DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Kaygusuz Abdal/Bugün Bir Dolaba Soru Sordum
Dolapla söyleşen uzun tasavvufî destan · 14.–15. yüzyıl

Bugün Bir Dolaba Soru Sordum

Kaygusuz Abdal inleyen su dolabına niçin ağladığını sorar; dolap da dağdaki ağaç hâlinden kesilip delinerek çalıştırılmasına uzanan serüvenini anlatır. Süleyman, İskender ve eski hükümdar örnekleri dünyanın geçiciliğini gösterir; kapanış sabır, tevekkül ve irfan öğüdüne varır.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Suâl itdüm bugün ben bir dolaba

    Niçün dâyim sürersün yüz bu âba

    1Soru sordum bugün ben bir dolaba.

    2Neden yüzünü durmadan bu suya sürersin?

    Şair su dolabına soru sorar; yüzünü sürekli suya sürmesi, çalışan düzeni ibadet eder gibi eğilip kalkarken gösterir. Su, bu eğilişin aynasıdır.

  2. 2

    Niçün bağrun delikdür gözlerün yaş

    Sebeb neden dolaşdun bu itâba

    1Bağrın neden delik, gözlerin neden yaşlı?

    2Hangi sebeple bu azaba düştün?

    Dolabın delinmiş gövdesi bağra, akan suyu gözyaşına çevrilir; soru, makinenin yapısını acı çeken bir bedene benzetir. Delik gövde böylece yaraya dönüşür.

  3. 3

    İnildinden delündi derdlü bağrum

    Firakundan ciğer döndü kebâba

    1İniltilerinden dertli bağrım delindi.

    2Ayrılığından ciğer döndü kebaba.

    Dolabın iniltisi anlatıcının bağrını deler, ayrılığı da ciğerini kebaba çevirir; iki dizede işitilen ses, şiirin dinleyen bedende açtığı ikinci yaraya dönüşür.

  4. 4

    Ne zulm itdi sana bu çerh-i gerdun

    Ki derdün defteri sığmaz kitâba

    1Ne zulm etti sana bu dönen felek.

    2Ki derdin defteri sığmaz kitâba.

    Dönen feleğin dolaba ettiği zulüm o kadar büyüktür ki dertlerin kaydı kitaba sığmaz; bu iki dize, dolabın acısını şiirin fanilik anlatısında kozmik düzene yükler.

  5. 5

    Dolab ider eyâ gözüm çerâğı

    İşitmeğe cevâbun aç kulağı

    1Dolap der ey gözüm ışığı.

    2Cevabımı duymak için kulağını aç.

    Dolap konuşmaya başlayıp şaire “gözümün nuru” diye seslenir; iki dizedeki soru-cevap dönüşü, şiirin anlatma sırasını artık acısını açıklayacak dolaba verir.

  6. 6

    Nice budur sorarsan sergüzeştüm

    Ki ben boylar idüm bir yüce dağı

    1Hikâyemi sorarsan, işte şöyledir:

    2Ben bir zamanlar yüce bir dağ boyunca yükselirdim.

    Dolap artık kendi serüvenini anlatmaya başlar: bugünkü yaralı ve dönen gövdesinin karşısına, bir zamanlar yüce dağda yükselen ağaç hâlini koyar.

  7. 7

    Geçirmişdüm serâdan göklerümi

    İrişdürdüm süreyyâya bu dağı

    1Kaynakta “Geçirmişdüm serâdan göklerümi” biçiminde geçen dize, “serâ” yüzeyi nedeniyle güvenle kesinleştirilemiyor.

    2Eriştirdim Süreyya yıldızına bu dağı.

    Ağaçken göklere yükselen boyunu Süreyya yıldızına kadar uzatması, dolabın bugünkü alçalışından önceki görkemini kurar; “serâ” yüzeyi çözümsüzdür.

  8. 8

    Durağa kamu kuşlar

    Budağumda dutarlardı otağı

    1Bütün kuşlar konaklamak için toplanır,

    2Dallarımda tutarlardı otağını.

    Kuşların dallarda otağ kurması, eski ağacı canlıların konakladığı korunaklı bir dağ mekânı olarak hatırlatır. Ağaç geçmişte bir kuş yurdudur.

  9. 9

    Öterdi tûtî vü kumrî vü turrac

    Geçürdüm bir zaman bu resme çağı

    1Papağan, kumru ve turaç öterdi;

    2Bir çağı bu hâlde geçirdim.

    Papağan, kumru ve turaç sesleri geçmiş çağın işitsel zenginliğini taşır; dolap bu huzurlu dönemi, şiirdeki kesilip çalıştırılma hikâyesinden önceye yerleştirir.

  10. 10

    Heves bağında can mürgi gezerken

    Üzüldü ömr kuşının tuzağı

    1Heves bağında can kuşu gezerken.

    2Ömür kuşunun tuzağı bozuldu.

    Can kuşu heves bağında dolaşırken ömür kuşunun tuzağı bozulur; iki dizedeki kuş ve bağ imgeleri, dolabın geçmişinden kopuşunu kaderin gelişiyle açıklar.

  11. 11

    Kazâ koydu meğer Hudâ’dan

    Ki bir şahs irişüb saldı nacağı

    1Meğer kader bunu Tanrı’nın eliyle hazırlamış.

    2Ki bir şahs erişip saldı baltayı.

    Ağacın yazgısı Tanrı’nın hükmüne bağlanırken baltalı kişinin gelişi bu hükmün dünyadaki aracı olur; kesilme hem somut olay hem kaçınılmaz kaderdir.

  12. 12

    Delüben bağrumı dakdı kemendi

    Süridiler dolaşdum her sokağı

    1Bağrımı delip kemendi taktı.

    2Sürüyüp her sokakta dolaştırdılar.

    Kesilip bağrı delinen ağaca kemend takılır ve sokaklarda sürüklenir; iki dize, dolabın yapımını şiir boyunca zorla götürülen bir tutsağın hareketleriyle anlatır.

  13. 13

    Sokaklarda niçe müddet yaturken

    Gelen geçdi ururlardı ayağı

    1Sokaklarda nice müddet yatarken.

    2Gelip geçenler ayağıma vururdu.

    Sokakta uzun süre yerde kalan ağacın ayağına herkes vurur; eski yüksekliğin yerini kamusal aşağılanma almıştır. Dolabın düşüşü ayak altında sürer.

  14. 14

    Demür mıhlar tokundu yüreğüme

    Kaza destiyile çerhun çomağı

    1Demir çiviler yüreğime dokundu.

    2Kaza eliyle feleğin çomağı.

    Demir çivilerin yüreğe değmesi, yapım işlemini yeniden bedensel eziyet olarak gösterir; feleğin çomağı da şiirde ağacın uğradığı dönüşümü kaderin eliyle açıklar.

  15. 15

    Zekeryâ [1] gibi bağrumdan delüben

    Dolab içün düzetdiler

    1Zekeriya [1] gibi bağrımdan delindim;

    2Kaynakta “Dolab içün düzetdiler yerağı” biçiminde geçen dize, “yerağı” yüzeyi nedeniyle güvenle kesinleştirilemiyor.

    Zekeriya’ya ilişkin dipnotlu benzetme, bağrından delinmeyi kutsal bir çileye bağlar; “yerağı” sözü açıklanamadığından hazırlanan şey kesinleştirilmez.

  16. 16

    İnilerüm ben anda dost diyüben

    Gözüm yaşı sular büstân u bağı

    1Orada “dost” diyerek inlerim.

    2Gözüm yaşı sular bostan ve bağı.

    Dolabın “dost” diye inlemesi zikre dönüşürken akan su, bostanla bağı sulayan gözyaşı olur; acı aynı anda hizmet üretir. Su burada zikrin ürünüdür.

  17. 17

    Felek kime taturdı bir kaşuk bal

    Sonında sunmadı tas ile ağı

    1Felek kime tattırdı bir kaşık bal.

    2Sonunda sunmadı tas ile zehri.

    Feleğin sunduğu bir kaşık balın ardından tas dolusu zehir gelir; iki dize, kısa hazzı büyük acıyla ölçü bakımından karşılaştırarak şiirin fanilik hükmünü güçlendirir.

  18. 18

    Süleyman kim sürerdi tahtını yil

    Son ucı toprağa kodı yanağı

    1Süleyman’ın tahtını rüzgâr taşırdı.

    2Sonunda yanağını toprağa koydu.

    Rüzgâra tahtını taşıtan Süleyman’ın sonunda toprağa yanağını koyması, en büyük iktidarı ölüm karşısında eşitler. Tahtın rüzgârı ölümü durduramaz.

  19. 19

    Skender kim cihânı kaf ber kaf

    Dutub hükmiyle sürmişdi yasağı

    1İskender dünyayı Kaf’tan Kaf’a kadar tutmuştu.

    2Hükmüyle yasasını yürütmüştü.

    İskender’in Kaf’tan Kaf’a uzanan hükmü ve yasası anılır; genişleyen iktidar, bir sonraki ölüm örneğine hazırlık yapar. Yine de bu yasa kalıcı değildir.

  20. 20

    Gezüb zulmet ararken âb-ı hayvan

    Tolu zehr ile sundılar eyağı

    1Karanlıkta dolaşıp hayat suyunu ararken,

    2Ona zehir dolu kadehi sundular.

    Karanlıkta hayat suyunu arayan hükümdara zehir dolu kadeh sunulur; ölümsüzlük arayışı ölüm içeceğiyle tersine çevrilir. Aranan su, ölüm tadına döner.

  21. 21

    Kani Kayser kani Kisrâ kani Sâm

    Belürmez bunlarun yurdı durağı

    1Nerede Kayser nerede Kisrâ nerede Sâm.

    2Belli olmaz bunların yurdu durağı.

    Kayser, Kisrâ ve Sâm’ın peş peşe sorulması eski kudret sahiplerini yoklukta eşitler; bir zamanlar dünyaya hükmedenlerin bugün yeri bile bilinmez.

  22. 22

    Cihânun varlığı başdan başa heb

    Belâ yurdıdürür mihnet ocağı

    1Cihanın varlığı baştan başa hep.

    2Burası belâ yurdu, sıkıntı ocağıdır.

    Dünyanın bütün varlığı belâ yurdu ve mihnet ocağı diye adlandırılır; bu iki dize, şiirde anılan hükümdarların faniliğini herkes için geçerli bir hükme bağlar.

  23. 23

    Resul bu ki çü Beyt-ül-ankebut dir

    Pes ol olur mekeslerün tuzağı

    1Resul bunu örümcek evine benzetir.

    2Böylece sineklerin tuzağı olur.

    Dünya örümcek evine benzetilir ve sinekleri yakalayan tuzak olur; iki dize, zayıf görünen ağın ona kapılan canlı için nasıl ölümcül bir mekâna dönüştüğünü gösterir.

  24. 24

    Beka ehli fenâda mülk idinmez

    Bekâdur anlarun yiri turağı

    1Kalıcı âlem ehli geçici dünyada mülk edinmez.

    2Kalıcı âlemdir onların yeri turağı.

    Kalıcı âleme yönelenler geçici dünyayı mülk edinmez; yer ve durak seçimini bu dünyadan öteye taşıyan birim, fanilik dersini davranış ölçüsüne çevirir.

  25. 25

    Alâî Gaybi bunda kılmaz

    Hakun fazlıdürür ancak dayağı

    1Alâî Gaybî burada başka bir dayanak aramaz;

    2Hakk’ın lütfudur ancak dayağı.

    “Tekye” yüzeyinin özel anlamı kesinleşmese de ikinci dize Alâî Gaybî’nin tek dayanağını açıklar: konuşan dünyevî bir desteğe değil, yalnız Hakk’ın lütfuna yaslanır.

  26. 26

    Sabur seccâdesin altına salmış

    Tevekkülden kuşanmışdur kuşağı

    1Sabır seccadesini altına salmış.

    2Tevekkülden kuşanmıştır kuşağı.

    Sabır yere serilen seccade, tevekkül de bele bağlanan kuşaktır; iki dize, şiirin sonunda yolcunun üzerinde durduğu ve kuşandığı iki erdemi somutlaştırır.

  27. 27

    KAYGUSUZ [2] sözini ârife söyle

    Ne bilür sükkeri karga

    1KAYGUSUZ [2] sözünü ârife söyle.

    2Karga şekeri ne bilir? “Burağı” yüzeyi ise bağlamda kesinleşmiyor.

    Kaygusuz sözünü anlayış sahibine ayırır; karganın şekeri bilmemesi bu seçimi açıklarken basılı “burağı” yüzeyi çözülmeden bırakılır ve şiir tahmine kapalı çizgide kapanır.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Aidiyet doğrulandı

Kaygusuz Abdal mahlası gövdede görünür ve bağımsız bir okuyucunun kaynakla birebir karşılaştırmasıyla doğrulanmıştır.

Atıf kanıtını aç ↗

Halk Edebiyatı Antolojisi, 1938; Kaygusuz Abdal, basılı No. 3, PDF 183–184; 27 birim/54 dize. Görsel kanıt kayıt altındadır; tarama yeniden dağıtılmaz. Basılı aparat: dize 29, [1]: görünür yüzey korundu dize 53, [2]: görünür yüzey korundu

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirYücelerden Yüce Gördüm
Yücelerden yüce gördüm
Kaygusuz Abdal · Soru ve taşlama tonlu tekke şiiri

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

serâ

Kaynak bağlamında kesin anlamı belirlenemeyen tarihî yüzey; saray, yeryüzü veya başka bir gönderge olduğu ileri sürülmez.

derneşüben

Toplanıp bir araya gelerek.

mürg

Kuş.

desti

El anlamındaki Farsça kökenli tarihî yüzey.

yerağı

Hazırlık, donanım veya silah anlam alanındaki tarihî yüzey; birimdeki özel karşılık kesinleştirilmez.

mekes

Sinekler.

tekye

U25’te dayanak ve yaslanma anlam alanındaki tarihî yüzey; kurumsal tekke anlamı bağlamda kesinleştirilmez.

burağı

“karga” ve “şeker”le kurulan dizedeki tarihî yüzey; Burak bineği adı mı yoksa başka bir söz mü olduğu bağlamdan kesinleşmez