Şehâ devr ile devrânun cinanda câvidân olsun
On üç beytin hepsi “olsun” ile biten bir dua. Şair önce muhatabının devranına, çerağına ve kapısına dilekte bulunuyor, sonra On İki İmam'ı sırayla anıp her birinden bir yardım istiyor; kesretin kalkıp vahdetin açılmasını diledikten sonra mahlasıyla kapanıyor.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Şehâ devr ile devrânun cinanda olsun
Çerâğun tâ ebed yansun delîlün hânedân olsun
1Ey şah, devrin ve devranın cennette sonsuz olsun;
2çerağın ebede kadar yansın, delilin hanedan olsun.
- 2
Hudâ vü Mustafâ olsun senün dâyim nigehdârun
Kapunda devlet ü baht ü saâdet olsun
1Allah ve Mustafa daima senin gözeticin olsun;
2kapında devlet, baht ve saadet nöbetçi olsun.
İkinci beyit koruma dileğini gökten yere indiriyor: gözetici Allah ile Mustafa, kapıdaki nöbetçi ise devlet, baht ve saadet. Üç soyut kavramın pâsbân yapılması korunaklı bir kapı imgesi kuruyor. “Kapunda” kelimesi de muhatabı bir dergâh sahibi gibi gösteriyor.
- 3
Emîr-ül-mü’minin Hayder sana yâr olsun iy server
Önünce Hâdi-i rehber emîr-i mü’minân olsun
1Ey server, müminlerin emiri Hayder sana yâr olsun;
2önünde yol gösteren Hâdî, müminlerin emiri olsun.
Silsile burada başlıyor: Ali, aslan anlamına gelen Hayder adıyla ve müminlerin emiri unvanıyla anılıyor. İkinci dizedeki “Hâdi-i rehber” hem yol gösteren demektir hem imam adlarından biridir; beyit böylece hem dua hem kadro sayımı olarak çalışıyor. “Server” hitabı muhatabın başlığını tekrarlıyor.
- 4
Hasen birle Hüseyn olsun senün yâr ü nigehdârun
Ali Zeyn-el-abâ ilmi sana ayn-ı ayân olsun
1Hasan ile Hüseyin senin yârin ve gözeticin olsun;
2Ali Zeynelâbidîn'in ilmi sana apaçık görünsün.
İkinci ve üçüncü imam bir arada anıldıktan sonra dördüncüye geçiliyor. “Ayn-ı ayân” tamlaması aynı kökten iki kelimeyi çarpıştırıp bilginin gizli kalmamasını, göz önünde durmasını istiyor. Zeynelâbidîn'in ilmi böylece öğrenilecek değil, görülecek bir şey olarak diliyor.
- 5
Muhamed Bâkır u Ca’fer olar olsun sana rehber
Hemîne anlarun ışkı senün çeşminde cân olsun
1Muhammed Bâkır ile Câfer sana rehber olsun;
2hep onların aşkı senin gözünde can olsun.
Beşinci ve altıncı imamlar rehber sayılıyor, ama beyit bilgiden çok aşkı istiyor: onların aşkı muhatabın gözünde can olsun. Göz ile can arasında kurulan bu bağ bakışı bir hayat kaynağına çeviriyor. “Hemîne” alışılmadık bir biçim ve kaynakta böyle dizilmiş; “Muhamed” de tek m ile.
- 6
İmam Kâzım Ali Mûsâ Rızâ’nun himmeti dâyim
Senünle ma’nide u hemdem hem’inân olsun
1İmam Kâzım ile Ali Mûsâ Rızâ'nın himmeti daima
2seninle mânada yoldaş, arkadaş ve dizgin arkadaşı olsun.
Yedinci ve sekizinci imamlar bu kez yol arkadaşlığı diliyle anılıyor: hemrâh, hemdem, hem'inân. Üçü de “hem-” önekiyle kuruluyor ve beraberliği yürüyüşe, sohbete ve aynı dizgini tutmaya kadar çeşitlendiriyor. “Ma'nide” kaydı bu yoldaşlığı görünen dünyada değil, mana âleminde arıyor.
- 7
Takî birle Nakî mihri sana Hak’dan hidâyetdür
Deminde Şah Hasen nutkı sana tîg-ı zebân olsun
1Takî ile Nakî'nin sevgisi sana Hak'tan gelen bir hidayettir;
2deminde Şah Hasan'ın sözü sana dil kılıcı olsun.
Dokuzuncu ve onuncu imamların sevgisi bir duygu değil, Hak'tan gelen bir hidayet sayılıyor. İkinci dizedeki “tîg-ı zebân” sözü kılıca çeviriyor; nutuk bir silah olarak isteniyor. Buradaki Şah Hasan, imam sırasına göre on birinci imam Hasan el-Askerî'dir, Kerbelâ'dan önceki Hasan değil.
- 8
Senün bu kutlu devrânunda olsun Mehdi’nün devri
Senün vakt-ı zamânunda dem-i sâhib zamân olsun
1Senin bu kutlu devranında Mehdi'nin devri olsun;
2senin vaktinde zamanın sahibinin demi olsun.
Sayım on birinci imamdan sonra beklenen sona varıyor: Mehdî. Beyit iki dizede de aynı işi yapıyor, muhatabın zamanını mehdînin zamanıyla çakıştırmak istiyor. “Sâhib zamân” Mehdî'nin unvanıdır; dua böylece bir ömür dileğinden bir çağ dileğine büyümüş oluyor.
- 9
Yüzünden perdeyi ref’it görünsün nûr-i Hak zâhir
Lebünden bir haber eyle nihan sırrı ayân olsun
1Yüzünden perdeyi kaldır, Hakk'ın nuru açıkça görünsün;
2dudağından bir haber ver, gizli sır açığa çıksın.
Silsile bitince ses değişiyor: dua yerini doğrudan bir isteğe bırakıyor. Perdenin kaldırılması ve dudaktan bir haber verilmesi, gizli olanın açığa çıkması için iki ayrı kapı. Zâhir ile nihan aynı beyitte karşı karşıya konarak istenen şeyin ne olduğunu adlandırıyor.
- 10
Hakikat ilminün kimse beyânın bilmedi şâhâ
Senün şânuna gelmişdür yine senden beyân olsun
1Ey şah, hakikat ilminin açıklamasını kimse bilmedi;
2bu iş senin şanına düşmüştür, açıklama yine senden olsun.
Beyit bir övgü ama mantığı ilginç: hakikat ilmini kimse açıklayamadığına göre açıklama yine muhataptan gelmelidir. “Senün şânuna gelmişdür” ifadesi bunu bir yetenek değil, kişiye düşmüş bir pay olarak söylüyor. Şair böylece sorduğu şeyin cevabını da karşısındakine bırakıyor.
- 11
Getür kesreti âlemden gel iy serhalka-i tevhîd
Açılsun vahdetün virdi cihâna cümle cân olsun
1Ey tevhit halkasının başı, gel, âlemden kesreti kaldır;
2vahdetin virdi açılsın, cihana baştan başa can olsun.
Kesret ile vahdet, yani çokluk ile birlik, tasavvufun temel karşıtlığıdır. Buradaki “getür” eski Türkçedeki “götür”, yani kaldır anlamındadır; istenen şey âlemden çokluğun kaldırılması. “Serhalka-i tevhîd” muhatabı zikir halkasının başına oturtuyor, dilek de o halkadan cihana yayılıyor.
- 12
Kemâl ehli olan canlar cihanda almadı kâmın
Senün devründe anlar kâmyâb ü kâmrân olsun
1Kemal ehli olan canlar cihanda muradını alamadı;
2senin devrinde onlar murada ersin, dilediğini bulsun.
Kemal ehlinin cihanda muradına ermemesi klasik bir şikâyettir; beyit bunu bir devir vaadine çeviriyor. Kâmyâb ile kâmrân aynı kökten iki kelime, ikisi de murada ermeyi anlatır ve yan yana gelince dilek pekişiyor. “Kâm” böylece iki dizede üç kez dönmüş oluyor.
- 13
Tufeylînün bu nazmuna nazar kıl iltifat eyle
Cihanda söylesün vasfını peyg-i râygân olsun
1Tufeylî'nin bu şiirine bir bak, iltifat et;
2cihanda vasfını söylesin, karşılıksız bir haberci olsun.
Mahlas beytinde şair, kasidesine bakılmasını ve iltifat görmesini istiyor. Ama son dizede karşılık talebini geri çekiyor: şiir, vasfı bedelsiz söyleyen bir haberci olsun. “Râygân” hem bedava hem boş yere demektir ve iki anlam birden kapanışa ince bir tevazu katıyor.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'taki 144577 numaralı sürüm esas alındı. Kaynakta ayrı bir başlık yok, ilk dize başlık yapıldı; gövdenin başındaki sıra numarası (“— 1 —”) ve Ergun'un tanıtım düzyazısı alınmadı, geriye yirmi altı dize, yani on üç beyit kaldı. Beşinci beyitte “Muhamed” tek m ile dizilmiş ve aynı beyitte alışılmadık “Hemîne” biçimi var; ikisi de düzeltilmedi. Eski yazımlar korundu: “senün”, “devründe”, “nazmuna”, “kapunda”, “çerâğun”, “ref'it”, “hem'inân”. Ölçü baştan sona hezec (Mefâîlün ×4); açılış beytiyle “Kapunda devlet ü baht ü saâdet pâsbân olsun” dizesinde med ve imâle var, kalıp değişmiyor.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Kaside bir dua kalıbıyla açılıyor ve o kalıp on üç beyit boyunca hiç değişmiyor: her beyit “olsun” ile kapanıyor. İlk beyit dileği ikiye ayırıyor — devranın cennette sürmesi ve çerağın ebede kadar yanması. Çerâğ tekkede uyandırılan ışıktır, delîl de onu yakan hizmet sahibi.