DDizegâhDijital şiir arşivi
Şiirler/Tevfik Fikret/Tecdîd-i İzdivâç
Manzume · 20. yüzyıl

Tecdîd-i İzdivâç

Beş hafta içinde susan bir evliliğin öyküsü: annesi övünsün diye gelin edilmiş bir kız, hayatını daralmış sayan bir koca, kışa sonra da mezara dönmüş bir ev. Manzume ayrılığın eşiğine kadar gidiyor, sonra beşiğin başında yeniden kurulan bir bağla kapanıyor.

Özgün dizeler ve günümüz Türkçesi karşılığı gösteriliyor.

  1. 1

    Evlendiler, seviştiler amma ;

    Sevda sükuta başladı beş hafta geçmeden.

    1Evlendiler, seviştiler ama geçici olarak;

    2sevgi, beş hafta geçmeden susmaya başladı.

    Manzume sonucunu en başa koyuyor: hikâyenin hükmü ilk beyitte verilip sebep geriye doğru aranıyor. "Muvakkaten" tek kelimeyle bütün mutluluğa süre biçiyor. Kopuşun adı kavga değil "sükût": Fikret'in seçtiği bitiş biçimi gürültü değil, konuşacak şeyin tükenmesi. "Beş hafta" gibi sayılı bir süre de duyguyu takvime bağlıyor.

  2. 2

    Evlendiler, niçin? Bunu bir kız nasıl bilir?

    Evlenmesiyle maderi olmuştu ;

    1Evlendiler, niçin? Bunu bir kız nasıl bilebilir?

    2Kızın evlenmesiyle annesi övünç duymuştu;

    Soruyu soran anlatıcı cevabı kıza bırakmıyor, elinden alıyor: "bir kız nasıl bilir" derken kararın kızın kararı olmadığını söylüyor. Sebep bir sonraki dizede beliriyor — evliliğin asıl kazananı annedir, "müftehir" yani iftihar eden odur. Beyit, evliliği bir duygu meselesi değil bir aile gösterisi olarak kuruyor.

  3. 3

    Zevcin de verdi neş'e düğün akrabasına,

    Lakin dokundu kendi hayal ü havasına.

    1Düğün, kocanın akrabalarına da neşe verdi,

    2ama onun kendi hayaline ve hevesine dokundu.

    Aynı düğün iki yöne iki türlü işliyor: akrabalara neşe, damada zarar. "Dokunmak" burada okşamak değil, sağlığı bozmak anlamında; "hayal ü hava" ise gencin kurduğu tasarılar ve keyfi. Böylece bir önceki beyitte annesi övünen kızın yanına, aynı düzenin ikinci kurbanı olarak erkek konuyor: iki taraf da başkası için evlenmiş.

  4. 4

    Tahdid idi, onun nazarında, hayatını

    Bir şahsa hasrediş emel ü irtibatını...

    1Onun gözünde bu bir sınırlanmaydı: hayatını,

    2emellerini ve bağlarını tek bir kişiye adamak…

    Cümle yüklemini başa alıp öznesini ikinci dizeye bırakıyor; böylece "tahdid" hükmü okurun aklında asılı bekliyor. "Hasrediş" adamak, yalnız birine ayırmak demek; genç adam evliliği bir kazanç değil bir kısılma sayıyor. Üç noktayla kapanan dize, bu düşüncenin dile getirilmeyip içte kaldığını gösteriyor.

  5. 5

    Evlendiler, seviştiler amma .

    Sevda sükuuta başladı beş hafta geçmeden.

    1Evlendiler, seviştiler ama geçici olarak.

    2Sevgi, beş hafta geçmeden susmaya başladı.

    Nakarat aynen dönüyor, yalnız ilk beyitteki noktalı virgül burada noktaya çevrilmiş: hüküm artık soru sormuyor, kapatıyor. Kaynakta bu ikinci geçişte kelime "sükuuta" biçiminde dizilmiş, fazladan bir "u" var; dokunulmadı. Tekrar manzumeye şarkı gibi bir bel kemiği veriyor ve arada anlatılan sebepleri bir çerçeveye alıyor.

  6. 6

    Endişeden gönülleri hali değildi hiç;

    Olmuştu bir şita bu gönüllerde .

    1Gönülleri bir an kaygıdan boş değildi;

    2bu gönüllere bir kış yerleşmişti.

    "Hâlî" boş demek: gönüller kaygıdan hiç boşalmıyor. İkinci dize bu hâli bir mevsime çeviriyor — "şitâ" kış, "mündemiç" içine sinmiş, yerleşmiş anlamında. Soğukluk dışarıdan gelip geçen bir hava değil, gönlün içine kurulmuş bir iklim. Manzume boyunca sürecek buz ve donukluk istiaresi burada başlıyor.

  7. 7

    bir kadınla bir erkekti hanede;

    Dargın bir ihtiram idi cari meyanede;

    1Evde birbirine yabancı bir kadınla bir erkek vardı;

    2aralarında yürüyen şey dargın bir saygıydı;

    Evlilik tarifi tersine çevriliyor: evde karı koca değil, "bîgâne" yani birbirine yabancı bir kadın ve bir erkek var. "Cârî" akan, yürürlükte olan demek; aralarında akan şey sevgi değil, kırgınlıkla karışmış bir nezaket. "Dargın bir ihtirâm" tamlaması iki kelimeyi çarpıştırarak bu evin havasını tek darbede kuruyor.

  8. 8

    Ba'zan ısındırırsa da nevvare-i heves

    - Benzer mi aşk-ı halise bir şevk-ı muktebes? -

    1Hevesin ışıldağı bazen ısıtsa da

    2— ödünç alınmış bir istek katıksız aşka benzer mi? —

    Beyit bir cümlenin ortasında duruyor: "ısındırırsa da" şartı, iki dize sonraki "olmazdı müntefî" hükmünü bekliyor. Araya çizgilerle giren soru anlatıcının kendi sesi. "Muktebes" başkasından alınmış, aktarılmış demek; "aşk-ı hâlis" ise saf, karışıksız aşk. Heves ödünç bir ışık, aşk kendi yağıyla yanan ateş.

  9. 9

    Olmazdı o bütün bütün;

    Gittikçe ya da gelmemeye başladı düğün.

    1o soğukluk bütün bütün sönmezdi;

    2düğün de gitgide akla gelmemeye başladı.

    "Müntefî" sönmüş, ortadan kalkmış demek: heves ateşi soğukluğu bastırmıyor, yalnız bir süre örtüyor. Kaynaktaki "ya da" dizgisi, sourceNote'ta açıklanan "yâda" emendasyonuyla günümüz Türkçesinde akla gelmemek olarak karşılandı; özgün dizeye dokunulmadı.

  10. 10

    Bir şeb getirdi hatime bezm-i muhabbete,

    Çıktı sabahı tıfl-ı muhabbet seyahate...

    1Bir gece sevgi meclisine son verdi,

    2sabahı da sevgi çocuğu yolculuğa çıktı…

    Ayrılık tek bir gece ve onu izleyen sabahla anlatılıyor. "Bezm-i muhabbet" sevgi meclisi, "tıfl-ı muhabbet" ise sevginin çocuğu; ilki dağılıyor, ikincisi yola düşüyor. Fikret boşanma ya da kavga kelimesini hiç kullanmıyor; sevgiyi evi terk eden bir çocuğa çevirip aynı işi mecazla yapıyor.

  11. 11

    Birkaç zaman da öyle güzar etti günleri

    Dönmüştü bir mezara evin gerçek her yeri,

    1Günleri bir süre daha öyle geçti;

    2evin gerçekten her yeri bir mezara dönmüştü,

    "Güzâr etmek" geçmek demek; zaman burada yaşanmıyor, yalnız geçiyor. İkinci dize altıncı beyitteki kışı bir basamak yukarı taşıyor: soğukluk artık iklim değil ölüm. "Gerçek her yeri" ifadesindeki "gerçek" pekiştirme olarak kullanılmış, yani istisnasız; ev tek bir odada değil bütün odalarında ölü.

  12. 12

    Bir yolcunun kudumu idi orda muntazar

    Gün doğmadan meşime-i şebden neler doğar!

    1Orada bir yolcunun gelişi bekleniyordu;

    2gün doğmadan gecenin rahminden neler doğar!

    "Kudûm" varış, "muntazar" beklenen demek; mezara dönmüş evde beklenen yolcu doğacak çocuktur. İkinci dize bir ünlemle atasözü tadına yükseliyor: "meşîme-i şeb" gecenin doğum zarı, eşi. Karanlık burada yok edici değil doğurucu; ölüm istiaresinin tam ortasına bir doğum imgesi yerleştiriliyor.

  13. 13

    Kaç hafta geçti bilmiyorum, bir seher yine

    Gösterdi zevce oğlunu, hiddetli zevcine:

    1Kaç hafta geçti bilmiyorum, bir sabah yine

    2kadın öfkeli kocasına oğlunu gösterdi:

    Anlatıcı ilk kez kendini gösteriyor ve bildiğinin sınırını söylüyor: "kaç hafta geçti bilmiyorum". Baştaki "beş hafta"nın kesinliği yerini belirsizliğe bırakmış; sevginin süresi sayılıyor, kırgınlığın süresi sayılamıyor. "Seher" seçimi de tesadüf değil, önceki beytin gece-doğum imgesinin sabahı. Kocanın sıfatı hâlâ "hiddetli"dir.

  14. 14

    "Bak yavrumuz!" O dem kadının doldu gözleri;

    Zevcin de hande-riz-i gurur oldu gözleri

    1"Bak yavrumuz!" O an kadının gözleri doldu;

    2kocanın gözleri de gururla gülümser oldu.

    Bütün manzumede kadından duyduğumuz tek söz bu iki kelime: "Bak yavrumuz!" İyelik eki çoğul, yani "benim" değil "bizim"; kırgınlığı çözen ayrıntı bu ekte duruyor. Beyit aynı organı, gözü, iki ayrı işle karşılaştırıyor: kadının gözü doluyor, kocanın gözü "hande-rîz", gülüş serpiyor. Kafiye kelimesi iki dizede aynen tekrarlanıyor.

  15. 15

    Pişinde ettiler beşiğin, gark-ı ibtihac

    Bir buse-i medid ile .

    1Beşiğin önünde, sevince batmış hâlde,

    2uzun bir öpüşle evliliklerini yenilediler.

    Cümle yüklemini son dizeye kadar vermiyor; "tecdîd-i izdivâç" hem başlık hem manzumenin son sözü oluyor. Nikâh yeniden kıyılmıyor, "bûse-i medîd" yani uzun bir öpüşle tazeleniyor ve töreni kıyan da beşiktir. "Gark-ı ibtihâc" sevince gömülmüş demek; açılıştaki "muvakkaten" hükmünü bozan tek an bu.

Kavram sözlüğü (8) ↓
Kaynak

Metnin kaynağı

Türkçe Vikikaynak'taki 152992 numaralı sürüm esas alındı; imlâsına dokunulmadı. Kaynak otuz satır, otuz dize; tarih, ithaf ya da imza satırı yok. İki dizgi tutarsızlığı olduğu gibi bırakıldı: nakarat ilk geçişte "sükuta", ikinci geçişte "sükuuta" yazılmış; 18. dizedeki "Gittikçe ya da gelmemeye başladı düğün" ibaresi anlamca "yâda gelmemek" (akla gelmemek) deyimini istiyor.

Kaynak sayfasını aç ↗Günümüz Türkçesi ve yorumlar Dizegâh editoryası tarafından hazırlanmıştır.
Bir hata mı var? Bildirin

Yanlış bir dize, hatalı bir çeviri ya da eksik bir kaynak gördüyseniz yazın. Metni doğrulayıp düzeltiyoruz.

Okumaya devam edin

Sırada ne var?

Sonraki şiirZekâ
Zekâ tefelsüfe mâ'ildi... Muttasıl düşünür.
Tevfik Fikret · Manzume

Kavram sözlüğü

8 kavram bulundu.

muvakkaten

Geçici olarak, bir süre için

müftehir

İftihar eden, övünen

mündemiç

İçine yerleşmiş, sinmiş

bigane

Yabancı, ilgisiz

bürudet

Soğukluk

müntefi

Sönmüş, ortadan kalkmış

meşime-i şeb

Gecenin doğum zarı; karanlığın rahmi

tecdid-i izdivaç

Evliliğin yenilenmesi