Perîşân eyledi aklım yine bir dilber-i ra’nâ
Gösterişli sevgili aklı dağıtır; yüzü ülkelerin haracına değer, saçları ve yürüyüşü ilahî kudretin işareti sayılır. Şiir can verme, kapıda kul olma, benlerin öldürücü güzelliği ve tavus yürüyüşüyle ilerler; bazı basılı kişi ve iyelik bağları kesinleştirilmeden, Ömer’in böyle bir yâre sahip olduğu için hamdiyle kapanır.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Perîşân eyledi aklım yine bir
Değer bir beni bir melek sîmâ
1Yine gösterişli bir güzel aklımı perişan etti;
2Bir melek yüzlü, ‘değer bir beni iklimler harâcı’ [kişi ve değer bağı kapalıdır].
- 2
Siyah perîşân eyleyüp ol hub
Hudâ’nın kudretin anda ziyâret eyledim hakka
1O güzel siyah kâküllerini dışarı salıp dağıttı;
2Doğrusu onda Allah’ın kudretini ziyaret ettim.
Siyah kâküllerin “taşra” salınması güzelliği kapalı mekândan görünür alana çıkarır; “perîşân” bu kez aklın değil saçın dağınıklığıdır. Konuşan sevgilide Hudâ’nın kudretini “ziyâret” ettiğini söylerken görmeyi ibadet ve tanıklık alanına yaklaştırır.
- 3
seyreden âşık verirdi cânım tahkîk
Kapusunda kul olurdu gören ihsânım tahkîk
1Yüzünü seyreden âşık canını verirdi, gerçekten;
2Kapısında kul olurdu; ‘gören ihsânım’ [görme, iyelik ve kişi bağı kapalıdır].
Cemali seyreden âşığın can vermesi “tahkîk” ile kesinlik kazanır. İkinci dizede kapıda kul olma, “gören” ve birinci kişi iyelikli “ihsânım” aynı yüzeyde bulunur; kimin kimi gördüğü ve ihsanın cümledeki rolü tamamlanmış değildir. Kaynakta olmayan ‘onu’ nesnesi eklenmez, “ihsânım” modern anlamdan düşürülmez.
- 4
Dahi çeşm-i beşer görmüş değil tahkîk
Anı âlemde bir halk eylemiş ol hazret-i Mevlâ
1İnsan gözü daha ‘akrânım’ı — benim dengimi/benzerimi — görmüş değildir, gerçekten;
2Hazret-i Mevlâ onu âlemde biricik yaratmıştır.
“Çeşm-i beşer” bütün insan bakışını kapsar; ardından gelen “akrânım” açıkça birinci kişi iyeliklidir ve ‘benim dengim/benzerim’ yüzeyiyle korunur. Bu sözün sevgiliye ait olduğu ya da ‘onun dengi’ anlamına geldiği varsayılmaz. Devamındaki “anı” ile ilahî yaratma hükmü görünür kalırken kişi geçişi aparatlı bırakılır.
- 5
Kaçan seyrâna çıktıkça çeker âşıkları yâhû
Çıkup taşra salındıkça velî ol
1Ne zaman gezintiye çıksa âşıkları çeker, ey güzel;
2Dışarı çıkıp salındıkça o gönül çeken boy...
Sevgilinin seyir için dışarı çıkması âşıkları kendine çeken kamusal bir olaydır. “Salındıkça” ağır ve gösterişli yürüyüşü, “kamet-i dilcû” gönül alan boyu betimler; ikinci dizedeki yüklemsiz akış bu beden görüntüsünü tamamlanmış bir sonuçtan çok süren bir seyir halinde bırakır.
- 6
Bu güzellik eğer bâkî kalurss anda böyle bu
Ruyinde serpilen benler eder âşıkları
1Bu güzellik böylece kalıcı kalırsa... [basılı söz dizimi kapalı];
2Yüzüne serpilen benler âşıkları yok eder.
“Eğer bâkî kalurss” basılı biçimi koşul ve kişi eki bakımından kapalıdır; güzelliğin kalıcılığı bir hüküm değil olasılık olarak kalır. Yüze serpilen benler, küçük koyu noktaları âşıkları “ifnâ” eden güçlere dönüştürür; güzellik kendi yok edici işaretlerini taşır.
- 7
Dedim cânâ aceb tâvus gibi reftâre mâliksin
Gelür nutka değil bülbül gibi
1Dedim: Canım, acaba tavus gibi bir yürüyüşe mi sahipsin?
2Söze gelir; ‘değil bülbül gibi güftâre mâliksin’ [olumsuzluğun kapsamı kapalıdır].
Tavus benzetmesi sevgilinin yürüyüşünü renkli ve gururlu bir kuşla ölçer. İkinci dizede “gelür nutka”, “değil”, “bülbül gibi” ve “güftâre mâliksin” parçaları konuşma kudretini taşır; ancak olumsuzluğun hangi parçayı kapsadığı basılı dizilişte çözülmez. ‘Bülbül değil, bülbül gibi’ çelişkisi modern cümle diye kurulmaz.
- 8
Ömer sen Hak’ka hamd eyle ki şöyle yâre mâliksin
Lebinden dürlü ihsânı eder dâim gelir tenhâ
1Ömer, Hak’ka hamdet; böyle bir sevgiliye sahipsin;
2Dudağından türlü ihsanı daima eder, yalnız gelir [kişi bağı kapalı].
Mahlas sahibi kendisine “Hak’ka hamd eyle” diye seslenir; böyle bir yâre sahiplik şükrün sebebidir. Dudaktan gelen “dürlü ihsân” söz, öpüş ya da lütuf alanlarını çağrıştırsa da nesne açık değildir; “gelir tenhâ” da kimin yalnız geldiğini kesinleştirmeden mahrem buluşma ihtimalini bırakır.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 No.284 gövdesinde “Ömer sen Hak’ka hamd eyle ki şöyle yâre mâliksin” mahlası görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n284-46FD9C2BECA9. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.284, PDF 236–237; 8 iki dizelik birim/16 dize. Tahmin yapılmayan yerler: U1 ‘değer bir beni’, U3 ‘gören ihsânım’, U4 ‘akrânım’ ve U7 ‘değil’ kapsamı kapalıdır; kişi, nesne ve olumsuzluk bağları tahminle tamamlanmadı. Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Râh-i aşka gel de kıl bir çâre İbrâhimciğimÂşık Ömer · Gazel→
“Perîşân eyledi aklım” sevgilinin aklı dağıtan etkisini, “yine” ise bunun tekrarlanan bir karşılaşma olduğunu gösterir. İkinci dizedeki “Değer bir beni iklimler harâcı” yüzeyi melek simayı ülkelerin haracı ölçüsüne yaklaştırır; fakat “beni”nin kişi rolü ve değer hükmüne bağlanışı kapalıdır. Kaynakta görünmeyen ‘benim için’ yararlanıcısı eklenmez.