Sana cânâ derdimi bir bir beyân etsem gerek
Konuşan sevgiliye derdini bir bir anlatıp gözyaşını onun yolunda akıtmalıdır; ya kavuşacak ya dünyada izsiz kalacaktır. “Dâd elinden çarh-ı zâlim” ve “hakka kılan rüsvâyı” yüzeylerinin bağları açık tutulur; kavuşma olmaz, emek boşa gider, ah ok ve boy yay olur. Deniz içilse aşk ateşi dinmez, gözyaşı seli dünyayı boğar. Ömer, neşeli tek gün sürmediğini ve ayrılık acısını Mecnun kıssası gibi destana çevireceğini söyler. “Vuslat-ı cânâne bir” sıra tuhaflığı da korunur.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Sana cânâ derdimi etsem gerek
Gözlerim yaşın yolunda ben revân etsem gerek
1Ey sevgili, sana derdimi bir bir anlatmam gerek;
2Gözyaşımı yolunda akıtmam gerek.
- 2
Yâ odur irsem gerek ben vuslat-ı cânâne bir
Yâ vücûdum âlem içre etsem gerek
1Ya o: sevgiliye kavuşmaya erişmem gerek [kaynak sırası kapalı];
2Ya da varlığımı dünyada izsiz etmem gerek.
Kaynaktaki “Yâ odur” ile başlayan kavuşma dizesinin kelime sırası olağandışıdır; kesin söz dizimine zorlanmaz. Açık ikilik sevgiliye erişmek ile dünyada varlığı bînişan, yani izsiz kılmak arasındadır.
- 3
Dâd elinden geçmedi sana dilek
Vasl-ı yâr olmadı çektim bîhûde ben çok emek
1“Dâd elinden”, ey zalim felek; dilek sana geçmedi [nidâ bağı açık];
2Sevgiliye kavuşma olmadı, boşuna çok emek çektim.
“Dâd elinden çarh-ı zâlim” basılı dizimi, nida ile deyim arasında kesin bir bağ kurmaya yetmez; bu yüzden “adalet elinden” diye tamamlanmaz. Bu varyantta görülen kesin sonuçlar, dileğin feleğe erişmemesi, vuslatın gerçekleşmemesi ve harcanan çok emeğin boşa çıkmasıdır.
- 4
Senin ile aramızda bu kalırsa ey felek
Âhımı tîr eyleyüp etsem gerek
1Ey felek, aramızda bu böyle kalırsa;
2Ahımı ok edip boyumu yay etmem gerek.
Felekle ilişki bu hâlde kalırsa beden savaş aracına dönüşecektir: ah “tîr”, bükülen kad “kemân” olur. Acı hem oku üreten nefes hem onu fırlatacak yayı oluşturan beden olarak kendi silah sistemini kurar.
- 5
Bilürüm aşktır beni hakka kılan hep
Teskin olmaz âteşim nûşeylesem deryâyı hep
1Aşkın beni “hakka” rüsvay ettiğini bilirim [kaynak yüzeyi çözülmedi];
2Bütün denizi içsem ateşim dinmez.
Görünür “hakka” yüzeyi, yakın varyanttaki “halka” ile sessizce değiştirilmez; rüsvaylığın muhatap veya yön alanı çözülmeden bırakılır. Kesin olan failin aşk sayılması ve bütün derya içilse bile iç ateşinin teskin olmamasıdır.
- 6
Âkıbet gark eder dünyâyı hep
Dahi şimdengerü çok âh ü figan etsem gerek
1Sonunda gözyaşımın seli bütün dünyayı boğar;
2Bundan sonra daha çok ah edip feryat etmem gerek.
Gözyaşı “seyl-i sirişk” olarak sonunda bütün dünyayı gark edecek kadar büyür; kişisel ağlama kozmik tufana dönüşür. Şimdiden sonra daha çok feryat etme kararı, yaklaşan selin sesle de besleneceğini gösterir.
- 7
Geçirüp Âşık Ömer serden niçe encâmı ben
Sürmedim bir dem eyyâmı ben
1Âşık Ömer, baştan nice son geçirip ben [dizim açık];
2Tek anı gönül sevinciyle yaşayamadım ben.
“Serden niçe encâmı” dizimi geçirilen sonlar ve baş/can ilişkisi bakımından kapalı tutulur. Güvenli itiraf Ömer’in bir dem bile “sürûr-i kalb” ile eyyam sürmemesidir; yaşamın hiçbir aralığı iç sevinç taşımamıştır.
- 8
Çektiğim derd-i firâkı ben
Kıssa-i Mecnun gibi bir dâstân etsem gerek
1Çektiğim ayrılık derdini ve eziyet acılarını;
2Mecnun kıssası gibi destan etmem gerek.
Derd-i firak, mihnet ve âlâm üçlü acı kaydı hâline gelir. Bunları Mecnun kıssası gibi destan etmek, kişisel başarısız kavuşmayı tanınmış aşk anlatısının uzun, aktarılabilir biçimine dönüştürür.
Metnin kaynağı
Ergun 1936 No.349 gövdesinde “Geçirüp Âşık Ömer serden niçe encâmı ben” mahlası görünür.
Atıf kanıtını aç ↗Kaynak sürümü ergun1936-n349-EFECB107D7F0. Sadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer: Hayatı ve Şiirleri (1936), şiir No.349, PDF 280–281; 8 iki dizelik birim/16 dize. Kaynak aparatı: dize 3 “vuslat-ı cânâne bir”: SOURCE_VISIBLE_ODD_SURFACE_PRESERVED_NO_GUESS Tarama yeniden dağıtılmadı.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Sana derim sana ey gafil insanÂşık Ömer · Dinî öğüt manzumesi→
“Cânâ” burada sevgiliye yönelen hitaptır; günümüz Türkçesinde “ey can” diye başka bir sözlük alanına kaydırılmaz. Dert bir bir sevgiliye sunulur, gözyaşının onun yolunda revân edilmesi sözlü anlatıya bedensel bir iz ekler.