer.

    2O, şairlerin irfan piridir.

    Necâtî’ye yöneltilen soru onun şairler arasındaki yerini açıklamaya hazırlanır; ikinci dize onu irfan sahibi şairlerin piri ilan eder. Yaşlılık bildiren “koca” sözü böylece manevî önderliğe dönüşür.

  15. 15

    Lûtfî sözlerile duttu İshak’ı

    Yahşî Firkatnâme söyler Firâkî

    1Lûtfî, sözleriyle İshak’ı geride bıraktı.

    2Firâkî, güzel bir Firkatnâme söyler.

    Lûtfî’nin sözleri İshak karşısında üstünlük sağlar; Firâkî ise güzel söylediği Firkatnâme ile anılır. İki dize, iki şairi kendi başarısıyla kaydeder.

  16. 16

    İşretle geçürdi vaktini Bâkî

    Sultan Süleymân’ın devr-i zamâni

    1Bâkî vaktini eğlenceyle geçirdi.

    2Bu, Sultan Süleyman’ın devriydi.

    Bâkî’nin vaktini eğlenceyle geçirmesi, onun şiirinden çok yaşama biçimini kayda geçirir. Sultan Süleyman devrinin anılması da bu biyografik niteliği belirli bir tarih ve saray çevresine yerleştirir.

  17. 17

    Ârifler Hayâtî nazmın beğendi

    Sultan Selim Hân’a kılup pesendi

    1Ârifler Hayâtî’nin şiirini beğendi.

    2Sultan Selim Han’ın beğenisini kazandı.

    Hayâtî’nin şiiri önce âriflerin beğenisiyle değer kazanır, ardından Sultan Selim Han’ın takdirine ulaşır; övgü, irfan çevresinden saraya doğru genişler.

  18. 18

    Semend-i tab’ile Yahyâ Efendi

    Niçe dem cüstücû kıldı meydânı

    1Yahyâ Efendi, yaratılışının atıyla,

    2Uzun süre meydanda arayış gösterdi.

    Yahyâ Efendi’nin yaratılışı ata benzetilir; meydanda uzun süre arayış göstermesi şiir kudretini hareketli bir yarış sahnesi içinde kurar. Aranan şey açık edilmediği için vurgu, sebat eden araştırma tavrındadır.

  19. 19

    Nâmın ma’rifetle andırdı Fevrî

    Ulvî güne güne gösterdi Tavrı

    1Fevrî adını bilgi ve hünerle duyurdu.

    2Ulvî, tavrını günden güne gösterdi.

    Fevrî adını bilgi ve hünerle duyururken Ulvî tavrını zaman içinde gösterir. İki şair aynı hükümle övülmez: birinde edinilmiş itibar, ötekinde giderek belirginleşen kişisel üslup öne çıkar.

  20. 20

    Meşhûri âlemdir hecv ile Cevrî

    Yâveye üns olmuş anın Lisani

    1Cevrî hicviyle dünyaca ünlüdür.

    2Onun dili boş söze alışmıştı.

    Cevrî’nin dünyaya yayılan ünü hiciv yeteneğine bağlanırken Lisânî’nin dili boş söze alışmış diye eleştirilir; iki şair karşıt değer hükümleriyle yan yana gelir.

  21. 21

    Suûd Efendi ol müfti-i islâm

    İlmile âlemde buldu hoş makam

    1Suûd Efendi o şeyhülislâmdır.

    2İlmile âlemde buldu hoş makam.

    Suûd Efendi’nin şeyhülislâmlığı yalnız makam adı olarak bırakılmaz; ikinci dize, dünyada edindiği saygın konumu doğrudan ilmine bağlar. “Suûd Efendi” cümlesi “İlmile âlemde” ile tamamlanır; tamamlanış “Şairleri Analım” bağlamındaki anlamı yoğunlaştırır.

  22. 22

    İns ü cinne fetvâ verdi bir eyyâm

    Bir nesne olmazdı andan pinhânî

    1Bir zamanlar insanlara ve cinlere fetva verdi.

    2Bir nesne olmazdı andan pinhânî.

    İnsanlara ve cinlere fetva verme, Suûd Efendi’nin hüküm alanını olağan sınırların ötesine taşır; hiçbir şeyin ondan gizli kalmaması bu bilgiyi abartılı biçimde tamamlar.

  23. 23

    Âlî’de derc oldu aşkın künûzu

    Nef’î ile Nev’î kopardı tozu

    1Aşkın hazineleri Âlî’nin sözünde toplandı.

    2Nef’î ile Nev’î şiir meydanında tozu kaldırdı.

    Âlî’nin sözünde aşk hazinelerinin toplanması şiiri değerli bir mahzen gibi kurar. Nef’î ile Nev’î’nin meydanda toz kaldırması ise durağan bir birikimi hareketli rekabet ve güç görüntüsüne çevirir.

  24. 24

    Molla Garîbî’nin garâib sözü

    Eksik olmaz Figanî’nin figâni

    1Molla Garîbî’nin şaşırtıcı sözleri,

    2Figanî’nin feryadı da hiç eksik olmaz.

    Garîbî’nin şaşırtıcı sözü ile Figanî’nin feryadı, adlarına yaslanan söz oyunları kurar. Akış “Molla Garîbî’nin” sözünden “Figanî’nin feryadı” sözüne gider; bu yöneliş “Şairleri Analım” içinde sonucu görünür kılar.

  25. 25

    Askerî âleme gulgule saldı

    Kadılar sadrında hükümet kıldı

    1Askerî dünyada büyük yankı uyandırdı.

    2Kadılar arasında başta hüküm sürdü.

    Askerî’nin dünyada büyük yankı uyandırması sözünün etkisini, kadılar arasında başta hüküm sürmesi ise kurumsal itibarını gösterir. “Askerî dünyada” hareketi “Kadılar arasında” hükmüne bağlanır; bu bağ “Şairleri Analım” kesitindeki tavrı belirginleştirir.

  26. 26

    Molla Celâleddin ilm ile oldu

    Hakîkat bahrinin gevher-i kâni

    1Molla Celâleddin, ilmi sayesinde,

    2Hakikat denizinin cevher madeni oldu.

    Molla Celâleddin’in ilmi, onu hakikat denizindeki cevherlerin kaynağına dönüştürür; deniz ve maden imgeleri bilgisinin hem derinliğini hem değerini büyütür.

  27. 27

    Fazlî üstâdıdır tarz-ı îcâdın

    Bahâyî dâmenin komaz inâdın

    1Fazlî üstâdıdır tarz-ı îcâdın.

    2Bahâyî, inadın eteğini bırakmaz.

    Fazlî yeni tarzın ustası olarak yenilikle, Bahâyî ise inadın eteğini bırakmamasıyla mizaç üzerinden tanıtılır. Aynı birim, sanat başarısı ile kişisel direnci eş değer özelliklermiş gibi yan yana kaydeder.

  28. 28

    Tıflî Çelebi’dir sultan Murad’ın

    Yâr-ı vefadârı gör kande kani

    1Tıflî Çelebi’dir sultan Murad’ın.

    2O vefalı dostun nerede olduğunu gör.

    Tıflî Çelebi, Sultan Murad’la kurduğu bağ üzerinden tanıtılır; ikinci dize onu bulunması güç, vefalı bir dost olarak arayan seslenişle bu yakınlığı pekiştirir.

  29. 29

    Nedîmî gelince tarz-ı îcâda

    Hudûdu süremez ola piyâde

    1Nedîmî gelince tarz-ı îcâda.

    2Yaya kalanlar onun sınırına erişemez.

    Nedîmî’nin yenilikçi tarzına yaya kalanların erişememesi hız ve üstünlük imgesidir. İlk yüzey “Nedîmî gelince”, ikinci yüzey “Yaya kalanlar” biçimindedir; aralarındaki düzen “Şairleri Analım” içindeki bağı kurar.

  30. 30

    Rahşanlı’nın tab’ı gayet küşâde

    bezminde şan verdi Şânî

    1Rahşanlı’nın yaratılışı son derece açıktır.

    2Şuarâ bezminde şan verdi Şânî.

    Rahşanlı’nın açık yaratılışı, Şânî’nin şairler meclisine verdiği şanla birleşir. “Rahşanlı’nın yaratılışı” başlangıcına “Şuarâ bezminde” karşılık verir; bu eşleşme “Şairleri Analım” boyunca süren duyguyu toplar.

  31. 31

    Atâyî, Hatâyî kâmil hünerdir

    Sâderû sözlere Hüsnî iberdir

    1Atâyî, Hatâyî kâmil hünerdir.

    2Hüsnî, yalın yüzlü sözlere ibret verir.

    Atâyî ile Hatâyî yetkin hünerin temsilcileri olarak birlikte anılır; Hüsnî ise yalın sözlere ibret veren niteliğiyle ayrı bir şiir ölçüsü sunar.

  32. 32

    Mecdî dîvânı gerçi muhtasardır

    Âgehî’ye sordum beğendi Anî

    1Mecdî dîvânı gerçi muhtasardır.

    2Âgehî’ye sordum; Anî’yi beğendi.

    Mecdî’nin divanının kısa oluşu önce ölçülü bir kayıt olarak verilir; ardından Âgehî’nin Anî’yi beğenmesi başka bir şairin hükmünü listeye taşır. Değerlendirme böylece anlatıcının tek sesine kapanmaz.

  33. 33

    Behiştî, Naîmî, Feyzî, Dühûrî

    Sabrî hakîkatin hem dahi Nûrî

    1Behiştî, Naîmî, Feyzî, Dühûrî.

    2Sabrî hakîkatin hem dahi Nûrî.

    Behiştî, Naîmî, Feyzî ve Dühûrî’den Sabrî ile Nûrî’ye uzanan sıralama ayrıntılı biyografi vermez. Adların ardışıklığı, şiir geleneğinin kalabalığını ve hafızada birlikte tutulduğunu gösterir.

  34. 34

    Ubeydî, Mesîhî, Emrî, Sürûrî

    Emirî, Rindâ hem Şühûdî, Kânî

    1Ubeydî, Mesîhî, Emrî ve Sürûrî.

    2Emirî, Rindâ, Şühûdî ve Kânî.

    Burada ayrıntılı biyografi yerine adların ritmi, şiir geleneğinin kalabalığını görünür kılar. Söyleyiş “Ubeydî, Mesîhî,” ile kurulup “Emirî, Rindâ,” ile kapanır; bu kapanış “Şairleri Analım” içindeki duyguyu kesinleştirir.

  35. 35

    Âhî gark eyledi nûra cismini

    Hüsn ü dil’de nazar eyle resmini

    1Âhî bedenini nura boğdu.

    2Hüsn ü Dil’de onun tasvirine bak.

    Âhî’nin bedenini nura boğması manevî aydınlanma görüntüsü kurar; Hüsn ü Dil’deki tasvire bakma çağrısı ise bu övgüyü belirli bir esere bağlar. Kişi ile eser aynı tanıtım içinde birleşir.

  36. 36

    Mahlâs edinmişler cennet ismini

    Firdevsî, Cennetî, Adnî, Cinânî

    1Cennetin adlarını mahlas edinmişler:

    2Firdevsî, Cennetî, Adnî, Cinânî.

    Cennet anlamlı mahlasların sıralanması, ad ile manevî değer arasında bilinçli bağ kurar. “Cennetin adlarını” ayrıntısından “Firdevsî, Cennetî,” sonucuna geçilir; bu geçiş “Şairleri Analım” bağlamındaki ilişkiyi taşır.

  37. 37

    Hakîkatten söyler Allahî, Sabrî

    Âciz kodu niçe Şâiri, Hayrî

    1Hakîkatten söyler Allahî, Sabrî.

    2Âciz kodu nice Şâiri, Hayrî.

    Allahî ve Sabrî hakikat söyleyişiyle anılırken Hayrî’nin şairleri aciz bırakması övülür. “Hakîkatten söyler” açılışı “Âciz kodu” karşılığına uzanır; “Şairleri Analım” bağlamında “Hakîkatten” ayrıca belirginleşir.

  38. 38

    Gerçi Zimmî idi sûretâ Cebrî

    Dahi edemem belki müslim Nihânî

    1Gerçi Zimmî idi sûretâ Cebrî.

    2Nihânî’yi de belki Müslüman sayamam.

    Cebrî ile Nihânî hakkında dinî kimlik üzerinden kurulan tarihsel yargı mesafeyle okunmalıdır. “Gerçi Zimmî” sözü “Nihânî’yi de” sonucuyla kapanır; “Müslüman”, “Şairleri Analım” yönünü keskinleştirir.

  39. 39

    Abdî’nin tahmisi cümleye galib

    Hâşimî yapmağa Tâlib

    1Abdî’nin tahmisi hepsine üstündür.

    2Tâlib, Hâşimî’nin şiirine müseddes yapar.

    Abdî’nin tahmisi bütün örneklerden üstün tutulurken Tâlib’in Hâşimî için müseddes yazması başka bir nazım ilişkisini kaydeder. Birim, şairleri biçim ustalığı ve birbirlerinin şiirine ek yapmalarıyla değerlendirir.

  40. 40

    Rahmî’nin sözleri hâle münâsib

    Okunsa dinledir ehl-i irfâni

    1Rahmî’nin sözleri duruma uygundur.

    2Okununca irfan sahiplerini dinletir.

    Rahmî’nin duruma uygun sözlerinin irfan ehlini susturup dinletmesi, nazım biçimini dinleyici etkisine bağlar. Önce “Rahmî’nin sözleri”, ardından “Okununca irfan” duyulur; “Şairleri Analım” boyunca “sahiplerini” yeniden öne çıkar.

  41. 41

    Şemseddin’in candan gelür sadâsı

    Hoca Çelebi’nin nâzik edâsı

    1Şemseddin’in içten gelen sesi,

    2Hoca Çelebi’nin nâzik edâsı.

    Şemseddin’in sesi içtenliğinden, Hoca Çelebi’nin söyleyişi ise inceliğinden değer kazanır; iki şair farklı ama birbirini tamamlayan üslup nitelikleriyle anılır.

  42. 42

    Fîsebîlillâhdır Veysî nidâsı

    Tebrîzî sözleri bir hoşca Mâni

    1Veysî’nin çağrısı Allah yolunadır.

    2Tebrîzî’nin sözleri hoş bir anlam taşır.

    Veysî’nin çağrısı Allah yoluna yönelmiş bir nida olarak tanımlanır; Tebrîzî’nin sözü de hoş anlamıyla övülerek dinî yöneliş ile şiir zevki yan yana getirilir.

  43. 43

    Hayretî meydânın geçerdi merdi

    İmamlar medhini başa çıkardı

    1Hayretî, meydanın önde gelen yiğidiydi.

    2İmamların övgüsünü sonuna kadar söyledi.

    Hayretî şiir meydanının önde gelen yiğidi diye tanıtılır; imamların övgüsünü sonuna kadar söylemesi bu genel üstünlüğe somut bir konu ekler. Yiğitlik imgesi, dinî övgüdeki süreklilikle desteklenir.

  44. 44

    Hâletî çok dürlü sırlara vardı

    Gülşenî’den dutub desti dâmânı

    1Hâletî çok dürlü sırlara vardı.

    2Gülşenî’nin eteğine el uzatıp tutundu.

    Hâletî’nin sırlara varması ise Gülşenî’nin eteğine tutunmasına, yani bir manevî silsileye bağlanır. “Hâletî çok” ile “Gülşenî’nin eteğine” yan yana gelir; “sırlara”, “Şairleri Analım” çerçevesinde somutlaşır.

  45. 45

    Niyâzî hakîkat kılmada niyâz

    Yûnus her dem eder keşif ile râz

    1Niyâzî hakikat için niyaz eder.

    2Yunus her an keşifle sır söyler.

    Niyâzî hakikate yönelen niyazıyla, Yunus ise sürekli keşif ve sır söyleyişiyle anılır; iki isim tasavvufî bilginin dua ve açılma yollarını temsil eder.

  46. 46

    Yok Eşref oğlu’nun sözünde güdâz

    Nutkî irşâd eder işiden câni

    1Eşrefoğlu’nun sözünde yakıcılık yoktur.

    2Nutkî, sözünü işiten canı doğru yola yöneltir.

    Eşrefoğlu’nun sözünde yakıcılık bulunmadığı söylenirken Nutkî’nin sözü dinleyeni irşat eder; değerlendirme, iki şairin sözünün ruhta bıraktığı etkiye dayanır.

  47. 47

    Fehmî’de kılalım hatmin kelâmın

    Halil de lezzetin aldı o câmın

    1Sözümüzü Fehmî ile tamamlayalım.

    2Halil de o kadehin tadını aldı.

    Fehmî adı sözün tamamlanacağı bir kapanış işareti olur; Halil’in kadehten lezzet alması ise şiir ve meclis çağrışımını tad alma imgesiyle sürdürür.

  48. 48

    Âlî gazel ile meşhurdu nâmın

    Tamâm eyleyelim bu dâsitâni

    1Âlî’nin adı gazelleriyle ünlenmişti.

    2Bu destanı artık tamamlayalım.

    Âlî’nin adının gazelleriyle ünlenmesi katalogdaki son edebî değeri bildirir. “Destanı tamamlayalım” buyruğu ise tek şair övgüsünden anlatının yapısına geçerek ilk büyük isim dizisini bilinçli biçimde kapatır.

  49. 49

    Bu denlü cem’idüp akl-i perîşan

    Yazdık isimlerin oldukça imkân

    1Dağınık aklımla bu kadarını toplayıp,

    2İmkân buldukça isimlerini yazdık.

    Anlatıcı, dağınık akılla ancak ulaşabildiği isimleri topladığını açıkça belirtir. Söz “Dağınık aklımla” noktasından “İmkân buldukça” yönüne döner; “Şairleri Analım” içinde “isimlerini” bu dönüşü tamamlar.

  50. 50

    Asrımızda olan sâhib-i dîvân

    Dinle bizim şehrimizde olani

    1Çağımızdaki divan sahibi şairleri,

    2Şimdi bizim şehrimizdekileri dinle.

    Ardından geçmiş şairlerden kendi çağında ve şehrinde yaşayan divan sahiplerine geçileceğini duyurur. “Çağımızdaki divan” ifadesine “Şimdi bizim” eşlik eder; “şehrimizdekileri”, “Şairleri Analım” bağlamındaki tavrı açıklar.

  51. 51

    Şerîfî değil mi cümleye üstad

    Ol değil mi bizi eyleyen irşâd

    1Şerîfî hepsinin üstadı değil mi?

    2Bizi doğru yola yönelten o değil mi?

    Şerîfî’nin hem bütün şairlerin üstadı hem de anlatıcı topluluğunu irşat eden kişi olduğu iki soruyla ileri sürülür. Cevap beklemeyen soru biçimi, onun sanat ve maneviyat alanındaki otoritesini pekiştirir.

  52. 52

    Hâşimî şi’rine verdi özge dad

    Birbirin yekreği Kandî, Lisânî

    1Hâşimî şi’rine verdi özge dad.

    2Kandî ile Lisânî birbirinden üstündür.

    Hâşimî’nin şiire kattığı tat ile Kandî ve Lisânî arasındaki üstünlük kıyası yerel edebî çevreyi canlandırır. “Hâşimî şi’rine” başlangıcı “Kandî ile” devamıyla anlam kazanır; “Şairleri Analım” içindeki “birbirinden” görünür kalır.

  53. 53

    Anlar ma’rifetle buldu devleti

    Adlî çekti niçe dürlü mihneti

    1Onlar itibarı bilgi ve hünerle buldu.

    2Adlî türlü türlü sıkıntı çekti.

    İlk dizedeki topluluk itibarını bilgi ve hünerle kazanır; ikinci dize Adlî’yi bu genel başarıdan ayırıp çektiği türlü sıkıntılarla kişisel bir karşıtlık kurar.

  54. 54

    Bursa’da meşhurdur Derviş Uzletî

    Zârî’yi beğendim dursun kalani

    1Derviş Uzletî Bursa’da ünlüdür.

    2Ben Zârî’yi beğendim; ötekiler bir yana.

    Derviş Uzletî’nin Bursa’daki ünü kamusal tanınmayı kaydeder; anlatıcının Zârî’yi ötekilerden üstün tutması ise kişisel seçimini açıkça bildirir. Şehir şöhreti ile öznel beğeni aynı ölçü değildir.

  55. 55

    Seleften geçenin muhtasar iyan

    İsm ü resmi ile eyledik beyan

    1Öncekilerden geçenleri kısaca açıkladık.

    2Adları ve nitelikleriyle anlattık.

    Geçmiş isimlerin kısaca ve nitelikleriyle anlatıldığı söylendikten sonra basılı nüshada iki yarım dize boş bırakılır. Anlatım “Öncekilerden geçenleri” deyip “Adları ve” hükmüne geçer; “nitelikleriyle”, “Şairleri Analım” çizgisini pekiştirir.

  56. 56

    . . . .

    . . . .

    1[Basılı nüshada eksik beyit işareti.]

    2[Basılı nüshada eksik beyit işareti.]

    İki dizedeki nokta dizileri basılı nüshanın eksik beyit işaretidir; burada bir şair adı ya da söz tamamlanmamıştır. Yorum, boşluğu tahminle doldurmak yerine katalogdaki maddi kesintiyi görünür tutar.

  57. 57

    Evvel Kâtibî’den idelim âgaz

    Kâmil’in sözlerin derûnuna yaz

    1Önce Kâtibî’den başlayalım.

    2Kâmil’in sözlerini gönlüne yaz.

    Yeni katalog bölümü Kâtibî’nin adıyla başlatılır; Kâmil’in sözlerini gönle yazma buyruğu da salt sıralamadan benimsemeye geçer. Başlangıç işareti ile değer verme hareketi aynı birimde birleşir.

  58. 58

    Köroğlu çalardı perdesizce saz

    Kuloğlu’nun belli nâm ü nişâni

    1Köroğlu çalardı perdesizce saz.

    2Kuloğlu’nun adı ve ünü bellidir.

    Köroğlu perdesiz çaldığı sazla, Kuloğlu ise yerleşmiş adı ve ünüyle tanıtılır. Biri icra biçimiyle, diğeri tanınmış kimliğiyle halk şiiri kolunu açar.

  59. 59

    Emir zade evliyâya verdi şan

    Beğzâde nüshasız olmazdı revan

    1Emirzade velilere şan verdi.

    2Beğzâde, nüsha olmadan akıcı söyleyemezdi.

    Emirzade velilere şan kazandıran olumlu bir etkiyle anılırken Beğzâde’nin nüsha olmadan akıcı söyleyemediği belirtilir. İkinci kayıt, ezber ve irtical bakımından sınırlayıcı bir eleştiri taşır.

  60. 60

    Âhî ile Gedâyî de bir zaman

    Bursa’da sürdüler dem ü devrâni

    1Âhî ile Gedâyî de bir zaman.

    2Bir zaman Bursa’da devir sürdüler.

    Âhî ile Gedâyî’nin Bursa’daki dönemi, ad listesini belirli bir şehir ve zamana yerleştirir. “Âhî ile” ayrıntısını “Bir zaman” tamamlar; “Şairleri Analım” başlığında “sürdüler” yeni bir ağırlık kazanır.

  61. 61

    Bursa’lı Halil’de sâdedir lisan

    Güzel medh etmede yok ana akran

    1Bursalı Halil’in dili sadedir.

    2Güzel övmekte onun eşi yoktur.

    Bursalı Halil’in sade dili doğrudan bir üslup değeri sayılır; güzel övgü söylemekte eşsiz oluşu da sadeliğin ustalıkla birleştiğini gösterir.

  62. 62

    Bir gün câm içerken sâkî-i devran

    Öldürüp zehr ile sundu Yegânî

    1Bir gün devrin sakisinin elinden kadeh içerken,

    2Yegânî’ye zehir sunup onu öldürdü.

    Yegânî’nin ölümü bir meclis sahnesinin ortasında anlatılır: kadeh sunması beklenen saki, içkiye zehir katarak hayat veren rolünü ölümcül bir ihanete çevirir.

  63. 63

    Budur münâcâtım Rab-bül-Mecîd’e

    Murâd idenleri müstedâm ide

    1Yüce Rabb’e yakarışım şudur:

    2Dileğine erenleri daim kılsın.

    Münacat doğrudan Yüce Rabb’e çevrilir ve muradına erenlerin mutluluğunun kalıcı olması dilenir. Katalog anlatısı burada isim değerlendirmesini bırakıp başkalarının iyiliğini isteyen ortak bir duaya açılır.

  64. 64

    Yazıcı gark oldu Bahr i sefîd’e

    Hak nasîb eylesin hûr-i cinâni

    1Yazıcı, Akdeniz’de boğuldu.

    2Hak ona cennet hurilerini nasip etsin.

    Yazıcı’nın Akdeniz’de boğulması için cennet duası edilmesi, ölüm haberini rahmet temennisiyle kapatır. İlk vurgu “Yazıcı, Akdeniz’de”, sonraki vurgu “Hak ona” olur; “hurilerini”, “Şairleri Analım” kesitinin yönünü gösterir.

  65. 65

    Bîçâre Meylî de cihanda melîl

    Bir zaman gurbette süründü zelîl

    1Zavallı Meylî de dünyada kederliydi.

    2Bir süre gurbette horlanarak süründü.

    Meylî’nin adıyla melül oluşu arasında ses ve anlam bağı kurulur; gurbette horlanarak sürünmesi, kederinin geçici bir duygudan hayat şartına dönüştüğünü gösterir.

  66. 66

    Gençlikte el çeküp hürmet-i Halil

    Terk eyleyüb gitti köhne cihâni

    1Gençliğinde el çekip Halil’e hürmet gösterdi.

    2Bu eski dünyayı bırakıp gitti.

    Gençlikte Halil’e hürmet ederek dünyadan el çekme, ikinci dizede eski dünyayı bütünüyle terk etmeye varır; saygı, vazgeçiş ve ayrılış aynı çizgide ilerler.

  67. 67

    Bir zaman gurbette sürüldü sefâ

    Ayaklar altından geçti çok cefâ

    1Bir süre gurbette safadan uzak kaldı.

    2Ayaklar altında çok eziyet çekti.

    Gurbet burada rahatlığın değil, safadan uzak kalmanın yeridir; ayaklar altında çekilen eziyet, dışlanmanın hem sürekliliğini hem aşağılanma boyutunu somutlaştırır.

  68. 68

    Niçe şâirlerin Dağlı Mustafa

    Kopardı sözinen tozu dumani

    1Dağlı Mustafa nice şair arasında,

    2Sözüyle tozu dumana kattı.

    Dağlı Mustafa çok sayıdaki şair arasından sözüyle tozu dumana katan kişi olarak ayrılır. Meydan deyimi, onun etkisini sakin bir beğeniden çıkarıp rakipleri gölgede bırakan güçlü bir icraya dönüştürür.

  69. 69

    Öksüz Âşık deyişleri aseldir

    Karac-oğlan ise eski meseldir

    1Öksüz Âşık’ın deyişleri bal gibidir.

    2Karacaoğlan ise eskiden kalmış bir örnektir.

    Öksüz Âşık’ın deyişleri bal gibi övülürken Karacaoğlan hakkında küçümseyici bir tarihsel hüküm kurulur. “Öksüz Âşık’ın” sözü “Karacaoğlan ise” ile karşılanır; “Şairleri Analım” içinde “Karacaoğlan” bağlantıyı derinleştirir.

  70. 70

    Ezgisi çığrılur keyfe keseldir

    Biz şâir saymayız öyle ozani

    1Ezgisi çağrılır; keyfe düşkünlük verir.

    2Biz öyle bir ozanı şairden saymayız.

    Karacaoğlan’ın ezgisinin keyif verdiği kabul edilirken hemen ardından onun şair sayılmadığı söylenir. Haz ile edebî değer arasına çizilen bu sınır, nesnel gerçek değil metin anlatıcısının tarihsel hükmüdür.

  71. 71

    Deli Balta hasma gösterir hüner

    Arabça sözlerle Urfa sefer

    1Deli Balta hünerini düşmana gösterir.

    2“Arapça sözlerle Urfa sefer” yüzeyi basılı soru işaretiyle belirsizdir.

    Deli Balta düşmana karşı gösterdiği hünerle tanıtılır; ikinci dizedeki “Arapça sözlerle Urfa sefer” yüzeyi basılı soru işareti taşıdığı için kesin bir eylem ilişkisine bağlanmaz. Belirsizlik yorumda korunur.

  72. 72

    Sipâhî’dir cümlesine ser nefer

    Mekân tutup kıldı ol Karaman’i

    1Sipâhî hepsinin baş askeridir.

    2O, Karaman’ı kendine yer edindi.

    Sipâhî grubun baş askeri olarak tanıtılır; ikinci dize onun Karaman’ı kendisine yer edinmesini bildirir. Rütbe ve mekân bilgisi aynı kişinin kimliğini birlikte kurar.

  73. 73

    Beli dedikleri her câne kalmam

    Bin cevab söylese aynıma almam

    1Her canın “evet” dediğine bağlı kalmam.

    2Bin cevap verse de önemsemem.

    Anlatıcı, herkesin “evet” dediği yargıya bağlanmayacağını ve bin cevap verilse bile bunları önemsemeyeceğini söyler. Birim, çoğunluk onayından bağımsız kalma tavrını öne çıkarır.

  74. 74

    Kâmilin yanında bir nesne bilmem

    Hele ben böylece ettim iz’âni

    1Kâmil’in yanında bir şey bildiğimi söylemem.

    2Benim vardığım kanaat şimdilik budur.

    Kâmil’in yanında bir şey bilmediğini söyleyen anlatıcı kendi hükmünü küçültür; vardığı kanaati de kesin gerçek değil, şimdilik benimsediği anlayış olarak sınırlar.

  75. 75

    Der ki Âşık Ömer sâde sözleriz

    İlm-i hakîkatte biz can özleriz

    1Âşık Ömer der ki: Biz sade söz söyleriz.

    2Hakikat ilminde canı ve özü ararız.

    Mahlaslı birimde Âşık Ömer kendi şiir anlayışını açıklar: sade söz söylemek, hakikat bilgisinde canı ve özü aramak. Uzun şairler listesinden kendi poetikasına geçiş burada başlar.

  76. 76

    Postumuzun abdalıyız gözleriz

    içre yolu erkâni

    1Kendi postumuzun abdalıyız; yolu gözetiriz.

    2Aşk tekkesinde yolu ve erkânı gözetiriz.

    Kapanışta söyleyen kendisini kendi postunun abdalı sayar; aşk tekkesindeki yolu ve erkânı gözetmek, şiiri tasavvufî disiplin ve bağlılık hükmüyle tamamlar.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Ergun 1936 basılı No. 666 gövdesindeki görünür Ömer/Âşık Ömer mahlası ve farklı bir okuyucunun kaynakla birebir karşılaştırmasıyla doğrulandı.

Atıf kanıtını aç ↗

Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri, Sadeddin Nüzhet Ergun, 1936; basılı No. 666, PDF 521; 76 birim/152 dize. Görsel kanıt kayıt altındadır, tarama yeniden dağıtılmaz.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirÖlürüm gayret ile, nadana yoktur minnetim
Ölürüm gayret ile nâdâna yoktur minnetim
Âşık Ömer · Şiir

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

Kâf ü Nun

“kün/ol” yaratma emrini çağrıştıran iki harf

şuarâ

şairler

nazm-ı dürer

inci değerindeki şiir

tahmis

bir gazelin beyitlerine üçer dize eklenen nazım biçimi

müseddes

altı dizelik bentlerle kurulan nazım biçimi

ehl-i irfân

bilgi ve sezgi sahipleri

münâcât

Allah’a yakarış

tekye-i aşk

aşk tekkesi