Sürücü
Karlı yolda yalınayak çalışan kimsesiz çocukla yapılan konuşma, anlatıcının kendi sıcak evindeki rahatlığı vicdani bir üşümeye dönüştürür.
Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.
- 1
Gidiyorduk: Kar üstünde bir incecik çığırdan;
Gidiyorduk: İri buzlar sarkıtmıştı her saçak;
Gidiyorduk: Ben hayvanın üzerinde, o yayan;
Gidiyorduk: Ben giyimli, o zavallı .
1Karın üstündeki incecik bir patikadan gidiyorduk;
2her saçaktan iri buzlar sarkarken gidiyorduk;
3ben binek hayvanının üstünde, o yürüyerek gidiyordu;
4ben giyimliydim, zavallı çocuk yalınayaktı.
- 2
Sefilciğin yırtık pırtık bir sırtında;
Görünüyor gibi idi vücudunun her yeri.
O çatlamış, mosmor olmuş dudakları altında
Birbirine vuruyordu beyaz, güzel dişleri.
1Zavallının sırtında yırtık pırtık bir giysi vardı;
2neredeyse bütün vücudu görünüyordu.
3Çatlamış, mosmor olmuş dudaklarının altında
4beyaz ve güzel dişleri soğuktan birbirine vuruyordu.
İkinci dörtlük çocuğun bedenine yaklaşır. Yırtık giysi deriyi örtemez; mor dudak ve birbirine vuran dişler soğuğun dış manzaradan bedene geçtiğini gösterir. Dişlerin güzelliği ile titremesi arasındaki karşıtlık, genç ve canlı bedenin maruz kaldığı yoksunluğu keskinleştirir.
- 3
— Oğlum, her bir seferinde sen kaç para alırsın?
— Bir .
— Evin nerde? Kimin kimsen var mıdır?...
— Ne evim var, ne kimsem var...
— Gece nerde kalırsın?
— Ahırdaki gübrelikte... Sıcak olur, ısıtır.
1— Oğlum, her sefer için kaç para alırsın?
2— Bir metelik.
3— Evin nerede, yakının var mı?
4— Ne evim var ne de kimsem.
5— Geceleri nerede kalırsın?
6— Ahırdaki gübrelikte; sıcak olur, beni ısıtır.
Sorular ücret, ev, yakın ve gece barınağı sırasıyla çocuğun bütün güvencelerini yoklar; cevaplar gittikçe kısalır. Bir metelik düşük kazancı, ‘ne evim ne kimsem’ mutlak yalnızlığı gösterir. Gübrelik utanç konusu değil soğukta işe yarayan tek sıcak yer olarak söylenir.
- 4
Ey kimsesiz, sefil çocuk! ben seksen yıl yaşasam
Bu acıklı sözlerini hiç bir vakit unutmam...
Kim bilir ki bu akşam da böyle bir kış gününde,
Sana karşı duvar olan hangi ahır önünde
Aç ve çıplak bir dilenci gibi titrer durursun?
Ellerini: «Açın!» diye hangi taşa vurursun?...
1Ey kimsesiz, yoksul çocuk; seksen yıl yaşasam da
2bu acı sözlerini hiçbir zaman unutmam.
3Kim bilir bu kış akşamında
4sana duvar kesilen hangi ahırın önünde
5aç ve çıplak bir dilenci gibi titreyip duruyorsun;
6‘Açın!’ diyerek ellerini hangi taş kapıya vuruyorsun?
Çocuktan ayrılan anlatıcı gelecekteki uzun ömrünü bu kısa konuşmanın unutulmazlığıyla ölçer. Ahırın duvarı barınak olmak yerine çocuğa karşı kapanır, kapı ise cevap vermeyen taş olur. ‘Açın’ çağrısı hem giriş isteğini hem açlığın sesini aynı kelimede duyurur.
- 5
Ah, bu acı hallerini düşündükçe senin ben,
Soğuk bir şey duyar gibi oluyorum içimden.
Ateşleri beyaz küllü mangalımın başında
Vücuduma kar yağıyor gibi bir şey olmada;
İşte ben de senin gibi titremeye başladım.
Donuyorum, çekiliyor her yerimden hayatım!...
1Senin bu acı hâlini düşündükçe
2içimde soğuk bir şey duyuyorum.
3Ateşi beyaz külle örtülü mangalımın başında bile
4vücuduma kar yağıyormuş gibi oluyor;
5ben de senin gibi titremeye başlıyorum,
6donuyorum ve hayat bütün bedenimden çekiliyor.
Anlatıcı sıcak evine dönse de gördüğü eşitsizliği bedeninden çıkaramaz. Mangal ile kar aynı anda duyulur; fiziksel sıcaklık vicdanın soğuğunu gidermez. Çocuğun titremesi anlatıcının bedeninde yinelenirken tanıklık, uzaktaki acıyı rahat koltuğun içinde yaşanan sarsıntıya dönüştürür.
Metnin kaynağı
Türkçe Vikikaynak'ın 165456 sabit revizyonu ve transklüde Türk Sazı.pdf 22–23. sayfaları birlikte denetlendi. Şablon, başlık, ithaf ve sayfa numarası çıkarıldı; kaynak yazımı sessizce düzeltilmedi.
Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.Bir hata mı var? Bildirin
Sırada ne var?
Sen, şu sefil dünyada hiç bir zaman gülmedin;Mehmet Emin Yurdakul · Bentli şiir→
Dört kez tekrarlanan ‘gidiyorduk’ iki kişiyi aynı yolda tutarken koşullarını giderek ayırır. Kar ve buz ortak çevredir; fakat biri hayvan üstünde ve giyimli, öteki yaya ve yalınayaktır. Yolculuğun dil bilgisel birlikteliği, bedensel eşitsizliği daha görünür kılar.